Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge stratejisi
“Terörsüz Türkiye” ve buna bağlı olarak şekillenen “Terörsüz Bölge” vizyonu, Türkiye’de uzun süredir yoğun tartışmalara konu olmuştur. Bir tarafta bu sürecin Türk devlet aklının ürünü olan stratejik bir proje olduğu savunulurken, diğer tarafta üniter yapıdan taviz verileceği, anayasanın ilk dört maddesinin zedeleneceği, federasyon ya da özerklik senaryolarının devreye sokulacağı yönünde ciddi eleştiriler ve iddialar gündeme getirilmiştir. Bu tartışmalar özellikle Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli şahsında sert ithamlar ve ağır söylemlerle yürütülmüştür.
Ancak sürecin bütüncül şekilde incelenmesi, meselenin yalnızca iç güvenlik başlığıyla sınırlı olmadığını; Suriye, Irak ve daha geniş Ortadoğu coğrafyasını kapsayan çok katmanlı bir jeopolitik mücadele alanına işaret ettiğini göstermektedir.
Devlet Aklı ve Üniter Yapı Gerçeği
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel nitelikleri; üniter yapı, egemenlik, ülkesel bütünlük ve anayasanın değiştirilemez ilk dört maddesi üzerine inşa edilmiştir. Bu yapı, geçici siyasi tercihlerle değil, tarihsel tecrübe, kurumsal hafıza ve devlet geleneği ile şekillenmiştir.
Bu çerçevede “Terörsüz Türkiye” hedefinin, bir taviz süreci değil; tam aksine terörün araçsallaştırılmasına son vermeyi amaçlayan uzun vadeli bir güvenlik ve istikrar stratejisi olduğu görülmektedir. Süreç, sadece PKK’nın Türkiye içindeki silahlı varlığına değil; PKK–PYD–SDG ekseni üzerinden Suriye’de kurulan terör yapılanmasına odaklanmaktadır.
PKK, SDG ve Suriye Boyutu
PKK’nın Türkiye’de zayıflaması, örgütün stratejik merkezini Suriye’nin kuzeyine kaydırmasına yol açmıştır. SDG ve PYD isimleri altında meşrulaştırılmaya çalışılan bu yapı, özünde PKK’nın farklı bir cephede yeniden konumlandırılmasındn ibarettir.
Bu yapılanma, sadece Türkiye için değil; Suriye’nin toprak bütünlüğü, Irak’ın iç dengeleri ve bölgesel istikrar açısından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Nitekim Suriye ordusunun son dönemde SDG unsurlarına yönelik operasyonları ve eş zamanlı olarak Türkiye, Suriye ve bazı Avrupa ülkelerinde gözlemlenen sokak kalkışmaları, meselenin çok aktörlü ve çok cepheli bir mücadele olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Terörsüz Türkiye projesi ile iç cephenin tahkim edilmedi hayata gecmeseydi, Suriye'de PKK SDG ye yapılan operasyonların Türkiye'de ki yansımaları bir ayaklanmaya neden olabilirdi. Bu gelişmeler, Türkiye’nin uzun süredir savunduğu “iç cepheyi tahkim etme” politikasının ne kadar isabetli olduğunu da göstermiştir.
Küresel Emperyalizm, Siyonizm ve Tarihsel Arka Plan
Ortadoğu coğrafyası, tarih boyunca emperyal güçlerin nüfuz mücadelesine sahne olmuş, etnik ve mezhepsel fay hatları bilinçli şekilde kaşınmıştır. Kürt isyanları tarihsel olarak incelendiğinde, hemen her dönemde yabancı istihbarat servislerinin, küresel güçlerin ve bölge dışı aktörlerin etkisi açıkça görülmektedir.
Bugün de DEM, PKK ve SDG yapılanmaları üzerinden yürütülen politikaların arkasında, bölgeyi istikrarsızlaştırarak enerji kaynaklarını, ulaşım koridorlarını ve siyasi karar mekanizmalarını kontrol altına alma hedefi bulunmaktadır. Bu bağlamda terör, yalnızca bir güvenlik sorunu değil; ekonomik, stratejik ve ideolojik bir araç olarak kullanılmaktadır.
Türkiye’nin Zaman, Güç ve İstikrar İhtiyacı
Türkiye’nin önünde çok net bir gerçeklik bulunmaktadır:
Küresel güç mücadelesinin bu kadar sertleştiği bir dönemde, en az 5 ila 7 yıllık bir barış ve istikrar sürecine ihtiyaç vardır.
Bu süre;
İç cephede birlik ve kardeşliğin güçlendirilmesi,
Savunma sanayisinin ileri teknolojiyle tahkim edilmesi,
Ekonomik kırılganlıkların azaltılması,
Enerji arz güvenliğinin sağlanması,
Türk Devletleri Teşkilatı’nın etkin bir jeopolitik aktöre dönüştürülmesi için hayati önemdedir.
Bu hedefler, silahlı çatışmalarla değil; akıl, stratejik sabır, diplomasi, caydırıcı askeri güç ve çok yönlü devlet politikalarıyla mümkün olabilir.
“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” stratejisi, günü kurtarmaya yönelik bir siyasi söylem değil; uzun vadeli bir devlet projesidir. Sürecin ilk etabında, terör örgütlerinin manevra alanlarının daraltıldığı, iç cepheyi hedef alan provokasyonların büyük ölçüde boşa çıkarıldığı görülmektedir.
Türk devlet aklı, tarihsel tecrübeye dayalı olarak sabırla, çok boyutlu ve soğukkanlı bir strateji izlemektedir. Bugün gelinen noktada yaşanan gelişmeler, sürece yönelik ağır ithamların ve karamsar senaryoların büyük ölçüde isabetsiz olduğunu ortaya koymuştur.
Türkiye, terörle mücadelede sadece silah kullanan değil; bölgesel barışı, ekonomik istikrarı ve küresel dengeyi gözeten bir güç olma yolunda ilerlemektedir. Bu yol zor, uzun ve çok katmanlıdır; ancak devlet geleneği, millet iradesi ve stratejik akıl bu süreci taşıyabilecek kudrete sahiptir.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Cemal kumluogulları
Günümüzde en kıymetli şeylerin başında zaman geliyor. Yazınızda ki görüşlere katılıyorum. Türkiye bu zorlu coğrafyada ayakta kalmak için siyasi askeri ekonomik, bilgi, teknoloji kısacası her alanda küresel bir güç olmalıdır. Bunun için zaman, sabır, akıl istikrar ve barış dönemine ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Enerji ve kaynaklarını terör ile kaybetmemelidir. Devlet bahçeli bey bu anlamda çok değerli bir devlet adamıdır. Yazar abimiz çok güzel ve yerinde bir analiz yapmış.
- Alp Demir
'Kürt isyanları tarihsel olarak incelendiğinde, hemen her dönemde yabancı istihbarat servislerinin, küresel güçlerin ve bölge dışı aktörlerin etkisi açıkça görülmektedir.' diyorsunuz. Çok doğru. Yani bunlar tarih boyu aparat olmuş ve olmaya dünden hazır. Ve hep hazır olacaklar. Terörü bitirmek yeterli olmayacak. Daha önce de defalarca bitirilmişti. Yine hortladı. Bizim de söylediğimiz budur. Bunu daha kaç kez bitirmek durumunda kalacağız. 100 kere bitirmemiz yetmedi mi? Bunu artık bir daha olmayacak şekilde bitirmemiz gerekmiyor mu? Yoksa birileri bundan keyif mi alıyor nedir? Bu gerçeği dillendirmeyi ırkçılık olarak alanların bu sorunun bitmesini adeta istemedikleri gibi bir gerçek de ortaya çıkıyor.
