Toplumsal Çevreleme Doktrini: İspanya
George F. Kennan'ın Containment (Çevreleme) doktrininde çevrelenen devletti fakat bugün artık çevrelenen devlet değil, toplumdur. Bu cümle, belki hiçbir strateji kitabında bu ifadeyle yazmıyor. Ancak son yirmi yılın uluslararası güvenlik pratiğine baktığımızda ortaya çıkan tablo tam olarak budur. 20. yüzyılın güvenlik mimarisi, Carl von Clausewitz'in "Savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır." anlayışı üzerine inşa edilmişti. Savaş; orduların, cephelerin ve coğrafyanın mücadelesiydi. Bugün ise savaşın araçları kadar hedefleri de değişmiştir. Devletler artık yalnızca topraklarını değil; kamu düzenlerini, dijital altyapılarını, ekonomik dirençlerini ve toplumsal psikolojilerini korumaya çalışmaktadır. Bu dönüşüm, NATO doktrinlerinde ve stratejik çalışmalarda ‘’Hybrid Warfare (Hibrit Savaş)’’ kavramıyla tanımlanmaktadır. Hibrit savaş, klasik askeri operasyonlarla sınırlı değildir. Siber saldırılar, dezenformasyon, ekonomik baskılar, enerji bağımlılığı, vekil aktörler ve bazı durumlarda düzensiz göç hareketleri aynı stratejik çerçevenin parçaları olarak değerlendirilebilir. Amaç, düşmanı cephede yenmekten çok, karar alma mekanizmalarını yıpratmak ve toplumsal direncini zayıflatmaktır. Bu noktada ABD'li stratejist John Boyd'un geliştirdiği ‘’OODA Döngüsü (Observe–Orient–Decide–Act)’’ dikkat çekicidir. Boyd'a göre modern çatışmalarda üstünlük, daha güçlü silahlara sahip olmaktan çok, rakibin karar alma döngüsünü bozabilmekten geçer. Eğer bir devlet sürekli göç krizi, ekonomik baskı, bilgi kirliliği ve iç siyasi gerilimlerle meşgulse, stratejik inisiyatifini kaybetmeye başlar. Tam da burada ikinci kavram devreye giriyor: Gray Zone Operations (Gri Bölge Operasyonları). Gri bölge stratejileri, savaş ile barış arasındaki belirsiz alanda yürütülen faaliyetlerdir. Karşı taraf sürekli baskı hisseder; ancak uluslararası hukukun açık biçimde "silahlı saldırı" sayacağı eşik aşılmaz. Böylece hedef devlet kriz yönetimiyle meşgul edilirken, klasik askeri karşılık vermesi de zorlaşır.
Bu bağlamda son yıllarda Avrupa'nın yaşadığı bazı sınır krizleri buna örnek olarak verilebilir. 2021'de Belarus üzerinden Polonya, Litvanya ve Letonya sınırlarına yönelen göç hareketleri, Avrupa Birliği tarafından siyasi baskı girişimi olarak değerlendirildi. Belarus yönetimi ise bu suçlamaları reddetti. Kriz boyunca binlerce insan sınır hattında mahsur kaldı, Polonya olağanüstü hâl ilan etti ve NATO olayları hibrit tehdit bağlamında değerlendirdi. Benzer şekilde Finlandiya'nın NATO üyeliği sonrasında Rusya-Finlandiya sınırında yaşanan göç hareketleri de Helsinki tarafından ulusal güvenlik sorunu olarak ele alındı. Finlandiya sınır kapılarının büyük bölümünü kapattı; Rusya ise yönlendirme iddialarını reddetti. Bu olaylar, Avrupa güvenlik çevrelerinde ‘’Weaponization of Migration (Göçün Silahlaştırılması)’’ kavramını yeniden gündeme taşıdı. Bu kavramın akademik çerçevesini çizen isimlerden biri Kelly M. Greenhill'dir. Greenhill, devletlerin veya diğer aktörlerin kitlesel göç hareketlerini dış politika hedeflerine ulaşmak için baskı aracı olarak kullanabileceklerini savunur. Burada önemli olan nokta şudur: Her göç hareketi böyle değildir; ancak bazı krizlerde göçün stratejik bir araç olarak kullanılabileceği literatürde ciddi biçimde tartışılmaktadır. Bugün Avrupa'nın karşı karşıya olduğu sorun da tam olarak budur. Göç artık yalnızca demografik veya insani bir mesele değildir; aynı zamanda ulusal güvenlik, sınır yönetimi ve stratejik rekabet başlığıdır.
Bu çerçevede İspanya'nın Ceuta ve Melilla gibi Kuzey Afrika'daki yerleşimlerinde yaşanan sınır krizleri de Avrupa'nın dış sınırlarının ne kadar kırılgan olabileceğini göstermektedir. Ancak bu olayların belirli bir istihbarat servisi veya devlet tarafından organize edildiğini söyleyebilmek için kamuya açık, doğrulanmış kanıtlar bulunmamaktadır. Analiz ile iddiayı birbirine karıştırmamak, stratejik düşüncenin temel şartıdır. Bu noktada Zbigniew Brzezinski'yi hatırlamak gerekir. Brzezinski, büyük güç rekabetinde coğrafyanın hâlâ belirleyici olduğunu savunurken, jeopolitik üstünlüğün yalnızca askerî kuvvetle değil; ekonomik, teknolojik ve siyasi nüfuzla da kurulduğunu vurgulamıştı. Bugün Avrupa'nın sınırlarında yaşanan tartışmalar, jeopolitiğin yalnızca haritalarda değil; göç rotalarında, enerji hatlarında ve dijital ağlarda da şekillendiğini göstermektedir. Günümüzde bu yaklaşım, hibrit tehditler çağında farklı araçlarla yeniden yorumlanmaktadır. Ortadoğu'da onlarca yıldır vekâlet savaşları üzerinden yürütülen güç mücadelesi, Avrupa'da birebir aynı biçimde yaşanmıyor. Ancak araçların değiştiği, rekabetin daha karmaşık hâle geldiği açıktır. Silahlı grupların yerini kimi zaman siber saldırılar, kimi zaman bilgi operasyonları, kimi zaman enerji bağımlılığı, kimi zaman da sınır krizleri alıyor. Bu nedenle Avrupa'nın önündeki temel soru artık şudur: Ulusal güvenlik yalnızca sınırları korumak mıdır; yoksa toplumun karar alma kapasitesini, kurumsal dayanıklılığını ve demokratik istikrarını koruyabilmek midir?
Hibrit savaş, gri bölge operasyonları ve göçün araçsallaştırılması tartışmaları, bize güvenliğin artık yalnızca askerî değil; siyasal, ekonomik, teknolojik ve toplumsal boyutları olan bütüncül bir mesele olduğunu göstermektedir. Modern jeopolitiğin en önemli gerçeği belki de şudur: Güç, artık sadece sınırları savunabilmek değil; krizleri yönetebilmek ve toplumsal direnci koruyabilmektir.

Social Containment Doctrine: Spain
In George F. Kennan's Containment doctrine, the encircled entity was the state, but today it is no longer the state, but society that is encircled. This sentence may not appear in any strategy book with this exact wording. However, looking at the international security practices of the last twenty years, this is precisely the picture that emerges. The security architecture of the 20th century was built on Carl von Clausewitz's understanding that "War is the continuation of politics by other means." War was a struggle of armies, fronts, and geography. Today, however, the objectives of war have changed as much as its tools. States are now trying to protect not only their territories but also their public order, digital infrastructure, economic resilience, and social psychology. This transformation is defined in NATO doctrines and strategic studies by the concept of "Hybrid Warfare." Hybrid warfare is not limited to classic military operations. Cyberattacks, disinformation, economic pressures, energy dependence, proxy actors, and in some cases, irregular migration movements can be considered parts of the same strategic framework. The goal is not so much to defeat the enemy on the battlefield, but to wear down their decision-making mechanisms and weaken their societal resistance. In this regard, the "OODA Cycle (Observe–Orient–Decide–Act)" developed by American strategist John Boyd is noteworthy. According to Boyd, superiority in modern conflicts comes not so much from possessing more powerful weapons, but from disrupting the opponent's decision-making cycle. If a state is constantly preoccupied with migration crises, economic pressure, misinformation, and internal political tensions, it begins to lose its strategic initiative. This is precisely where the second concept comes into play: Gray Zone Operations. Gray zone strategies are activities conducted in the ambiguous space between war and peace. The opposing side constantly feels pressure; however, the threshold that international law would explicitly consider "armed aggression" is not crossed. Thus, while the target state is preoccupied with crisis management, it becomes more difficult for it to respond with conventional military force.
In this context, some border crises experienced by Europe in recent years can be given as examples. In 2021, the migration movements from Belarus towards the borders of Poland, Lithuania, and Latvia were considered by the European Union as an attempt at political pressure. The Belarusian government denied these accusations. During the crisis, thousands of people were stranded at the border, Poland declared a state of emergency, and NATO assessed the events within the context of a hybrid threat. Similarly, the migration movements on the Russia-Finland border following Finland's NATO membership were also treated as a national security issue by Helsinki. Finland closed most of its border crossings; Russia denied the allegations of manipulation. These events brought the concept of "Weaponization of Migration" back to the forefront in European security circles. One of the academics who defined this concept is Kelly M. Greenhill. Greenhill argues that states or other actors can use mass migration movements as a tool of pressure to achieve their foreign policy goals. The important point here is that not every migration movement is like this; however, the use of migration as a strategic tool in some crises is seriously debated in the literature. This is precisely the problem that Europe faces today. Migration is no longer just a demographic or humanitarian issue; it is also a matter of national security, border management, and strategic competition.
In this context, border crises in North African settlements such as Ceuta and Melilla in Spain also demonstrate how fragile Europe's external borders can be. However, there is no publicly available, verified evidence to suggest that these events were organized by a specific intelligence service or state. Distinguishing analysis from assertion is a fundamental requirement of strategic thinking. At this point, it is necessary to recall Zbigniew Brzezinski. While Brzezinski argued that geography is still a decisive factor in great power competition, he emphasized that geopolitical superiority is established not only through military force but also through economic, technological, and political influence. Today, the disputes on Europe's borders show that geopolitics is shaped not only by maps but also by migration routes, energy pipelines, and digital networks. In the age of hybrid threats, this approach is being reinterpreted with different tools. The power struggle waged through proxy wars in the Middle East for decades is not happening in exactly the same way in Europe. However, it is clear that the tools have changed, and the competition has become more complex. Armed groups are sometimes replaced by cyberattacks, sometimes by information operations, sometimes by energy dependency, and sometimes by border crises. Therefore, the fundamental question facing Europe is now: Is national security merely about protecting borders, or is it about preserving society's decision-making capacity, institutional resilience, and democratic stability? The debates surrounding hybrid warfare, grey zone operations, and the instrumentalization of migration show us that security is no longer solely a military issue; it is a holistic matter with political, economic, technological, and social dimensions. Perhaps the most important reality of modern geopolitics is this: Power is no longer just about defending borders; it's about managing crises and maintaining societal resilience.
Yazarın Diğer Yazıları
- Rusya Almanya'yı Vuracak mı? Belarus'tan Berline'e Bir Savaş Senaryosu
- Türkiye Ebu Zuhur’a mı, yoksa başka bir noktaya mı üs kuracak?
- Türkiye sınır ötesi harekata mı hazırlanıyor?
- Bir Hareket Ne Zaman Suç Üreten Bir Yapıya Dönüşür?
- 2026 Ortadoğu’sunda aslan kim geyik kim?
- Ortadoğu’daki bu görünmez el kimin?
- Mekke Anlaşması: Üç Devlet Birbirine Neden Güvensin?
- Türkiye-Irak Yakınlaşması ve Değişen Ortadoğu Jeopolitiği
