Türkiye’nin sessiz vedası: Bir ulusun kendi eliyle tasfiyesi
Büyük iddialar, her zaman büyük körlükleri gizlemek için üretilir. Son dönemde kulaklarımızı sağır edercesine yükselen o tanıdık hamaset şarkılarına bir bakın: Sınırların ötesine taşan fetih rüyaları, kadim topraklara bayrak dikme vaatleri ve İslam dünyasına öncülük etme iddiaları… Ancak vitrini süsleyen bu şaşaalı anlatının arkasında, çok daha soğuk ve planlı bir mühendislik işliyor. Etnik dengeleri değiştirme vaadiyle sunulan iç siyaset ortaklıkları ve coğrafi genişleme masalları, aslında tek bir amaca hizmet ediyor: Türk ulus devletinin temel dayanaklarını çökertmek.
Madalyonun diğer yüzünü görmemek için kör olmak gerekir. Ortadoğu’da demografik güç kaybeden, kendi ana vatanında bile nüfus üstünlüğünü hızla yitiren yegane unsur Türklerdir. Mevcut nüfus projeksiyonları, çok değil çeyrek asır sonra bu topraklarda kurucu unsurun azınlığa düşeceğini açıkça fısıldıyor. Hal böyleyken, sınırları gevşetip komşu coğrafyaların nüfus dinamiklerini bu ülkeye entegre etmeye çalışmak, üniter devlet yapısının altına dinamit koymaktan farksızdır. Genişleme illüzyonu, aslında bir yok oluş senaryosudur.
Peki bu durum kimin işine yarıyor? Küresel sermaye ve bölgedeki stratejik ortakları, kendi çıkarlarını tehdit edebilecek dirençli, milli ve bağımsız bir Türk devlet yapısını bu coğrafyada asla istemedi. Bugün sahnelenen oyun, iktidarıyla muhalefetiyle kusursuz biçimde koordine edilmiş bir tiyatrodan ibarettir. Cumhuriyet’in aydınlanmacı devrimlerini tasfiye etmeyi amaçlayan bu sistemli karşı hamle, ne yazık ki başarıyla işletiliyor.
İşte tam bu noktada, tarihin cevabını bulmakta zorlandığı o kahredici soru akıllara geliyor: Karşı karşıya olduğumuz bu süreç, dışarıdan dayatılan bir infaz mıdır, yoksa içeriden yürütülen bir ötenazi mi? İnsanlık tarihi, düşman istilasıyla yıkılan pek çok medeniyete şahittir; fakat bir ulusun, kendi eliyle seçtiği mekanizmalar vasıtasıyla kendi kimliğini ve geleceğini tarihten silmeye çalışmasının dünyada başka bir örneği yoktur. Türk milleti, göz göre göre gelen bu kolektif intihara daha ne kadar seyirci kalacaktır.
Yazarın Diğer Yazıları
- Çölün Tarihi Yanılmaz: "Mekke" Adının Ardındaki Gölge ve Türkiye’nin İbresi
- Satıldık, İhanete Uğradık
- Milletin Kaderi İkinci Kez Aynı Masada Satılamaz!
- Sessiz Çığlık: Türk'ün Sahip Çıkanı Yok mu?
- Tarih Doğru Tarafta Olanları Yazacak
- Bölgesel Borsa, Leş Kargaları ve İç Piyasa İllüzyonu
- Eşitlik Masalı, Özerklik Paravanı: "Yeni Parti" Kime Hizmet Ediyor?
- Masadaki Egolar ve Devleti Yönetme İllüzyonu
Yorumlar
- Alp Demir
Çok haklısınız, zaten bu yüzden daha fazla gecikmeden, boşanmamız gerekenlerden boşanmalıyız. Onların da kim olduklarını burada söylemeye gerek bile yok. Bu gün artık ne yazık ki, birlik, bütünlük, kardeşlik hamaseti Türkün aleyhine işletilen bir cenaze marşından ibarettir. Her ne kadar Türkün bitirileceği bu coğrafya, onları bitirenlerin ve bitirecek olanlara çanak tutanların cehennemi olacaksa da...İlkelliğin hüküm süreceği, orman kanunları ile birbirlerini vahşiler gibi yiyecekleri bir vebaya dönüşecekse de.. Ve Türkün sonsuza kadar yaşayacağı bir dolu başka coğrafya olacaksa da ve belki de Türkün bin yıllık duraklama ve gerileme döneminin bitişini müjdeleyen bir yeniden Ergenekon'dan çıkış olacaksa da.. Bu defaki göçümüz dünyanın en sefil ve ilkel halklarının yaşadığı bu coğrafyadan belki de kurtulmak olacaksa da...Biz gideceğimiz yerleri yeniden cennet yaparız.
