Köşe Yazısı

Yeni kimliklerde kaybolan bir bilgi: Nerede doğdunuz?

İsmail Türk
İsmail Türk
5 dk Sesli Dinle 0

Türkiye yıllarca eski nüfus cüzdanlarını kullandı. Sonra teknoloji, güvenlik ve uluslararası standartlar gerekçe gösterilerek çipli yeni kimlik kartlarına geçildi.

Yeni kartların taklit edilmesinin zorlaştırılması, elektronik doğrulamaya imkân vermesi ve kişisel verilerin korunması elbette önemli gelişmelerdir.

Fakat değişiklik yapılırken eski kimliklerimizde bulunan bazı bilgiler de kartın üzerinden kaldırıldı.

Bunlardan biri üzerinde yeterince konuşmadığımız doğum yeri bilgisidir.

Eski nüfus cüzdanını elinize aldığınızda kişinin nerede doğduğunu görebiliyordunuz. Yeni kimlik kartına baktığınızda ise bu bilgi kartın üzerinde yer almıyor.

Ben tam burada şu soruyu soruyorum:

Neden?

Doğum yeri, din hanesiyle aynı şekilde değerlendirilemez.

Din bir inanç ve kişisel tercih meselesidir. İnsan inancını değiştirebilir, herhangi bir dine inanmayabilir veya bunu açıklamak istemeyebilir. Dolayısıyla din bilgisinin kimlik kartında açıkça yazılıp yazılmaması kişisel özgürlük ve mahremiyet açısından tartışılabilir.

Ama doğduğunuz yer bir tercih değildir.

İstanbul’da doğduysanız İstanbul’da doğmuşsunuzdur. Kars’ta doğduysanız Kars’ta, Diyarbakır’da doğduysanız Diyarbakır’da doğmuşsunuzdur.

Bu bir siyasi görüş değildir.

Etnik kimlik değildir.

İnanç değildir.

Nüfus olayıdır ve tarihsel bir tespittir.

Elbette burada çok önemli bir ayrım yapmalıyız. Bir insanın nerede doğduğu onun güvenilir veya güvenilmez olduğunu göstermez. Diyarbakır’da doğmuş bir vatandaşımızla Trabzon’da, Edirne’de veya İzmir’de doğmuş vatandaşımız arasında vatandaşlık bakımından hiçbir fark yoktur ve olamaz.

Doğum yerinden hareketle insanları fişlemek, etnik kimlik çıkarmaya çalışmak veya potansiyel suçlu görmek hukuk devletiyle bağdaşmaz.

Benim tartışmaya açtığım konu bu değildir.

Benim sorum daha basittir:

Devlet tarafından zaten kayıt altında tutulan temel bir nüfus bilgisinin vatandaşın kimlik belgesinin görünen yüzünden kaldırılmasına neden ihtiyaç duyuldu?

Üstelik mesele yalnız doğum yeriyle sınırlı değildir.

Eski nüfus cüzdanlarında nüfusa kayıtlı olunan il, ilçe, mahalle veya köy, cilt, aile sıra ve sıra numarası gibi bilgiler bulunuyordu. Yeni kartlarda bunların önemli bölümü kart üzerinde görünmüyor.

Bunun kişisel verilerin korunması ve modern kimlik güvenliği açısından gerekçeleri olabilir. Fazla bilginin kart üzerinde bulunması, kimlik kaybolduğunda kötü niyetli kişilerin eline daha fazla kişisel veri geçmesi anlamına da gelebilir.

Bunu kabul ediyorum.

Ancak madalyonun diğer yüzünü de konuşmalıyız.

Türkiye sıradan bir coğrafyada yaşamıyor.

Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz arasında bulunan; göç yollarının, istihbarat mücadelelerinin ve terör örgütlerinin faaliyet alanlarının kesiştiği bir ülkeden söz ediyoruz.

Neredeyse her hafta casusluk, organize suç, terör veya yabancı istihbarat bağlantısı iddialarıyla operasyon haberleri okuyoruz.

Böyle bir coğrafyada kimlik güvenliği yalnız kartın çipinin güvenliği değildir.

İnsanın gerçek kimliğinin, vatandaşlık ve nüfus kayıtlarının güvenilirliği de millî güvenliğin parçalarından biridir.

Geçmişte bir vatandaş diğerinin kimliğine baktığında en azından bazı temel nüfus bilgilerini görebiliyordu. Bugün ise modern sistem, bilgiyi kartın yüzünden alarak büyük ölçüde devletin veri tabanına taşıdı.

Böylece ortaya ilginç bir durum çıktı:

Devlet kişi hakkında daha fazla bilgiye sahip olurken vatandaşın elindeki kimlik belgesi kişi hakkında daha az görünür bilgi taşımaya başladı.

Asıl tartışılması gereken meselelerden biri budur.

Elbette vatandaşın başka bir vatandaş üzerinde istihbarat faaliyeti yürütmesi beklenemez. Zaten böyle bir yetkisi de olmamalıdır.

Fakat devlet, kamu kurumları, siyasi partiler, stratejik kuruluşlar, savunma sanayii şirketleri ve hassas sivil toplum yapılanmaları açısından kişinin beyan ettiği kimlikle resmî kayıtlarının doğru ve güvenli biçimde eşleştirilmesi hayati önem taşır.

Çünkü çağımızın istihbarat yöntemlerinden biri de sızmadır.

Terör örgütleri sızar.

Organize suç örgütleri sızar.

Yabancı istihbarat servisleri sızar.

Bazen yıllarca uyuyan hücreler oluşturulur.

Bunun çözümü insanların doğduğu şehre bakarak onları şüpheli ilan etmek değildir.

Tam tersine çözüm, kimlik ve güvenlik sisteminin açık vermemesidir.

Türkiye aynı zamanda büyük medeniyetlerin gelip geçtiği olağanüstü zengin bir coğrafyadır.

Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkesler, Lazlar, Boşnaklar, Arnavutlar, Gürcüler, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar ve daha birçok topluluk yüzyıllardır bu coğrafyanın tarihinin parçasıdır.

Bu çeşitlilik Türkiye’nin düşmanı değil, tarihî gerçeğidir.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı da insanların kökenine göre derecelendirilemez.

Bir kişinin dedesinin nereden geldiği veya hangi etnik topluluktan olduğu, onun Türkiye Cumhuriyeti’ne sadakatinin ölçüsü olamaz.

Çanakkale bunun en büyük ispatıdır.

Aynı siperde Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelen insanlar aynı vatan için can verdiler.

O nedenle millî güvenliği etnik köken üzerinden okumak bizi yanlış ve tehlikeli bir yere götürür.

Fakat bundan başka bir yanlış sonuç da çıkarılmamalıdır:

“Madem hepimiz eşit vatandaşız, o hâlde nüfus bilgilerinin görünürlüğünün hiçbir önemi yoktur” denilemez.

Güvenlik başka şeydir, ayrımcılık başka şey.

Kişisel verilerin korunması başka şeydir, kimlik sisteminin sorgulanması başka şey.

Türkiye’nin yapması gereken ikisi arasında doğru dengeyi kurmaktır.

Yeni kimlik kartlarının teknik olarak eskilerden çok daha güvenli olduğu söylenebilir. Çip, biyometrik doğrulama ve merkezi nüfus sistemi önemli avantajlardır.

Ancak güvenlik yalnız teknoloji değildir.

Güvenlik aynı zamanda doğru kayıt, doğru doğrulama ve gerektiğinde iz sürülebilirliktir.

Ben bu nedenle yıllardır kimsenin üzerinde yeterince durmadığı şu sorunun cevaplandırılmasını istiyorum:

Doğum yeri neden yeni kimlik kartının üzerinden kaldırıldı?

Bunun güvenlik gerekçesi nedir?

Kişisel verilerin korunması gerekçesi nedir?

Uluslararası standartlardan kaynaklanan bir zorunluluk mudur?

Yoksa sadece yeni kimlik tasarımında tercih edilen idari bir karar mıdır?

Bunları sormak komplo teorisi değildir.

Devletin yaptığı önemli bir değişikliğin gerekçesini vatandaşın sorgulamasıdır.

Benim doğduğum şehir benim ayıbım değildir.

Benim doğduğum şehir benim üstünlüğüm de değildir.

Ama benim hayat hikâyemin değiştirilemez bir gerçeğidir.

Türkiye Cumhuriyeti kimliği ise yalnız cebimizde taşıdığımız plastik bir kart değildir.

Devlet ile vatandaş arasındaki hukuk bağının belgesidir.

Bu nedenle kimlik kartlarımızdan hangi bilgilerin neden çıkarıldığını ve hangi bilgilerin neden korunduğunu tartışabilmeliyiz.

Çünkü mesele insanların nereli olduğundan şüphelenmek değil, devletin kimin kim olduğunu hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde bilmesi ve doğrulayabilmesidir.

Etnik köken üzerinden şüphe üretmek devleti güçlendirmez; toplumu parçalar.

Ama güvenilir nüfus kayıtları, sağlam kimlik doğrulaması ve açık vermeyen bir sistem devleti güçlendirir.

Türkiye’nin ihtiyacı fişleme değil, güvenliktir.

Ayrımcılık değil, sağlam devlet hafızasıdır.

Ve en önemlisi:

Kim olduğumuzdan korkmak değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ortak paydasında kim olduğumuzu güvenle bilmektir.

Bu Yazıyı Paylaş