Ekonomi dedikse birçok istatistiki rakamlar ve tablolar vererek kafanızı karıştırmak niyetinde değilim. Ancak 21. Yüzyılda savaşlar daha çok ekonomik nedenlerle çıkmakta ve çıkarılmaktadır.

Biz ülke olarak başka ülkelerin ekonomisinden bize ne diyemeyiz. Dünya üzerinde hemen her ülkenin diğer ülkelerle ekonomik alış-verişleri vardır. O nedenle bir ülkenin ekonomisinin iyi gitmemesi başka ülkeleri de direkt ve ya dolaylı olarak etkileyecektir.

Evet bizim bu yazıda irdelemek istediğimiz ‘Türkiye Ekonomisidir’

2000’lı yılların başında Türkiye üçlü koalisyon tarafından yönetiliyordu. Ekonomik veriler alarm veriyordu. Koalisyon ortakları ekonomideki bu daralmanın sebeplerini tespit ederek , ekonominin rahatlaması için bir dizi ekonomik kararnameler ve yönetmelikler çıkardılar. Acı reçeteler hazırladılar.

Ancak o zamanlar iktidarın huysuz ortağı MHP ve onun Genel Başkanı Devlet Bahçeli bazı siyasi görüşmelerden rahatsız olmuş olmalı ki; bizim dışımızda bazı gelişmeler oluyor. MHP’siz bir hükümet kurulmak isteniyor diye bir korkuya kapılmıştı.

Devlet Bahçeli, iktidar ortaklarına danışmıyor, kendi partili arkadaşlarına sormuyor. Partisinin MYK’sında konuyu tartışmadan Kocadağ Şenliklerinde iken basına bir açıklama yapıyor ve ‘Erken Seçime’ gitmekten söz ediyor. Basın mensupları böyle bir bomba haberi kaçırırlar mı? Gerçekten de Bahçeli’nin açıklaması, Türkiye gündemine bomba gibi düşmüştü.

Zamanın Başbakan’ı rahmetli Bülent Ecevit yattığı hastaneden Bahçeli’ye hitaben diyor ki; “Sayın Bahçeli, yapmayın, etmeyin, ekonomi zaten kötü. Aldığımız ekonomik kararların sonuçlarını henüz almadık. Üstelik böyle bir ortamda erken seçime gitmek siyasi bir intihardır. “ diyordu. Ama ne mümkün… Devlet Bahçeli dediğim dedik çaldığım düdük diyordu. Kararında ısrar ediyordu.

Böyle bir ortamda Bahçeli’nin inadı nedeniyle, 3 Kasım 2002 tarihinde seçim kararı alınıyordu. Erken seçimlerde koalisyon ortaklarının baraj altında kalacağını tüm araştırma kuruluşları tarafından ilan edilmesine rağmen erken seçime gidiliyordu.

Nihayet 3 Kasım 2002 tarihinde erken seçim yapılıyor ve CHP hariç tüm partiler sandığın dibine gömülüyordu. Seçimi ise 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan Ak Parti seçimi kazanıyor ve tek başına iktidara gelme başarısını elde ediyordu.

Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’in ani vefatı ile o kargaşa ortamında 1997 yılında MHP’nin başına geçen Devlet Bahçeli ve ekibi “Küçük olsun benim olsun” zihniyeti ile partiye hakim olmuş ve hiçbir zaman iktidara gelmek gibi gayeleri olmamıştır. İktidara gelmek için herhangi bir gayretleri de olmamıştır. Tabiri caizse enayi Ülkücüler nasıl olsa oylarını MHP’ye vereceklerdi. Başka alternatifleri yoktu öyle ya. Nasıl olsa TBMM’de grup kuruluyor. Gelsin Hazine yardımı. Muhteşem bir Genel Merkez binası. Oh ne ala yan gel yat. (Rahmetli Recai Yıldırım’ın YOUTUBE’a düşen porno videoda; Ben kendi işimin patronuyum. Bana kimse geç geldin erken gittin diyemez diyordu.) MHP Genel Merkezi adeta Devlet Bahçeli’nin çiftliği gibi kullanılıyordu. 10 Genel Başkan Yardımcısı porno videolarının medyaya düşmesinden sonra istifa etmek zorunda kalıyorlardı. İşin en vahim olanı ise; bu kadar pornocu yardımcısının ne yaptığından haberi olmayan bir Genel Başkan. Eğer haberi varda susuyorsa bu daha da vahim bir durumdu.

16 yıldır Türkiye’nin üzerine karabasan gibi çöken Ak Parti iktidarının yegane mimarı Devlet Bahçeli’dir. Ak Parti 16 yıl içinde birçok konuda çok başarılı işler de yapmıştır. Ancak bu yaptıkları güzel şeyler yıktıklarının arasında kaynayıp gitmiştir. İyi yapılanlara örnek verecek olursak; Uzun yıllardır her iktidara gelenin yakındığı ama bir türlü dokunmaya cesaret edemediği, Bağ-Kur, Emekli Sandığı, ve SSK’nın birleştirilmesi. Sağlık teşkilatlarında yapılan reformlar. İlaç sektörüne getirilen düzenlemeler. Çift yönlü otoyolların yapımı vb. sayabiliriz.

Ama tüm bu güzelliklerin yanında Ak Parti iktidarının taş taş üstünde bırakmadığı da bir gerçektir. Yerinden oynatmadığı ve tartışmaya açılmadık konu ve kuruluş kalmamıştır. İstiklal Marşımız bile tartışmaya açılmıştır. Anayasa’dan Türk kelimesinin çıkarılmasına bile teşebbüs edilmiştir. Birçok kamu kuruluşunun başındaki T.C harfleri kimleri rahatsız etti ise kaldırılmıştır. 100 yıla yakın Cumhuriyet döneminde yapılan ekonomik kazanımlar özelleştirme adı altında adeta peşkeş çekilmiştir.

Ancak iktidar 2005 yılına kadar Arap ülkelerinden gelen sıcak paralarla ve üçlü koalisyon döneminde ekonomide alınan acı reçetelerin rahatlatıcı sonuçları iktidarın ilk 3 yılının rahat geçmesine vesile olmuştu. 2005 yılından itibaren kaynağı pek belli olmayan Arap ülkelerinden geldiği dilden dile söylenilen sıcak para suyunu çekmişti. İktidara sıcak para lazımdı. Özelleştirmeyi keşfettiler.

Özelleştirme de ana mantık ‘Devlete yük olan kurum ve kuruluşların elden çıkarılmasıdır.’ Ama Ak Parti iktidarı ne yaptı? Devlete yük olmayan ve tabiri caizse altın yumurtlayan tavuk misali gelir getiren kuruluşları ilk elden özelleştirmeye başladılar. Örnek; Türk Telekom, Tüpraş, Petkim v.b. kurumlar haraç mezat özelleştirildi. Türk Telekom yerine PTT neden satılmadı? Çünkü PTT her yıl zarar ediyordu. Alan kişiye zarar vermeyelim diye özelleştirmeye sokmadılar.

Türkiye ekonomisi nereye gidiyor?

Mazotta indirim yaptık diyorlar, ancak bir gece arayla iki büyük zam yaparak toplamda bir gün arayla 30 kuruşluk zam yapıyor. Dolar / Euro almış başını gidiyor. Türk parasının değer kaybetmesi durdurulamıyor. Cumhurbaşkanı çıkıyor diyor ki; ‘Bizi kur artışıyla terbiye edemezsiniz’ diyor. Kime diyor? Dünyaya haykırıyor. Kim duyar, kim dinler? Dünya bildiğini okuyor…!

Son dönemde ekonomi yine darboğaza girdi. İktidar yine özelleştirmeyi hatırladı. Şimdi ise 14 Şeker Fabrikasının özelleştirilmesine sıra geldi. Kanser yaptığı kesinleşen NBŞ ithalatçısı ABD’li Cargil şirketine peşkeş çekilmek isteniyor. Yerli firmalar bize verin diyor ama yok illa da ABD’li firmaya vermeye kararlı gibi.

Ekonomik göstergeler iktidarları başa getirdiği gibi iktidarları da baştan indirir. Bu sözümüzden kim ne dersi çıkarmak istiyorsa çıkarsın. Yarın çok geç olabilir…!

NE MUTLU TÜRKÜM VE MÜSLÜMANIM DİYENE, VE DİYEBİLENE