Bir ülkeyi yöneten veya yönetecek olan kişiden veya kişilerden yönetilenlerin beklentileri vardır olmalıdır da.

Vatan millet toplum sevgisi merhamet duygusu liyakat bilgi yetenek gibi ama bizim coğrafyamızda ülkemizi yöneten veya yönetmek isteyen kişiden veya kişilerden en anlamlı beklentimizin emperyalizm işbirlikçisi ve devşirme olmamasıdır herhalde.

Türkiye’den önceki Türkiye olan Osmanlı devletinin birçok başka hataları eksikleri yaptıkları ve yapmadıkları vardı fakat yıkılışındaki en önemli sebeplerden biride hele hele son yüzyıldaki yöneticilerinin sadrazamlarının vezirlerinin kendilerini yıkmak isteyen devletlerin hizmetçisi işbirlikçisi oluşudur diyebiliriz.

Devlet yönetimimizde yönetenlerin dış bağlantılı olma durumu cumhuriyet kurulduktan sonra çok partili hayata geçişte demokrat partinin kurulmasıyla başlar.

Yaşadığımız zamanlardan örnekleme yapacak olursak mensubu olduğum ailenin siyasal tercih ve rey verme opsiyonları sırasıyla büyük çoğunlukla menderesin demokrat partisi, çoğunluk olarak Demirel’in Adalet Partisi, kısmen Türkeş’in MHP’si , büyük çoğunlukla Özal’ın ANAP’ı , büyük çoğunlukla Erdoğan’ın Ak Partisi şeklinde tecelli etti bu güne kadar.

Dönüp geriye baktığımızda tamamının dış bağlantılı olduğunu görüyoruz kimininki çok girift kimininki ise kısmen ama mutlaka bir kullanılmışlık olduğu görülüyor ve biliniyor.

Adamın lakabı “Morrison Süleyman“ ama bize “Çoban Sülü“ diye yutturuyorlar.

Adam tvlerde ”Amerikan askeri için dua ediyorum“ diyor, biz Mehmetçiğe dua etti zannediyoruz.

Adamın partisi ABD Dışişleri Bakanının ricası ile kuruluyor ama biz onu kurtarıcı olarak görüyoruz.

Tayyip Erdoğan daha milletvekili bile seçilmemişken Fransa’dan başlayarak İngiltere, Almanya ve ABD’de başbakan gibi karşılanmıştı çünkü emperyalizmin acelesi vardı Irak işgal edilmeliydi.

Peki diğer tarafta durum nasıldı

Deniz Baykal dış bağlantılı olsaydı başına o kaset olayı gelir miydi?

Kılıçtaroğlu kısmen bağlantılı olmasaydı bu kadar kolay CHP genel başkanı olabilir miydi?

Bunlar açık bilgiler ve bu bilgilere ulaşmak artık çok kolay biraz boyutlu düşünmek yeterde artar bile.

Son İstanbul belediye başkanlığı seçimleri, siyaset dünyamıza kendisine belediye başkanlığından öte anlamlar yüklenen Ekrem İmamoğlu’nu kazandırdı.

Soyunda ailesinde bir sıkıntı olmadığı geldiği Karadeniz bölgesi tarihçilerince ifade edildi.

Genç oluşu ve geldiği yerlerden referanslarının olumlu oluşu toplum ortalamasında bir kişilik oluşu kendisine toplumda bir umut beklentisi oluştu.

Sayın İmamoğlu’ndan beklediklerimiz 25 yıl İstanbul belediyesinin yönetiminin bir envanterinin çıkarılması, kim ne götürmüş, kimlere neler peşkeş çekilmiş (bir kısmını zaten biliyoruz) geniş kapsamlı bir çalışma yapıp dosyalarını devletin cumhuriyet savcılarına vermesi…

Ve yeni bir başlangıç yapıp İstanbul halkı yararına kullansın diye kendisine verilen para ve yetkiyi iyi kullansın. İstanbul için çalışsın kendisine bağlanan umutları karşılasın.

Sayın İmamoğlu ne yapıyor?

Fransa’da bölücülerin mezarlarını ziyaret ediyor.

Diyarbakır’da Ahmet Arif in müze evini ziyaret ediyor.

Fakat 150 metre ötedeki Ziya Gökalp’in müze evini ziyaret etmiyor.

En kötüsü İngiltere ziyaretinde Sevr in hazırlandığı Chatham House (Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü)nü ziyaret edip enstitünün kapısında, enstitü direktörü ile fotoğraf vermesi oldu herhalde.

Adı geçen enstitü için birinci dünya savaşı sürerken İngiltere ve Fransa arasındaki Ortadoğuyu paylaşma anlaşması olan Sayks Picot anlaşmasının hazırlayıcısı olduğu da yazılır çizilir.

Son yıllarda İngiliz istihbarat örgütü hamiliğinde PKK ile Oslo görüşmelerinin ve PKK açılımının yapıldığını ve ABD’nin çekilme stratejisini düşündüğümüzde Sayın İmamoğlu’nun İngiliz dış fikir kulübü görevi yapan kuruluşu 120 yıllık olan ve millet olarak bizi mahvetmeye kararlı bir kurumu ziyaret etmesini açıklaması gerekir.

Biz duyarlı insanlar bu garip ziyaretlerden, görüşmelerden rahatsız olmalıyız benim gibi birçok insanın da İmamoğlu’nun bu tip ziyaretlerinden rahatsız olduğunu da biliyorum.

Malum Pınarhisar cezaevinden çıktıktan sonra bir 3 aylık ABD ziyareti olmuştu, herhalde BOP eşbaşkanlığı ve Irak’ın işgali orada karara bağlanmıştı.

Şüphe duymayalım da ne yapalım?

Şüphe duymamız millet sevgimizdendir…