Adalet Önce Kendi Kapında Başlar

Yayınlanma : 17 Eylül 2026 15:53

Bir siyasi parti, kendi içinde adaleti ve demokratik iradeyi güvence altına alamıyorsa, iktidara geldiğinde ülkeye nasıl adalet getireceği haklı olarak sorgulanır.

Çünkü adalet meydanlarda atılan sloganlarla başlamaz.

Adalet; önce kendi teşkilatında eşitlikle, liyakatle, şeffaflıkla ve hesap verebilirlikle başlar.

Türkiye siyasetinin en büyük çelişkilerinden biri de burada ortaya çıkıyor.

AK Parti’de yaşanan bir haksızlığı anlattığınızda muhalif çevrelerden hemen ses yükseliyor:

“Demokrasi yok! Hukuk yok! Adalet yok!”

Peki aynı anlayış kendi partinizde ortaya çıktığında ne yapıyorsunuz?

İşte asıl sınav burada başlıyor.

Kendi mahallenizde yapılan haksızlığa sessiz kalıp karşı mahalledeki haksızlığa isyan ediyorsanız, sizin meseleniz adalet değil; tarafgirliktir.

Yıllardır yakından takip ettiğimiz bazı siyasi yapılarda bunun çarpıcı örneklerini gördük.

Bir dönem teşkilatların başında bulunan bazı isimler, siyasi güçlerini fikirlerinden, demokratik mücadeleden ve ortaya koydukları siyasi başarıdan ziyade; çevrelerinde oluşturdukları sertlik ve “sokağa hâkim olma” algısından üretmeye çalıştılar.

Hatta zamanla bu görüntü, bazı çevrelerde meziyet gibi sunuldu.

Oysa siyasette kabadayılık başka, liderlik başkadır.

Siyasi teşkilat yönetmek; insanları korkutmak, susturmak veya çevresinde dokunulmazlık görüntüsü oluşturmak değildir. Tam tersine, farklı düşünen insanları aynı çatı altında hukuk ve ortak kurallar içerisinde yaşatabilme sanatıdır.

Daha vahimi şudur:

Bir parti yöneticisi hakkında yıllar içerisinde il başkanlarıyla, genel merkez yöneticileriyle, genel başkan yardımcılarıyla ve parti mensuplarıyla yaşanan hakaret, tehdit veya fiziki müdahale iddiaları ortaya çıkıyor; bazı olaylar yargıya dahi yansıyor fakat parti mekanizmaları zamanında ve kararlılıkla işletilmiyorsa, ortada yalnızca bir kişinin davranışı değil, kurumsal bir sorun vardır.

Çünkü disiplin mekanizmasının görevi sevmediğinizi cezalandırmak, sevdiğinizi korumak değildir.

Kural herkes için kuraldır.

Yıllarca biriken olayların ardından disiplin mekanizması nihayet işletildiğinde ise bu defa başka bir hastalık ortaya çıkıyor:

Sosyal medyada birtakım gruplar harekete geçiyor.

Söz konusu kişi bir anda “milliyetçilerin vazgeçilmezi”, “teşkilatların kralı”, “dokunulmaması gereken adam” ilan ediliyor.

İşte benim itirazım tam da bunadır.

Hiç kimse vazgeçilmez değildir.

Hiç kimse hukukun, parti tüzüğünün ve teşkilat disiplininin üzerinde değildir.

Milliyetçilik de hiç kimseye hakaret etme, tehdit etme, insanlara saldırma veya çevresinde bir güç grubu oluşturarak dokunulmazlık elde etme imtiyazı vermez.

Tam tersine, milliyetçilik her şeyden önce devlet, hukuk, nizam ve sorumluluk şuurudur.

Burada isimlerden çok daha önemli bir meseleyle karşı karşıyayız:

Zihniyet meselesi.

Bugün iktidarı otoriterlikle, hukuksuzlukla, liyakatsizlikle ve adaletsizlikle eleştirenlerin öncelikle kendi siyasi çevrelerine bakmaları gerekiyor.

Çünkü iktidarı eleştirirken demokrat, kendi arkadaşınız söz konusu olduğunda otoriter olamazsınız.

İktidardan hukuk isterken kendi partinizde hukuku askıya alamazsınız.

Karşı tarafta şiddeti kınayıp kendi mahallenizde şiddete gerekçe üretemezsiniz.

“Bizim adamımızdır” diyerek yanlışın üzerini örtemezsiniz.

Bunları yaptığınız anda eleştirdiğiniz zihniyetin karşıtı değil, yalnızca başka renkteki benzeri hâline gelirsiniz.

Daha da önemlisi, yanlış yapan kadar yanlışı normalleştiren siyasi kültürün de sorgulanması gerekir. Bir insanın çevresinde kümelenip her davranışını savunmak; kişiyi kurumun, hukukun ve siyasi ahlakın üzerine çıkarmaktır.

Türkiye’nin sorunu yalnızca kötü yönetenler değildir.

Türkiye’nin asıl meselelerinden biri, kendi tarafının yanlışına yanlış diyemeyen siyasi ahlaktır.

Demokrasi rakibimize uygulandığında savunduğumuz bir sistem değildir.

Adalet yalnızca bize lazım olduğunda hatırlayacağımız bir kavram hiç değildir.

Gerçek demokratlık, kendi arkadaşınız haksızlık yaptığında da “Dur!” diyebilmektir.

Gerçek hukuk anlayışı, sevdiğiniz insan hakkında da kuralların işletilmesini isteyebilmektir.

Ve gerçek siyasi ahlakın ölçüsü çok basittir:

Başkasına uygulanmasını istediğiniz hukuku, önce kendi mahallenizde uygulayabiliyor musunuz?

Cevabınız hayırsa, ülkeye vaat ettiğiniz adaletin de demokrasinin de inandırıcılığı tartışılır.

Çünkü adalet iktidara gelince başlamaz.

Adalet önce kendi kapında başlar.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.