Bu topraklarda son birkaç yıldır milletin gözünün içine bakıla bakıla devasa bir tiyatro oynanıyor. Hakikatler ya örtbas ediliyor ya da tarihin en büyük kandırmaca operasyonu yürütülüyor. Her şey, Adalet Bakanlığı birimlerinin İmralı Adası'nda 3+1 müstakil bir konut projesi yürüttüğüne ve teröristbaşına internetli, kütüphaneli bir konfor alanı hazırladığına dair iddialarla başladı. O günlerde kamuoyunda yükselen infiali dindirmek için Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü adeta kendini siper ederek;
"İmralı'da villa ya da özel konut inşası söz konusu değildir, kamuoyunu yanıltmaya yönelik asılsız iddialara ilişkin hukuki süreç başlatılmıştır" diyerek
bu haberleri kesin ve sert bir dille yalanladı. Devletin en resmî kurumu, milletin kürsüsünden "yalan" dediği o binaların harcını örterken, meğer arkada çok başka hesaplar dönüyormuş.
Çünkü zaman, maskeleri birer birer düşürdü. Önce DEM Parti kanadı "İmralı'da bir konut yapıldığı bilgisi var" diyerek adadaki inşaatı ifşa etti. Nihayetinde bugün, bizzat Cumhur İttifakı'nın en büyük aktörü, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin gazeteci Nagehan Alçı'ya verdiği mülakatla acı gerçek tüm çıplaklığıyla itiraf edildi: İmralı'da bahçeli, iki katlı, konforlu bir ev inşa edilmişti!
Hemen ardından eski akepe milletvekili Şamil Tayyar da bu itirafı körükleyerek, adadaki yapının 250 metrekare kapalı alana sahip, iki katı büyüklükte bahçesi olan, görüntülü telefon ve internet altyapısıyla donatılmış dubleks bir villa olduğunu tüm detaylarıyla sosyal medyadan ilan etti.
Şimdi sormak gerekiyor:
Nasıl olur da on binlerce insanın katili olan bir teröriste, tutuklu bulunduğu o demir parmaklıklı koğuştan başka özel bir yer, lüks bir villa yapılır?
Dünyanın hangi hukuk sisteminde, hangi devlet aklında tescilli bir bebek katiline adeta bir "devlet büyüğü" gibi çalışma ofisi tahsis edilir?
Tam bu noktada, o vicdanları paramparça eden en can alıcı soruları sormak, sormak değil doğrudan hesap sormak bir vatan borcudur:
Bu villa hangi parayla, hangi bütçeyle, kimler tarafından yapıldı?
Eğer bu inşaatın parası bu milletin vergilerinden oluşan milli bütçeden karşılandıysa, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan o ödenekler hangi devlet yetkilisinin izni ve imzasıyla o adaya akıtıldı?
Soruyoruz:
Bu ülkenin hangi şehit ailesinden, hangi gazi ocağından bu şerefsiz katilin konutu için izin alındı?
Tabii ki hiçbirinden!
Kapısı sıvasız, çatısı akan evlerinden şanlı bayrağa sarılı tabutlar çıkaran o acılı anaların, babaların, eşlerin rızası yokken; bu lüks inşaatın emrini hangi cüret, hangi irade verebilmiştir?
Milletin zihnini ve vicdanını paramparça eden devasa çelişki tam da burada devreye giriyor. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat Çankaya Köşkü'nde, gazeteci Hande Fırat'ın " öcalana özgürlük söz konusu olabilir mi bu ülkede?" sorusuna verdiği o sert ve tavizsiz cevap hâlâ hafızalardadır:
"Bizim kitabımızda öyle bir şey yok. Böyle bir şey olamaz. Yani bunca insanı öldüreceksin, bunca insanın kanına gireceksin, ondan sonra da kalkıp buna özgürlük diyeceksin. Öyle şey olabilir mi? Biz terör örgütlerine ve teröristlere asla fırsat vermeyiz, vermeyeceğiz!"
Devletin en tepesinden yükselen bu "asla fırsat vermeyeceğiz" haykırışı meydandayken, o İmralı'daki dubleks villayı kim, hangi cüretle ve kimin parasıyla inşa etmiştir?
Cumhurbaşkanı'nın terör odaklarına karşı duruşunu ilan ettiği bu açıklamalar sadece milleti teskin etmek için kullanılan bir kalkan mıdır, yoksa iktidar bloğunun ortakları bu iradeye rağmen mi adada saray yavrusu yükseltmektedir?
Eğer bu iddialar bizzat Bahçeli ve akepeli eski vekil tarafından doğrulandığı gibi GERÇEKSE; karşımızda tüyü bitmemiş yetimin hakkına, din, devlet ve mukaddesat uğruna elleri kınalanarak cepheye gönderilen yiğitlerin kanına ihanet eden bir iktidar iradesi var demektir. 50 bin Türk evladının katili olan, bu ülkeyi 50 yılda milyarlarca dolar kamu zararına uğratarak nesillerimizin rızkını çalan bir caniye milletin vergileriyle konfor alanı yaratmak; gencecik yaşta dul kalan eşlerin, kundakta babasız bırakılan yetimlerin, feryadı arşa ulaşan anaların ve babaların yüzüne tükürmektir.
Şehidini sıvasız, derme çatma kerpiç evlerden şanlı bayrağa sarıp Allah'a uğurlayan bu aziz millet, kendi helal parasıyla katilin odasına internet hattı çekilmesine, ona özel bahçeler yapılmasına göz yumanları ne bu dünyada ne de mahşerde affedecektir.
Yok eğer tüm bu açıklamalar, devletin kurumunun "yalan" dediği ama siyasetçilerin "var" diye pazarladığı kirli bir senaryoysa, bu sefer karşımızda çok daha büyük bir hıyanet durmaktadır:
Yalan ve manipülasyonla devleti ve milleti topyekûn kandırma girişimi!
Cumhurbaşkanı'nın "teröriste fırsat vermeyeceğiz" sözlerini boşa çıkaracak şekilde, milletin sinir uçlarıyla oynamak, şehit ailelerinin bağrındaki yangını siyasi manevralara meze yapmak devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan tam bir akıl tutulmasıdır. Hangisi olursa olsun; ister katile villa sunan bir iktidar gerçeği, ister milleti kandırmaya yeltenen kirli bir siyasi oyun... Ortadaki bu vebal, her iki ihtimalde de vatanı, bayrağı ve toplumsal vicdanı derinden yaralamaktadır. Milletin helal vergileri ve şehitlerin dökülen kanı, hiçbir siyasi ikbal hırsına kurban edilemeyecek kadar mukaddestir.
VE SON SÖZ...
Şurası çok iyi bilinmelidir ki, bu millete ve onun mukaddes değerlerine ihanet edenlerin hükmünü sadece tarih değil, ebedi adalet de verecektir.
Her kim ki on binlerce vatan evladının kanına girmiş, tüyü bitmemiş yetimin rızkını çalmış adi bir katile böyle bir konfor alanı yaratmışsa, bu rezilliğe imza atmışsa ya da koltuk sevdası uğruna buna göz yummuşsa, bu dünyadan göçüp gitse bile kurtulamayacaktır!
Bu vebale ortak olanlar ölüp toprağa girseler dahi, bu milletin bitmeyen öfkesi ve adaleti karşısında kemikleri mezarlarından çıkarılıp yargılanacak, isimleri tarihin en karanlık sayfalarına, adı lanetliler listesine kazınacaktır.
Ne bu dünyada ne de mahşer gününde, şehitlerin kanı ve yetimlerin ahı bu hainlerin ve iş birlikçilerinin yakasını bırakmayacaktır!


