Köşe Yazısı

Suç Duyurusunda Bulunuyorum

Gazi Binbaşı Dr. Muhammet Kemaloğlu
Gazi Binbaşı Dr. Muhammet Kemaloğlu
9 dk Sesli Dinle 1

PKK/KCK MENSUPLARINA AF, CEZASIZLIK VEYA İNFAZ KOLAYLIĞI GETİREN DÜZENLEMELER ARAŞTIRILSIN

Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzeni, bütün vatandaşların hak ve özgürlüklerini güvence altına alan kapsamlı bir hukuk düzenidir.

Bu nedenle bugün kamuoyunun önüne konulması gereken temel soru şudur:

Anayasa'da ve yürürlükteki kanunlarda zaten güvence altına alınmış hakların dışında ne istenmektedir?

Hangi yeni hak?

Hangi yeni siyasi statü?

Hangi yeni hukuki statü?

Hangi yeni idari yapılanma?

Hangi yeni vatandaşlık modeli?

Hangi yeni dil veya eğitim düzeni?

Hangi yeni yerel yönetim modeli?

Ve bütün bunların Türkiye Cumhuriyeti'nin mevcut anayasal düzeniyle ilişkisi nedir?

 

Bu soruların açıkça cevaplandırılması gerekir.

 

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası; insan onurunu, temel hak ve özgürlükleri, eşitliği, eğitim hakkını, çalışma hakkını, vatandaşlık bağını ve demokratik hukuk devletini zaten güvence altına almaktadır.

Anayasa'nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti'ni demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlamakta; 5. madde devletin temel amaç ve görevlerini ortaya koymakta; 6. madde egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu belirtmekte; 10. madde kanun önünde eşitliği güvence altına almakta; 11. madde ise Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu düzenlemektedir.

Anayasa'nın 42. maddesi eğitim ve öğrenim hakkını, 49. maddesi çalışma hakkını, 66. maddesi ise vatandaşlık bağını düzenlemektedir.

 

Dolayısıyla vatandaşların eğitim alması, çalışması, kamu hizmetlerinden eşit şekilde yararlanması, ayrımcılığa uğramaması ve hukuk önünde eşit olması için Türkiye Cumhuriyeti'nde zaten anayasal bir zemin bulunmaktadır.

 

 

O halde tekrar soruyoruz:

Anayasa'nın zaten tanıdığı hakların dışında ne istenmektedir?

 

Eğer istenen yalnızca eşit vatandaşlık, eğitim, çalışma, kamu hizmetlerinden yararlanma ve ayrımcılığa uğramama ise, bunlar zaten hukuk devletinin gereğidir.

Fakat bunun ötesinde ayrı bir siyasi statü, farklı bir vatandaşlık modeli, farklı bir resmî dil düzeni, ayrı bir yönetim yapılanması veya Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzenini değiştirecek başka bir model talep ediliyorsa, bunun da açıkça millete anlatılması gerekir.

 

 

Anayasal değişiklikler demokratik usuller içerisinde tartışılabilir.

Ancak bütün bu faaliyetler Anayasa'nın çizdiği sınırlar içerisinde gerçekleştirilmek zorundadır.

Çünkü Anayasa'nın 11. maddesi açıktır:

Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Bu nedenle hiçbir siyasi süreç, hiçbir komisyon, hiçbir müzakere ve hiçbir "yeni dönem" söylemi Anayasa'nın üzerinde değildir.

Buradaki itirazımız demokrasiye, kardeşliğe veya toplumsal barışa değildir.

Tam tersine;

Gerçek demokrasi hukuk içerisinde,

gerçek kardeşlik eşit vatandaşlık temelinde,

gerçek barış hukukun üstünlüğü içerisinde,

gerçek toplumsal bütünleşme ise ortak vatandaşlık ve ortak hukuk temelinde kurulabilir.

 

ANAYASA'DA ZATEN VAR OLAN HAKLAR NEDEN YENİ BİR SİYASİ STATÜ GİBİ SUNULMAKTADIR?

Türkiye'de yaşayan herkesin;

Eğitim hakkı vardır.

Çalışma hakkı vardır.

Kamu hizmetlerinden yararlanma hakkı vardır.

Mahkemeler önünde hak arama hakkı vardır.

Kanun önünde eşit olma hakkı vardır.

Ayrımcılığa karşı anayasal güvence vardır.

Dolayısıyla vatandaşların kökeni, dili, kültürü veya ailesinin geçmişi üzerinden onları birbirinden üstün veya aşağı gören bir anlayış savunulamaz.

Benim savunduğum da bu değildir.

 

Tam tersine;

Herkes eşit olsun.

Herkes eğitim alabilsin.

Herkes çalışabilsin.

Herkes kamu hizmetlerinden eşit yararlanabilsin.

Hiç kimse kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğramasın.

 

Ancak bunun karşılığı ayrı bir siyasi egemenlik alanı oluşturmak değildir.

Eşit vatandaşlık ile ayrı siyasi statü aynı şey değildir.

Kültürel hak ile devletin anayasal yapısının değiştirilmesi aynı şey değildir.

Demokratik siyaset ile terör örgütünün taleplerinin siyasal pazarlık konusu yapılması aynı şey değildir.

İşte bu ayrımın açıkça ortaya konulması gerekir.

 

ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN EMANETİ NE OLACAK?

Bu ülkenin şehitleri ve gazileri, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, güvenliği ve bütünlüğü uğruna ağır bedeller ödemiştir.

Onların hatırası üzerinden herhangi bir vatandaşın diğerinden üstün tutulmasını istemediğimiz gibi, onların fedakârlıklarının siyasi süreçlerde yok sayılmasına da izin verilmemelidir.

Toplumsal barış, şehit yakınlarının adalet duygusunu yok sayarak kurulamaz.

Barış, suçun adının değiştirilmesi değildir.

Barış, örgüt üyeliğinin yok sayılması değildir.

Barış, mağdurların unutulması değildir.

Gerçek barış ancak hukuk içerisinde mümkündür.

Anayasa Mahkemesi de terör örgütü üyeliği bakımından, kişinin ayrıca örgütün gerçekleştirdiği başka bir suçu işlemiş olmasının zorunlu olmadığını; örgüt üyeliğinin başlı başına cezalandırılan bir suç olduğunu belirtmiştir.

"DAĞDA BULUNDU AMA TETİĞE BASMADI" YETERLİ BİR KRİTER Mİ?

Hayır.

Bir kişinin silahlı bir saldırıda tetiği çekmemiş olması, tek başına o kişinin örgütsel faaliyetlerinin tamamının hukuken önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Örneğin;

Örgütün haberleşmesini sağladı mı?

Keşif yaptı mı?

Gözcülük yaptı mı?

Lojistik destek sağladı mı?

Silah veya mühimmat taşıdı mı?

Örgütün insan kaynağı teminine yardımcı oldu mu?

Örgütsel talimatları yerine getirdi mi?

Örgüt içerisinde hangi görevi üstlendi?

Ne kadar süre örgüt içerisinde kaldı?

Örgüt hiyerarşisi içerisindeki konumu neydi?

Örgütten ayrılma iradesini ne zaman ve nasıl ortaya koydu?

 

Bütün bu sorular cevaplandırılmadan "suça karışmamış" sonucuna ulaşılması mümkün değildir.

Bu nedenle "suça karışmamış" ifadesi siyasi bir slogan değil, eğer hukuki sonuç doğuracaksa somut, objektif, denetlenebilir ve yargısal denetime tabi bir hukuki kriter olmak zorundadır.

İMRALI'DA NELER OLDU?

Kamuoyuna yansıyan süreç bakımından ayrıca şu soruların cevaplandırılması gerekir:

İmralı'da yapılan görüşmeler ile hazırlanmakta olan hukuki düzenlemeler arasında herhangi bir bağlantı kurulmuş mudur?

Herhangi bir kanun taslağı veya taslak metin İmralı'ya götürülmüş müdür?

Götürüldüyse kim tarafından götürülmüştür?

Herhangi bir metin, öneri veya talep alınmış mıdır?

Görüşmelerde ileri sürülen herhangi bir öneri daha sonra hazırlanan metinlere yansımış mıdır?

Bu görüşmelerin kanun tekliflerinin içeriği üzerinde etkisi olmuş mudur?

 

Bu soruların cevapları siyasi yorumlarla değil, mevcutsa belgeler, tutanaklar ve hukuken elde edilmesi mümkün diğer deliller üzerinden ortaya çıkarılmalıdır.

TBMM'nin kendi internet sitesinde komisyonun İmralı görüşme tutanağına ilişkin ayrı bir bölüm ve komisyon toplantı tutanakları bulunmaktadır. 

Dolayısıyla talebimiz, meşru siyasi faaliyetin cezalandırılması değildir.

Talebimiz, yasama sürecinin nasıl şekillendiğinin hukuken araştırılmasıdır.

 

PKK/KCK BAĞLANTISI VAR MI?

Söz konusu düzenlemelerin PKK/KCK bağlantılı suçlar bakımından soruşturma, kovuşturma veya infaz sonuçları doğurabileceği ileri sürülüyorsa, bu iddianın bütün yönleriyle araştırılması gerekir.

Burada amaç herhangi bir kişiyi peşinen suçlu ilan etmek değildir.

Tam tersine, hukukun gerektirdiği şekilde sorulması gereken şudur:

Kanun teklifinin hazırlanmasında PKK/KCK adına hareket eden herhangi bir kişi veya yapıdan gelen talimat, yönlendirme, öneri veya etki olmuş mudur?

Eğer böyle bir iddia varsa;

 

kim görüşmüştür?

ne zaman görüşmüştür?

hangi sıfatla görüşmüştür?

hangi talepler iletilmiştir?

hangi belgeler paylaşılmıştır?

bu taleplerden herhangi biri hazırlanan metinlere yansımış mıdır?

 

Bunların tamamı araştırılabilir ve araştırılmalıdır.

 

YABANCI MAKAMLARLA NELER GÖRÜŞÜLDÜ?

Aynı şekilde süreçle bağlantılı olarak yabancı devlet temsilcileri veya yabancı makamlarla yapılan temaslara ilişkin kamuoyuna yansıyan iddiaların da açıklığa kavuşturulması gerekir.

Örneğin;

  • Kanun teklifinin içeriği hakkında yabancı makamlarla bilgi paylaşılmış mıdır?
  • Herhangi bir taslak veya belge aktarılmış mıdır?
  • Yabancı makamların süreç üzerinde herhangi bir etkisi olmuş mudur?
  • Herhangi bir öneri veya yönlendirme kanun teklifinin içeriğine yansımış mıdır?
  • Yapılan temaslarla daha sonraki metin değişiklikleri arasında bağlantı bulunmakta mıdır?

Bu soruların sorulması tek başına herhangi bir kişiyi suçlu ilan etmek değildir.

Bunlar araştırılması istenen iddialardır.

Bütün bunlar hukuken elde edilmesi mümkün olduğu ölçüde incelenmelidir.

Çünkü iddia edilen bir suçun araştırılması ile milletvekillerinin meşru yasama faaliyetlerinin cezalandırılması aynı şey değildir.

ANAYASA'NIN 10. MADDESİ: EŞİTLİK

Burada Anayasa'nın 10. maddesi özellikle önemlidir.

Ancak eşitlik ilkesinin doğru anlaşılması gerekir.

Eşitlik, her durumda herkese aynı kuralın uygulanması demek değildir.

Anayasa Mahkemesi, farklı hukuki durumda bulunan kişilere farklı kurallar uygulanmasının, farklılığın objektif ve makul bir temele dayanması ve ölçülü olması halinde eşitlik ilkesine aykırı olmayabileceğini belirtmektedir. 

 

"SADECE PKK İÇİN ÖZEL YASA" İDDİASI AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMALIDIR

Eğer hazırlanacak düzenleme yalnızca PKK/KCK mensupları bakımından uygulanacaksa bunun anayasal gerekçesi açıkça ortaya konulmalıdır.

Çünkü hukuk devleti bakımından "örgüte özel hukuk" algısının ortaya çıkması son derece tehlikelidir.

Bugün bir örgüte özel getirilen hukuki kategori, yarın başka bir örgüt için emsal gösterilebilir.

Hukukun temel niteliği genellik, öngörülebilirlik ve objektifliktir.

Bu nedenle;

kişiye özel yasa olmaz,

örgüte özel imtiyaz olmaz,

siyasi pazarlığa göre ceza hukuku olmaz.

Eğer farklılaştırma yapılacaksa, bunun açık, objektif, makul ve anayasal bir gerekçeye dayanması gerekir.

DEVLETİN GÖREVİ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ AKLAMAK DEĞİL, HUKUK İÇERİSİNDE TERÖRÜ SONA ERDİRMEKTİR

Terörün sona ermesi elbette Türkiye'nin yararınadır.

Silahların susması Türkiye'nin yararınadır.

Vatandaşların ölmemesi Türkiye'nin yararınadır.

Dağdaki insanların silah bırakması Türkiye'nin yararınadır.

Toplumsal barış Türkiye'nin yararınadır.

Ancak bunların hiçbirisi hukuk devletinin ortadan kaldırılmasını gerektirmez.

Tam tersine;

Terörün sona erdirilmesi de hukuk içerisinde gerçekleştirilmelidir.

Bir örgütün silah bırakması, geçmişte işlenmiş suçların kendiliğinden yok olması anlamına gelmez.

Bir örgütün kendisini feshettiğini ilan etmesi, her örgüt mensubunun bireysel cezai sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Silahların teslim edilmesi, hangi kişilerin hangi suçlardan sorumlu olduğunu ayrıca araştırma ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Tam tersine, böyle bir süreç varsa hukuki çerçevenin çok daha açık olması gerekir.

CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINDAN TALEPLERİM

Bu nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığından;

  1. PKK/KCK mensupları bakımından af, cezasızlık, soruşturma veya kovuşturmanın sona erdirilmesi, cezanın kaldırılması, infazın ertelenmesi veya başka bir infaz kolaylığı doğurabilecek düzenlemelerin hukuki kapsamının araştırılmasını,
  2. "Suça karışmamış" veya benzeri ifadelerle tanımlanan kişilerin hangi somut hukuki kriterlere göre belirleneceğinin tespit edilmesini,
  3. Bu kişilerin cezai sorumluluklarının belirlenmesinde siyasi veya örgütsel beyanların değil, hukuka uygun şekilde elde edilmiş somut delillerin esas alınıp alınmadığının araştırılmasını,
  4. Kanun teklifinin ilk taslağından TBMM'ye sunulan nihai metne kadar geçirdiği bütün değişikliklerin incelenmesini,
  5. Hukuken elde edilmesi mümkün olduğu ölçüde elektronik belge, EBYS, kurumsal e-posta, üst veri ve sürüm geçmişlerinin incelenmesini,
  6. İmralı görüşmeleri ile hazırlanmış veya hazırlanmakta olan kanun teklifleri arasında belge, bilgi, öneri, talimat veya içerik aktarımı bulunup bulunmadığının araştırılmasını,
  7. PKK/KCK adına hareket eden kişi veya yapılarla herhangi bir örgütsel temas, talimat, yönlendirme veya etki bulunup bulunmadığının araştırılmasını,
  8. Yabancı devlet temsilcileri veya yabancı makamlarla gerçekleştirilen temasların, hukuken incelenmesi mümkün olduğu ölçüde araştırılmasını,
  9. Kanun teklifinin hazırlanma sürecinde bağımsız bir suç işlendiğine dair somut şüphe bulunması halinde sorumlular hakkında gerekli soruşturmanın yürütülmesini,
  10. Suç teşkil eden herhangi bir fiilin tespit edilmesi halinde ilgili kişiler hakkında gerekli adli işlemlerin başlatılmasını,
  11. Hiç kimsenin siyasi kimliği, örgütsel geçmişi veya siyasi konumu nedeniyle hukuk önünde ayrıcalıklı hale getirilmemesini,
  12. "Suça karışmamış" kavramının hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanılacak olması halinde bunun açık, objektif, denetlenebilir ve yargısal denetime tabi kriterlere bağlanıp bağlanmadığının incelenmesini

talep ediyorum.

ANAYASA MAHKEMESİ'NE DÜŞEN GÖREV

Eğer yasalaşacak herhangi bir düzenleme;

hukuk devleti ilkesini,

eşitlik ilkesini,

suç ve cezaların kanuniliğini,

adil yargılanma güvencelerini,

yargı bağımsızlığını

veya Anayasa'nın diğer bağlayıcı hükümlerini ihlal ediyorsa, bu düzenlemenin anayasal denetime tabi tutulması gerekir.

Anayasa Mahkemesi geçmişte infaz düzenlemelerini eşitlik ilkesi bakımından incelemiş; bazı farklılaştırmaların nesnel ve makul gerekçeye dayanması halinde anayasal açıdan mümkün olabileceğini kabul etmiştir. 

Bu nedenle talep edilen şey, Anayasa Mahkemesi'nin siyasi bir karar vermesi değildir.

Talep edilen şey:

Anayasa'ya uygun olmayan bir düzenlemenin Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilmesidir.

Eğer bir düzenleme gerçekten belirli bir örgüt mensuplarına özel, ölçüsüz veya anayasal açıdan haklılaştırılamayan bir cezasızlık sonucu doğuruyorsa, bunun Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi gerekir.

 

SONUÇ: TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDE HUKUK HERKES İÇİN AYNI OLMALIDIR

Benim itirazım Kürt vatandaşlarımızın haklarına değildir.

Benim itirazım herhangi bir vatandaşın ana diline, kültürüne, ailesinin geçmişine veya siyasi düşüncesine değildir.

Tam tersine;

Herkes eşit olsun.

Herkes eğitim alabilsin.

Herkes çalışabilsin.

Herkes kamu hizmetlerinden eşit yararlanabilsin.

Kimse kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğramasın.

Ancak aynı zamanda;

Hiç kimse anayasanın üzerinde görülmesin.

Hiçbir siyasi örgüt hukukun üzerinde görülmesin.

Hiçbir terör örgütü siyasi pazarlıkların muhatabı haline getirilerek hukuki sorumlulukların üzeri örtülmesin.

Hiçbir vatandaş da siyasi kimliği nedeniyle suçlu ilan edilmesin.

 

Gerçek hukuk devleti budur.

Bu Yazıyı Paylaş