Çatırtı
Her yıkım, büyük bir gürültüyle başlamaz.
Önce bir çatırtı duyulur.
Çoğu zaman kimse önemsemez. "Bir şey olmaz." denir. "Abartılıyor." denir. Oysa bazen duyduğumuz o ses, çöken bir binanın değil; sarsılan güvenin ilk habercisidir.
Son günlerde medyaya yansıyan haberler, görüntüler, iddialar ve tartışmalar bir kez daha aynı sesi duyurdu.
Siyasete yetişemedik, spora yetişemedik, sanata yetişemedik...
Gündem, akıldan daha hızlı koştu.
Dün alkışladıklarımızı bugün sorguluyoruz. Dün örnek gösterdiklerimizi bugün temkinle konuşuyoruz. Bir zamanlar tereddütsüz savunduklarımızı şimdi mesafeyle değerlendiriyoruz.
Biz ise sadece güvendik.
Yitirdik.
"O yapmaz." dedik.
"Bu kez tamam." dedik.
"En azından o farklı." dedik.
Meğer en çok da kendi cümlelerimize inanmışız.
Bugün konuşulan mesele yalnızca bir isim değil. Çünkü isimler değişiyor; hayal kırıklıkları değişmiyor.
Medyaya yansıyan her haber, her görüntü ve her iddia, yalnızca bir olayı değil; toplumun güven duygusunu da sarsıyor.
Elbette hukukun söyleyeceği son söz, kamuoyunun peşin hükmünden daha değerlidir.
Suç, ispatlanana kadar herkes masumdur.
Bu ilke tartışılmaz.
Ancak güven, hukuktan farklı işler.
Güvenin mahkemesi vicdandır.
Kararını yıllar içinde biriken tutarlılığa, davranışlara ve oluşan kanaate göre verir. Bir kez çatladığında ise çoğu zaman hiçbir karar onu ilk hâline döndüremez.
Fakat burada durup başka bir soru sormak gerekiyor.
Gerçekten konuşmamız gereken sadece kişiler mi?
Yoksa onları sorgulamayı bırakan sistem mi?
Bir insanın toplum nezdinde güçlü bir güven bağı kurması yıllar alır. Ama aynı yıllar içinde denetim de işlemelidir.
Peki denetim neredeydi?
Şeffaflık neredeydi?
Sorgulayan akıl neredeydi?
Bugün kamuoyunu sarsan tartışmalar gerçekten bugünün ürünü mü?
Yoksa uzun zamandır biriken, görülmeyen ya da görülmek istenmeyen işaretlerin kaçınılmaz sonucu mu?
Çünkü bazı çöküşler bir gecede yaşanmaz.
Sessizce büyür.
Sorulmayan sorularla büyür.
Dokunulmayan alanlarla büyür.
"Bir şey olmaz." denilerek büyür.
İnsanların en büyük yanlışı bazen kötü insanlara inanmak değildir.
En büyük yanlışı, iyi olduğuna inandığı insanları sorgulamaktan vazgeçmesidir.
Bir zamanlar şöyle yazmıştım:
"İnanmak bir güdü; güven ise sağlam bir temel ister."
Bugün o cümlenin ağırlığını daha iyi anlıyorum.
Çünkü güven; alkışlarla kurulmaz.
Denetimle korunur.
Şeffaflıkla güçlenir.
Hesap verebilirlikle ayakta kalır.
Bir toplumu ayakta tutan şey kusursuz insanlar değil; kusurları zamanında görebilen ilkelerdir.
Belki de asıl çatırtı burada başladı.
İnsanlarda değil...
Onları sorgulamayı bıraktığımız yerde.
Şimdi söyleyin...
Güveni kaybeden gerçekten insanlar mı?
Yoksa biz, sorgulamayı bıraktığımız gün güveni çoktan kaybetmiş miydik?
Kararı vicdanınıza bırakıyor...
Saygıyla selamlıyorum.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Sedat Türe
Kanayan yaramıza parmsk badan güzel nir yazı..
