Köşe Yazısı

İnsanın Rutini Hayatı Anlamlandırmaktır

Ramazan Akgün
Ramazan Akgün
3 dk Sesli Dinle 2

İnsan rutinin içine doğmaz; fakat zamanla rutinin içine sığınır. Oysa hayat, tekrarın konforunda değil, değişimin riskinde anlam kazanır. “Rutin” dediğimiz şey çoğu zaman yaşamanın değil, yaşadığını zannetmenin başka bir adıdır. Aynı sokaklardan geçmek, aynı düşünceleri tekrar etmek, aynı korkularla karar almak… Bunlar hayatı sürdürür belki ama hayat kurmaz. Hayat kurmak, insanın kendisini aşmasıyla mümkündür.

Toplumsal değer dediğimiz şey de tam burada başlar. Kendini tekrar eden bir insanın, topluma yeni bir söz söylemesi beklenemez. Çünkü tekrar eden zihin üretmez, sadece tüketir. Oysa tarih boyunca iz bırakanlar, rutinin dışına çıkabilenlerdir. Alışılmışın dışına çıkmak; bazen bir yolculuğa çıkmak, bazen bir fikri sorgulamak, bazen de herkesin doğru dediğine mesafe koyabilmektir.

Türk-İslam düşünce geleneği bu konuda derin bir miras sunar. Farabi, insanın mutluluğa ulaşmasının ancak erdemli bir çaba ve aklın aktif kullanımıyla mümkün olacağını söyler. Ona göre insan, kendini geliştirmediği sürece sadece var olur; ama geliştiği ölçüde anlam kazanır. Bu gelişim ise durağanlıkla değil, hareketle mümkündür.

Benzer şekilde İbn Sina, bilginin ancak deneyimle derinleşeceğini vurgular. Onun hayatına baktığımızda, farklı şehirlerde bulunması, farklı ilim çevreleriyle temas etmesi ve sürekli öğrenme çabası, rutinin dışına çıkmanın bir düşünür için ne kadar hayati olduğunu gösterir. Çünkü düşünce, kapalı bir odada değil; hayatın içinde, değişimin tam ortasında olgunlaşır.

Yusuf Has Hacib ise insanın kendini geliştirmesini bir devlet düzeninin temeli olarak görür. Ona göre bireyin olgunlaşması, toplumun adaletini ve dirliğini doğrudan etkiler. Bu da şunu gösterir: Kendi içine kapanmış, rutinine hapsolmuş bireylerden güçlü bir toplum çıkmaz. Toplumun ilerlemesi, bireyin kendini aşma cesaretine bağlıdır.

Tasavvuf geleneğinde de benzer bir vurgu vardır. Mevlânâ Celaleddin Rumi, “Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait; şimdi yeni şeyler söylemek lazım” diyerek, insanın sürekli yenilenmesi gerektiğini hatırlatır. Bu yenilenme, kimliği terk etmek değil; kimliği derinleştirmektir. Kişiliği değiştirmeden geliştirmek dediğimiz şey tam da budur.

Rutin dışına çıkmak, sadece fiziksel bir hareket değildir; zihinsel bir cesarettir. Bazen bir şehri gezmek, bazen bir kitabı anlamaya çalışmak, bazen de kendi inandıklarını sorgulamaktır. Gezmek ve görmek, insanın ufkunu genişletir; düşünmek ise o ufku anlamlandırır. Bu iki süreç birleştiğinde insan, sadece yaşayan değil, hayat inşa eden bir varlığa dönüşür.

Bugün en büyük sorunlarımızdan biri de tam burada yatıyor: Hayatı tekrar eden, ama hayat üzerine düşünmeyen bir toplumsal yapı. Oysa kimlik dediğimiz şey, yaşananların üst üste yığılması değil; yaşananların anlamlandırılmasıyla oluşur. İnsan gezdikçe değil, gördüğünü düşündükçe; yaşadıkça değil, yaşadığını sorguladıkça kimlik kazanır.

Sonuç olarak, rutin güven verir ama gelişim sağlamaz. Değişim ise risklidir ama hayatı inşa eder. İnsanın kendine ve topluma karşı sorumluluğu, bu riskten kaçmamak, aksine onu bir fırsata dönüştürmektir. Çünkü hayat, tekrar edenlerin değil; yenilenebilenlerin omuzlarında yükselir.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Ramazan

    Eline emeğine sağlık rutinin dışında bir yazı olmuş

  • Alp Demir

    Bizim zamanımızda çok değerli öğretmenler vardı. Sizin sözünü ettiğiniz konuda bize şöyle derdi. Bir pergel gibi olun. Bir ayağınız kendi sağlam zemininize bassın, onu asla kaldırmayın. Diğer ayağınız ile gezin, yeni şeyler görüp öğrenin. Sonra iki ayağınızı zeminde birleştirip, gördüklerinizi ve öğrendiklerinizi ayıklayın. Bunu hem bedenen hem zihnen yapın. Şimdi böyle öğretmen var mı?

Bu Yazıyı Paylaş