Selçuk Özdağ Gelecek Parti Genel Başkanı mı olacak?
Siyasetin en büyük sınavı seçim kazanmak değildir.
Asıl sınav, savunduğunuz ilkeleri kendi siyasi hayatınızda uygulayabilmektir.
Yıllardır Türkiye’de “tek adam yönetimi” eleştirisi yapanların, sıra kendi partilerine geldiğinde bütün kararları tek başına almaya kalkışması, yalnızca siyasi bir çelişki değil; aynı zamanda demokrasi iddiasının samimiyet testidir.
Sayın Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’nin siyasi geleceğine ilişkin açıklaması kamuoyunda “parti kapandı” algısı oluşturdu. Oysa hukuk, algıyla değil kurallarla işler.
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu açıktır. Bir siyasi parti, genel başkanın kameraların karşısına geçip yaptığı açıklamayla kapanmaz. Yetkili organlar toplanmadan, büyük kongre gerekli kararı almadan hiçbir genel başkan tek başına bir partinin tüzel kişiliğine son veremez.
Bu nedenle ortada bugün itibarıyla kapanmış bir parti değil, siyasi sorumluluğunu farklı şekilde yorumlayan bir genel başkanın irade beyanı vardır.
Asıl dikkat çekici olan ise Ankara kulislerinde konuşulanlardır.
Edindiğimiz kulis bilgilerine göre Gelecek Partisi’nin önemli bir bölümü, partinin kapatılmasına sıcak bakmıyor. Teşkilatlarda ve parti yöneticileri arasında, mücadelenin yeni bir genel başkanla devam etmesi gerektiği görüşü giderek güç kazanıyor.
Yine kulislerde en çok konuşulan isimlerden biri Sayın Selçuk Özdağ.
Henüz verilmiş bir karar yok. Ancak olası kongre sürecinde genel başkanlık için adının ciddi biçimde değerlendirildiği ifade ediliyor.
Daha da önemlisi…
Muhalefet cephesinden birçok siyasi partinin Gelecek Partili isimlerle temas kurduğu, “partiyi kapatmayın, mücadeleye devam edin” çağrıları yaptığı konuşuluyor.
Çünkü mesele artık yalnızca Gelecek Partisi değildir.
Mesele, Türkiye’de siyasetin kurumsal hafızasının korunup korunmayacağıdır.
Bir genel başkanın “kurdum, kapattım” anlayışının normalleşmesi, yarın bütün siyasi partiler için tehlikeli bir emsal oluşturur.
Siyasi partiler şahıs şirketi değildir.
Liderler partilerin sahibi değil, emanetçileridir.
Bir siyasi hareket; kurucuların, teşkilatların, delegelerin ve üyelerin ortak iradesiyle doğar. Aynı şekilde sona erecekse de yine onların ortak iradesiyle sona ermelidir.
Türkiye’de yıllardır “tek adam rejimi” eleştirisi yapanların, kendi partilerinde kurulları devre dışı bırakan bir anlayışı benimsemeleri, siyasetin en ağır ironilerinden biridir.
Demokrasi, sadece iktidardan istenen bir yönetim modeli değildir.
Muhalefetin de uyması gereken bir ahlak, bir usul ve bir kültürdür.
Bugün Gelecek Partisi’nde yaşanan tartışma belki yarın başka partilerde de yaşanacaktır.
Bu yüzden verilecek karar yalnızca bir partinin geleceğini değil, Türk siyasetinin gelecekte nasıl şekilleneceğini de etkileyecektir.
Türk siyaseti artık lider merkezli değil, kurum merkezli bir anlayışa dönmek zorundadır.
Çünkü güçlü devlet, güçlü kurumlarla ayakta kalır.
Güçlü demokrasi ise güçlü kurumlara sahip siyasi partilerle yaşar.
Ve unutulmamalıdır ki; bir partiyi büyüten de küçülten de tek bir kişinin iradesi değil, o davaya inanan insanların ortak vicdanıdır.
