Köşe Yazısı

Muhalefetin Açmazı: Sorun Seçmende mi, Siyasette mi?

Ramazan Akgün
Ramazan Akgün
2 dk Sesli Dinle 0

Türkiye’de uzun yıllardır siyaset üzerine yapılan tartışmaların merkezinde iktidarın yönetim anlayışı yer alıyor. Ekonomiden hukuka, eğitimden dış politikaya kadar birçok alanda eleştiriler dile getiriliyor. Ancak bu eleştirilerin karşısında göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek de bulunuyor; İktidara oy veren milyonlarca seçmenin kararlı ve istikrarlı tercihi.

Yaklaşık çeyrek asra yaklaşan bir iktidarın varlığını sadece iktidarın gücüyle açıklamak mümkün değildir. Aynı zamanda muhalefetin seçmene güven veren, ikna edici ve sürdürülebilir bir alternatif ortaya koyup koyamadığı da sorgulanmalıdır.

Bu noktada dikkatlerin yönelmesi gereken yerlerden biri de ana muhalefetin kendi siyasi performansıdır. Çünkü iktidarın yanlışlarını eleştiren seçmen, doğal olarak çözümü muhalefette aramaktadır. Ancak yıllar boyunca yaşanan gelişmeler, özellikle ana muhalefet cephesinde ciddi hayal kırıklıkları üretmiştir.

Bunun en belirgin örneklerinden biri, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecidir. Muhalefet seçmeni uzun süre kendisini mevcut iktidara karşı en güçlü alternatif olarak görmüş, milyonlarca insan seçim meydanlarında, sosyal medyada ve sandık başlarında bu değişim umuduna destek vermiştir. Seçim kampanyası boyunca ortaya konulan söylemler de seçmende iktidardan farklı bir yönetim anlayışının geleceği beklentisini oluşturmuştur.

Ancak seçim sonrasında yaşanan gelişmeler, birçok seçmenin bu beklentilerini yeniden sorgulamasına neden olmuştur. Kılıçdaroğlu’nun sonraki dönemde ortaya koyduğu siyasi tutum ve açıklamalar, kendisini destekleyen bazı kesimlerde, seçim sürecinde çizilen siyasi profil ile sonrasında ortaya çıkan tablo arasında önemli farklılıklar, büyük kırılmalar bulunduğu düşüncesini güçlendirmiştir.

Burada asıl mesele bir kişinin adaylığı ya da siyasi kariyeri değildir. Asıl mesele, muhalefetin seçmene sunduğu siyasi iddialarla daha sonra ortaya çıkan siyasi davranışlar arasındaki tutarsızlık/tutarlılıktır. Çünkü seçmen yalnızca iktidarı değil, muhalefeti de değerlendirme hakkına sahiptir.

Demokrasilerde güven, söylem ile eylem arasındaki uyumdan doğar. Seçmen, kendisinden oy isteyen siyasetçilerin yalnızca rakiplerini eleştirmesini değil, aynı zamanda kendi iddialarına sadık kalmasını da bekler. Muhalefetin görevi sadece iktidarın eksiklerini göstermek değil, aynı zamanda daha inandırıcı, daha tutarlı ve daha güçlü bir alternatif olduğunu kanıtlamaktır. İktidarda değişmeyeceğini anlamamız için muhalefetin tutarlı olduğunu  görmemiz şarttır.

Bugün Türkiye’de yaşanan temel sorunlardan biri, seçmenin tercihlerini sürekli sorgularken siyasetçilerin tutarsızlıklarını yeterince sorgulamamaktır. Oysa demokratik denetimin konusu yalnızca iktidar için değil, muhalefet için de olmalıdır.

Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir; Sorun gerçekten seçmenin tercihleri mi, yoksa seçmenin önüne konulan siyasi alternatiflerin güven vermekte yetersiz kalması mı?

Bu Yazıyı Paylaş