Köşe Yazısı

İNTİHAR

Asu Saydam Atasoy
Asu Saydam Atasoy
2 dk Sesli Dinle 1

Gâh çıkarım gökyüzüne,

Seyrederim âlemi.

Gâh inerim yeryüzüne,

Seyreder âlem beni.

— Kul Nesimi

Bazen insan gökyüzüne çıkıp seyretmek ister.

Yukarıdan bakınca belki her şey daha anlaşılır sanır.

Sonra iner yeryüzüne...

Ve görür ki mesele seyretmek değilmiş.

Asıl mesele, seyrettiğine nasıl dayanacağınmış.

Uzun zamandır televizyon izlemiyorum. Platformlar yetiyor da artıyor bile. Ama geçen akşam gözüm bir habere takıldı.

Ankara'da bir doktorun tren raylarında yaşamına son verdiği haberi...

Dondum kaldım.

"Ne derdin vardı hocam?" diye geçirdim içimden.

Kalbim sadece bir şey söyledi:

Ah!

Daha ayrıntılara bakacaktım ki gözüm başka bir başlığa ilişti:

"Emniyet İntiharları Dijital Anıtı."

İntiharın anıtı mı olur?

İnsanları kaybettikten sonra isimlerini dijital bir anıta yazmak mı çözüm; yoksa onları hayattayken görebilmek mi?

Verilere göre 2026 yılı için 58 emniyet mensubunun intihar ettiği; bunların 53'ünün çalışan, 5'inin emekli olduğu ve çalışanlar açısından yaklaşık her 4,4 günde bir intihar vakası görüldüğü yazıyordu.

Bir haber diğerine bağlandı.

Sonra kendime sordum:

Biz neyi seyrediyoruz?

Memleketi mi?

Siyaseti mi?

Birbirimizi mi?

Yoksa gözümüzün önünde eksilen hayatları mı?

Sanki biri düğmeye basmış, gündem sıraya bağlanmış.

Herkes birbirine laf yetiştiriyor.

Memleket ise nefes yetiştirmeye çalışıyor.

Ardından, haberlerde bir siyasiye ait olduğu aktarılan "Siyasete girdiğim için pişman oldum" sözü karşıma çıktı.

Hey Allah'ım!

Gazeteciler, yapımcılar, TV programcıları, siyasiler... Başka gündem yok mu?

Siyasetten başka!

Daha kötüsü, aynı kişiler üzerinden...

Hep aynı isimler.

Hep aynı gündem.

Hep aynı tartışmalar.

Memleket intihar ediyor, seyrediyor musunuz?

Gökyüzünden, yeryüzünden...

Seyrediyorsanız, görüyor musunuz?

Peki neden intihar ediyor genç çalışanlar?

Neden insanlar, hayatın tam ortasında yaşamdan vazgeçme noktasına geliyor?

Biz hangi sahnenin seyircisiyiz?

Fakat beni asıl düşündüren başka bir şey daha var.

Bir insanın yarına dair inancını kaybetmesi...

Kendi hayatının içinde kendisine yer bulamaması...

İşte benim asıl korktuğum intihar bu.

Çünkü insan bazen ölmeden önce hayattan çekiliyor.

Önce sözü azalıyor.

Sonra umudu.

Ve biz bunu çoğu zaman yalnızca sessizlik sanıyoruz.

Oysa bazı sessizlikler, duyulmamış cümlelerin mezarıdır.

Bilin ki kitlelere hitap edenler...

İnsan kaybediyorsa, geriye kazananı konuşacak bir hayat kalmıyor.

Bir ülkede insanların neden sustuğunu, neden yorulduğunu, neden yarına bakamadığını göremiyorsak;

gördüğümüz yalnızca manzaradır.

Peki, bir insanın gözümüzün önünde hayattan çekildiğini ne zaman fark edeceğiz?

Sadece öldüğünde mi?

Yoksa ölmeden önce de insanın sesine, suskunluğuna, umutsuzluğuna bakabilecek miyiz?

Çünkü bir ülkenin asıl zenginliği, ne kadar konuşulduğu değil;

insanının yarına ne kadar güvenle uyandığıdır.

Ve belki de en büyük intihar,

bir insanın ölmesi değil;

yaşayanların, bir insanın neden yaşamakta zorlandığını artık merak etmemesidir.

Saygıyla selamlıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Elif Aldatmaz

    Sinanmadin sınavın masumu değilsin diye okumuştum bir yerde ahkam keseriz anıt dikeriz de hepimiz hiç aklimiza gelmez Sezen Aksu'nun sözleri masum değiliz hiç birimiz çürümeye başlayan toplumlarda en belirgin tavırdır intihar farkındalık yanında çaresizlik barındırır keşke dediğiniz gibi gökyüzüne çıkarak değil de hayatın içinde bakabilsek .

Bu Yazıyı Paylaş