Mattia Ahmet Minguzzi
"Kanun, büyük sineklerin yırtıp geçtiği, küçüklerin ise takılıp kaldığı bir örümcek ağıdır." — Cemil Meriç
Cemil Meriç’in tespiti, adaletin yalnızca hukuki bir mesele olmadığını; aynı zamanda toplumsal bir aynayı kırıp yeniden yapmamız gerektiğini hatırlatır. Mattia Ahmet Minguzzi davası üzerinden konuştuğumuzda, asıl sorgulamamız gereken “kim güçlü” değil; toplumun nasıl yozlaştığı ve bu yozlaşmanın kimleri suçlu, kimleri mağdur kıldığıdır.
Davanın hukuki ayrıntılarında infaz oranları, suç nitelendirmeleri ve beraat kararları konuşuluyor.
Eğer dosya “örgütlü suç” veya “yardım-yataklık” çerçevesinde ele alınsaydı, cezalar daha ağır, infaz kuralları daha katı olacaktı. Şimdi ise infazın oranı değişiyor; hukuk hesapları yapılıyor. Ancak bu teknik tartışmanın gölgesinde asıl kayıp, toplum vicdanının onarımıdır.
Bizim talebimiz, güçlüye karşı değil; serseri diye nitelendirilen, toplum içinde suç işler hâle gelmiş kişiler için de bir ıslah yolu olmasıdır. Ceza, yalnızca intikam aracı olmamalı; toplumu koruyan, failin pişmanlığı ve toplumdan tecrit edilmesi ile rol model yapılmamasını hedefleyen bir araç olmalı.
Sokakta şiddet uygulayan ya da suça sürüklenen bir genç çoğunlukla “serseri” diye etiketlenir. Oysa o genç, eğitim eksikliği, ailede çözülme, işsizlik, normalleşmiş şiddet veya rol model eksikliğinin bir ürünü olabilir.
Toplumun yozlaşması, adaletsizlik ve eşitsizlik, bazı çocukları sistemin mağduru, bazılarınınsa suçlu hâline getirir. Kimisi suçlu ilan edilir, kimisi kurban! Ama arada kalan en büyük gerçek, hepimizin suçta olan payıdır.
Eğer yargı, cezayı hırçınlığı dindirmek için kullanmazsa; toplumsal yaralar sarılmaz. Oysa birçok suça sürüklenen çocuk için bu katiller rol model olmak üzere!
Adaletin ciddiyeti sadece ağır cezalarla ölçülmez. Gerçek güç, suç işlemiş bir bireyi toplum için zararsız hale getirmek değil, onun topluma verdiği zararları da telafi edecek vicdanları teskin etmektir. Bu, daha zor, daha sabır gerektiren ama kalıcı bir yöntemdir.
Mattia Ahmet Minguzzi davasında görülen infaz ve nitelendirme tartışmaları, aslında bize şu soruyu sormalı:
Cezayı kimin lehine veya aleyhine ağırlaştırdığımız değil; cezanın toplumun onarımına nasıl hizmet ettiğidir asıl mesele.
Yargının bağımsızlığı, şeffaflığı ve eşit uygulaması elbette vazgeçilmezdir. Fakat aynı zamanda suç üreten zemini de hedef almalıyız:
Eğitimde fırsat eşitsizlikleri,
Ekonomik güvencesizliğin yarattığı umutsuzluk,
Normalleşmiş şiddet ve rol model eksikliği,
bunlar sadece bireysel meseleler değil; toplumun suçu yeniden üretmesinin altyapısıdır.
Eğer hukuk sadece “faili cezalandırma” odaklı kalırsa, yaraları cerrahi bir müdahaleyle kapatıp kök nedeni görmezden geliriz. Oysa ıslah, toplumun yeniden dizayn edilmesiyle mümkündür: iyileştirilmiş eğitim, gençlik programları, aile destek ağları, adli psikoloji hizmetleri, mesleki rehabilitasyon.
Adaletin terazisi yalnızca failin boynuna asılacak bir mühür değildir; aynı zamanda toplumun onarım sözüdür.
Eğer hukuku, “güç” ya da “serseri” ayrımıyla değil, toplumsal onarım ve gelecek nesillerin korunması ölçütüyle tartarsak, çocuklarımız için umut üretiriz.
Bugün Mattia Ahmet Minguzzi davasında yaşananlar, bir hukuki tartışmanın ötesinde, hepimizin sorumluluğunu hatırlatıyor: Suçu yaratan zemini temizlemeden, sadece cezayı artırmak adaleti tamir etmez.
Adalet, hem hüküm verip infaz eden hem de toplumun sağlıklı kalmasını sağlayacak politikaları ete kemiğe büründürmelidir.
Çünkü adalet, bir sistemin süsü değil, omurgasıdır.
Ve omurgası eğik bir devlet, çocuklarımızın geleceğini sağlam kuramaz.
Ceza, gazete manşetlerine sığan bir öfke değildir; ıslah ve eğitim toplumun çocuklarını koruyan uzun vadeli bir yatırımdır.
Mattia Ahmet Minguzzi hepimizin çocuklarımıza bakış açısını ortaya çıkaran koca bir “toplum aynasıdır”…
