Köşe Yazısı

Memleketin Yarısı Düşünmekten Uyuyamıyor, Diğer Yarısı Uyumaktan Düşünemiyor

Serpil Güleçyüz
Serpil Güleçyüz
2 dk Sesli Dinle 0

Bir yerde rasladığım bu cümle,içinde yaşadığımız toplumun fotoğrafını tek karede özetliyor.

Bir cümle bazen sayfalarca analizden daha güçlü olabilir. 

Bir tarafta geçim derdiyle boğuşan insanlar var. 

Akşam başını yastığa koyduğunda gözünü uykuya kapatamayanlar...

Elektrik faturası nasıl ödenecek?

Çocuğun okul masrafları nasıl karşılanacak?

Kiraya gelen zamla nasıl başa çıkılacak?

Yarın işini kaybederse ne olacak?

Bu soruların ağırlığı altında ezilen milyonlarca insan için gece, dinlenme zamanı değil; kaygılarla hesaplaşma zamanıdır.

Düşünmekten uyuyamayanlar işte bunlardır.

Diğer tarafta ise farklı bir dünya vardır.

Hayatın gerçek sorunlarından uzak, sorgulamayan, merak etmeyen, olup bitene kayıtsız kalanlar...

Adaletsizlikleri görmeyenler...

Yoksulluğu yalnızca haber bültenlerinde izleyenler...

Demokrasiyi, hukuku, özgürlüğü kendi yaşamıyla ilişkilendirmeyenler...

Onlar da uyumaktan düşünemez hale gelirler.

Buradaki uyku yalnızca biyolojik bir uyku değildir.

Vicdanın uykusu...

Aklın uykusu...

Sorgulamamanın uykusudur.

Oysa toplumları ileri taşıyan şey ne yalnızca çalışmak ne de yalnızca düşünmektir. Asıl ilerleme, düşünebilen ve düşündüğünü hayata geçirebilen insanların omuzlarında yükselir.

Tarih boyunca büyük değişimler, rahat koltuklarda oturup hiçbir şeyi sorgulamayanların değil; geceleri kafasını kurcalayan sorulara cevap arayan insanların eseridir.

İnsanlar geçim mücadelesinden başını kaldıramıyorsa, geleceğini planlayamıyorsa, her gün yeni bir belirsizlikle karşılaşıyorsa; o ülkede yalnızca ekonomi değil, umut da zarar görmeye başlar.

Bir ülkenin gerçek zenginliği gökdelenleri, otoyolları ya da rakamlardan ibaret değildir.

Gerçek zenginlik; insanların huzurla uyuyabildiği, ama gerektiğinde de düşünüp sorgulayabildiği bir toplumsal iklim yaratabilmektir.

Çünkü düşünmekten uyuyamayanlarla uyumaktan düşünemeyenler arasındaki uçurum büyüdükçe, toplum ortak aklını kaybetmeye başlar.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey; korkmadan düşünebilen, vicdanıyla sorgulayabilen ve başkasının derdini kendi derdi sayabilen insanlar yetiştirmektir.

Özetle

Bir toplumda bazı insanlar gelecek kaygısıyla sabahlara kadar hesap yaparken,bazıları olup biteni sorgulamadan yaşamını sürdürebiliyorsa,sorun sadece gelir dağılımında değil,umut,farkındalık ve ortak sorumluluk duygusunda da ortaya çıkıyor demektir.

Asıl tehlike insanların aç kalması değil; adaletsizliğe,yoksulluğa ve haksızlığa alışıp,bunu olağan kabul etmesidir.

Çünkü uyuyan bedenler,bir gün uyanır,fakat uyuyan vicdanların uyanması çok daha zordur.

Bu Yazıyı Paylaş