Köşe Yazısı

Bir Medeniyet Nasıl Yok Edilir?

Serpil Güleçyüz
Serpil Güleçyüz
4 dk Sesli Dinle 0

"Bir medeniyeti yok etmek istiyorsanız;

bir öğretmene hor bakın,

bir doktoru aşağılayın,

bir bilim insanını bir kenara itin

ve önemsiz olanı yüceltin."

*Malik Bennabi*

Bazen bir toplumun nasıl çöktüğünü anlamak için savaşlara, ekonomik krizlere ya da büyük felaketlere bakmak gerekir sanırız.

Oysa bir medeniyet, çoğu zaman sessizce yıkılır.

Önce değerler yer değiştirir.

Bilgi yerine cehalet, liyakat yerine sadakat, emek yerine gösteriş, üretmek yerine tüketmek, düşünmek yerine itaat değerli hâle gelmeye başlar.

Ve toplum bunun farkına bile varmadan, kendi geleceğinin temellerini aşındırır..

*Malik Bennabi,* nin yıllar önce söylediği bu söz, bugün üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir gerçeği anlatıyor.

Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca yolları, köprüleri, binaları ve teknolojik yatırımlarıyla kurulmaz.

Asıl medeniyet, insana verilen değerle kurulur.

Bir öğretmene hor bakıyorsanız, aslında yalnızca bir öğretmeni küçümsemiyorsunuzdur.

Çünkü öğretmen, geleceğin insanını yetiştirir.

*Bir çocuğun dünyaya nasıl bakacağını, doğru ile yanlışı nasıl ayırt edeceğini, soru sormaktan korkup korkmayacağını, başkasının hakkına saygı duyup duymayacağını belirleyen en önemli kişilerden biridir.*

Ben bir öğretmen olarak yıllarca şuna inandım:

Bir ülkenin en büyük yatırımı, çocuklarının zihnine ve karakterine yapılan yatırımdır.

Bu nedenle öğretmeni değersizleştiren bir toplum, aslında kendi geleceğini değersizleştirir.

Doktoru aşağılamak da yalnızca bir meslek insanını küçümsemek değildir.

*Yıllarca eğitim alan, gecesini gündüzüne katan, insanların en zor anlarında hayat kurtarmaya çalışan bir hekime saygıyı kaybettiğinizde, toplumun emeğe ve uzmanlığa duyduğu güveni de kaybedersiniz.*

Bilim insanını bir kenara ittiğinizde ise bedel daha ağırdır.

*Çünkü bilim sustuğunda hurafe konuşmaya başlar.*

*Akıl geri çekildiğinde dogmalar öne çıkar.*

*Sorgulama bittiğinde ise toplum, kendisine söylenen her şeyi doğru kabul etmeye başlar.*

İşte tehlike tam burada başlar.

Çünkü bir ülkenin gerilemesi yalnızca ekonomik göstergelerde görülmez.

Düşünme yeteneğinin zayıflaması da bir gerilemedir.

Ahlâkın değersizleşmesi de bir gerilemedir.

Liyakatın yerini ilişkilerin alması da bir gerilemedir.

Doğruyu söyleyenin susturulması da bir gerilemedir.

Ve belki de en tehlikelisi, bütün bunlar yaşanırken önemsiz olanın önemli gösterilmesidir.

Çünkü toplumlar yalnızca neyi koruduklarıyla değil, neyi yücelttikleriyle de tanımlanırlar.

Eğer çalışkanlığın değil gösterişin, bilginin değil cehaletin, dürüstlüğün değil kurnazlığın, üretmenin değil tüketmenin, sorumluluğun değil çıkarın ön plana çıktığı bir düzen kurarsanız, gençlere de yanlış bir gelecek resmi çizersiniz.

Sonra gençlerimize "Neden umutsuzsunuz?" diye sorarsınız.

Oysa umut, yalnızca güzel sözlerle yaratılmaz.

Genç bir insan geleceğine güvenmek istiyorsa, karşısında emeğin karşılığını bulduğunu, bilginin değer gördüğünü, adaletin işlediğini ve liyakatın korunduğunu görmek zorundadır.

Bir toplumun gençlerine verebileceği en büyük miras da budur.

Çünkü medeniyet, yalnızca geçmişten devralınan bir miras değildir.

Her kuşak onu yeniden kurar.

*Bugün öğretmene verdiğimiz değer, yarının eğitimini; doktora verdiğimiz değer, yarının sağlığını; bilim insanına verdiğimiz değer, yarının teknolojisini ve bağımsızlığını belirler.*

Ama bütün bunların üzerinde daha büyük bir değer vardır:

İnsan onuru.

İnsanı, emeği, bilgiyi ve vicdanı merkeze almayan hiçbir kalkınma gerçek anlamda medeniyet değildir.

Bir ülkenin gökdelenleri yükselebilir, yolları genişleyebilir, teknolojisi gelişebilir.

Ama eğer öğretmeni itibarsızlaştırılıyor, bilim insanı susturuluyor, doktoru şiddet görüyor, gençleri umutsuzluğa sürükleniyor ve önemsiz olan sürekli yüceltiliyorsa, orada çok önemli bir soru sormak gerekir:

Biz gerçekten ilerliyor muyuz, yoksa yalnızca daha büyük binaların içinde daha küçük değerlerle mi yaşıyoruz?

Medeniyetin ölçüsü, ne kadar yüksek binalar yaptığımız değil; ne kadar yüksek insani değerler taşıdığımızdır.

Bu nedenle yapılması gereken çok açık:

Öğretmene saygı,

bilime güven,

emeğe değer,

liyakat,

adalet,

ahlâk ve insan onuru...

Bunlar bir toplumun süsü değil, varlık sebebidir.

Çünkü bir medeniyeti yıkmak için her zaman savaş gerekmez.

Bazen yalnızca değerleri ters yüz etmek yeterlidir.

Ama aynı şekilde bir medeniyeti yeniden ayağa kaldırmak için de önce insanı, bilgiyi, emeği ve vicdanı yeniden hak ettiği yere koymak gerekir.

Çünkü

 medeniyet, önce insanın zihninde kurulur; sonra toplumun hayatına yansır.

Ve unutmayalım:

Öğretmenini küçümseyen bir toplum geleceğini,

bilim insanını dışlayan bir toplum aklını,

doktorunu değersizleştiren bir toplum sağlığını,

liyakatı yok sayan bir toplum ise adalet duygusunu kaybeder.

Geride ise yalnızca yükselen binalar değil,

yıkılan bir medeniyet kalır.

Bu Yazıyı Paylaş