Köşe Yazısı

Çağımızın Hukuk ve Vicdan Testi: Batı Şeria ve Büyüyen İşgal

Serpil Güleçyüz
Serpil Güleçyüz
2 dk Sesli Dinle 0

​Tarih, uluslararası hukukun hiçe sayıldığı, insani değerlerin ayaklar altına alındığı dönemleri kaydederken faillerini de mağdurlarını da unutmaz.

​Bugün Orta Doğu'da tanık olduğumuz tablo, yalnızca bölgesel bir çatışma değil; insanlığın ortak vicdanına ve uluslararası hukuk düzenine yönelik açık bir meydan okumadır. Gazze'de yaşanan büyük insanlık dramının gölgesinde, Batı Şeria'da adım adım yürütülen politikalar, meselenin geçici bir güvenlik kaygısı olmadığını; aksine sistemli bir genişleme, mülksüzleştirme ve fiili ilhak stratejisi olduğunu gözler önüne seriyor.

​Günümüzde *Netanyahu* hükümetinin ve aşırı sağcı koalisyon ortaklarının Batı Şeria'daki sivil yönetimi devralma adımları, açık bir gasp ve ilhak girişiminden başka bir şey değildir. Gazze'deki yıkım sürerken Batı Şeria'da onaylanan rekor düzeydeki yeni yerleşim kararları ve arazi el koymaları, İsrail yönetiminin barıştan değil, işgali kalıcı kılmaktan yana bir irade sergilediğini resmen ortaya koymaktadır.

​Yasa dışı şekilde inşa edilen ve genişletilen yerleşimler; yüzyıllardır o topraklarda yaşayan masum Filistin halkına reva görülen zulmün, onları kendi öz yurtlarından söküp atmayı hedefleyen sistemli bir sürgün politikasının somut göstergesidir.

​Oysa uluslararası hukuk son derece nettir. BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı ve Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin yanı sıra, Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) Temmuz 2024'te açıkladığı tarihi Danışma Görüşü, İsrail'in Filistin topraklarındaki işgalinin ve yerleşim politikalarının yasa dışı olduğunu tescillemiştir. UAD, işgalin derhal sonlandırılması ve verilen zararların tazmin edilmesi gerektiğini ilan ederek konuyu tartışmasız bir hukuki zemine oturtmuştur. Evlerin yıkılması, zeytin bahçelerinin gasp edilmesi ve sivil halkın en temel yaşam haklarının elinden alınması, "güvenlik" argümanıyla açıklanamayacak bir insan hakları ihlalidir.

​Bu noktada durup sormak gerekir: İsrail'in yayılmacılığı durdurulmalı mıdır?

​Yanıt; amasız, fakatsız bir "evet"tir. Uluslararası toplum, adil ve kalıcı bir barışın ancak işgalin sona ermesi ve iki devletli çözümün hayata geçirilmesiyle mümkün olacağını görmek zorundadır. İsrail'in bu hukuk tanımaz yayılmacı politikalarına dur denilmediği, bağlayıcı yaptırımlarla sınırlandırılmadığı sürece ne bölgeye ne de dünya barışına huzur gelecektir.

​Filistin halkının kendi topraklarında insanca, özgürce ve bağımsız bir devlet çatısı altında yaşama hakkı teslim edilmeli; bu açık gasp ve işgal politikaları derhal durdurulmalıdır. Aksi halde sessiz kalan her aktör, bu tarihsel adaletsizliğin ve insanlık suçunun sessiz ortağı olarak anılacaktır.

Bu Yazıyı Paylaş