Asıl Hesap, Kul Hakkı
"%90'ı Müslüman olan bir ülkede beklenti nedir?"
İnsanların birbirine karşı daha hoşgörülü olması...
Birbirini sevmesi, anlamaya çalışması...
Hakkına razı olması...
Başkasının hakkına göz dikmemesi.
Gücü yettiğinde ezmek yerine koruması...
Hata yapanı hemen mahkûm etmek yerine affetmeyi bilmesi...
Kalp kırmak yerine gönül alması...
Yalan söylememesi...
Hırsızlık yapmaması...
Emeğe saygı göstermesi...
Yetimin, yoksulun, yaşlının, çocuğun, kadının hakkını gözetmesi...
Okuması, araştırması, düşünmesi, sorgulaması...
Bilime ve ilme değer vermesi...
Kısacası, iyi insan olmaya çalışması.
Çünkü dinin insanda bir karşılığı olacaksa, önce davranışlarımızda görünmesi gerekmez mi?
Hal böyleyken biz neleri konuşuyoruz.
Kadını konuşuyoruz.
Kıyafetini konuşuyoruz.
İçkiyi konuşuyoruz.
Sigarayı konuşuyoruz.
Kimin ne yaptığına, nasıl yaşadığına, ne giydiğine, ne içtiğine bakıyoruz.
Ama aynı hassasiyetle kul hakkını konuşuyor muyuz?
Bir makamı hak etmeyen birine sırf yakınımız olduğu için verdiğimizde bunun kul hakkı olduğunu düşünüyor muyuz?
Bir insanın emeğinin karşılığını vermediğimizde,
Bir başkasının önüne haksız yere geçtiğimizde,
Devletin imkânlarını kendi çıkarımız için kullandığımızda,
Bir insanı sırf bizim gibi düşünmediği için dışladığımızda,
Bir kadını şiddet gördüğü halde savunmadığımızda,
Bir çocuğun eğitim hakkını fırsat eşitsizliğiyle elinden aldığımızda,
Bunların hakların en büyüğü olan, kul hakkı olduğunu hatırlıyor muyuz?
Yoksa dinin görünür taraflarıyla uğraşmak, vicdanımızın daha zor sorularından kaçmanın
kolay yolu mu oluyor?
Bizi yaratan Allah'ın affediciliğine inanıyoruz.
Herşeyi affederim diyor,
bir tek şeyle karşıma gelme diyor o da *Kul hakkı*
Onun için benden değil,
Hakkını yediğiniz,incittiğiniz insandan af dileyin diyor..
Kırdığınız gönlü onarmak...
Aldığınız hakkı geri vermek...
Yaptığınız haksızlığı kabul etmek...
Gerekiyorsa özür dilemek.
Belkide en zoru bu..
İnsan, çoğu zaman başkasının hatasını görmekte çok başarılıdır.
Kendi hatasına gelince bahaneler üretir.
Kendisine yapılan haksızlığı unutmaz.
Ama kendisinin yaptığı haksızlığı hatırlamak istemez.
Bir ülkenin konuşulması gereken sorunları sizce nelerdir?
İşsizlik sorunun her geçen gün artması mı,
Parasızlık nedeniyle yuva kuramayan insanlar mı,
Kurdukları yuvaları ekonomik sıkıntılar nedeniyle ayakta tutmaya çalışan aileler mi,
Siftah yapamadan dükkânını kapatan esnaf mı,
Emeklisinin aldığı maaşının açlık sınırında olması mı,
Çocuğunun ihtiyaçlarını karşılıyamayan anne-babanın çaresizliğimi,
Kadına yönelik şiddet mi,
Çocukların istismarı mı,
Yolsuzluk mu,
Eğitimsizlik mi
Liyakat yerine yakınlığın öne çıkması mı,
Adalete olan güvenin zedelenmesi mi,
Gençlerin geleceğini başka ülkelerde araması mı.
Bunlar varken hâlâ birbirimizin yaşam biçimini denetlemekle meşgulsek, asıl meseleyi kaçırmıyor muyuz?
Bir toplumun ahlakı, insanların birbirinin hayatına ne kadar karıştığıyla değil; birbirinin hakkına ne kadar saygı gösterdiğiyle ölçülmez mi?
Bir ülkede
İktidar olmak, istediğini yapabilme hakkını vermez.
Tam tersine, başkalarının hayatını etkileyebilme gücüne sahip olması nedeniyle çok daha büyük bir sorumluluk yükler.
O koltuklarda oturanların da o koltuklara oturmaya talip olanların da
sahip
oldukları gücü kendileri için değil ülke çıkarları için kullanmaları gerekir.
Gücün karşısında eğilmeyen,
Kendi tarafındaki
yanlışa da "yanlış" diyebilen,
Liyakate önem veren,
Doğruyu, işine gelmediğinde bile savunabilen,
Halkının gerçek hayatını görebilen...
Seçmenleri sadece seçim zamanı hatırlayan insanlar olmaması gerekmez mi?
Arada sırada kendilerine şu soruları sormaları gerekmez mi?
Benim gibi düşünmeyen insana tahammül edebiliyor muyum?
Beni eleştiren kişiye düşman gözüyle bakıyor muyum?
Farklı siyasi görüşteki insanı önce insan olarak görebiliyor muyum?
Demokrasi, sadece benim konuşma özgürlüğüm değildir.
Benim karşımdakinin de konuşabilme hakkıdır diyebiliyormuyum?
Çünkü özgürlük, yalnızca kendi hakkımızı savunduğumuzda değil, başkasının hakkını da savunabildiğimizde anlam kazanır.
Neden birbirimize tahammülümüz azaldı.
Bu öfke niye?
Neden farklı düşünmek düşman olmak anlamına geliyor?
Neden siyaset bizi birbirimize yaklaştırmak yerine birbirimizden uzaklaştırıyor?
Neden inançlarımız bizi birbirimize karşı daha merhametli yapmak yerine, birbirimizi yargılamanın aracı haline geliyor?
Belki de sorunumuz, inancımızın eksikliği değil;
inancımızla davranışlarımız arasındaki mesafenin açılması..
Söylediklerimizle davranışlarımızın örtüşmemesi..
Güç sahipleri
"adalet" diyor
Ama güç eline geçtiğinde adaletsiz davranıyorsa, söylediği sözün ne anlamı kalır?
"Merhamet" diyor
Ama güçsüzü ezmekten çekinmiyorsa,
"Dürüstlük" diyor,
Ama çıkarımız söz konusu olduğunda gerçeği eğip büküyorsa,
"İnsan sevgisi" diyor,
Ama kendisi gibi düşünmeyeni reddediyor,yerine kendini koyamıyorsa,
sözlerin hiç bir anlamı yoktur.
Şu hepimiz için önemli olmalı;
Bu ülke için canını veren şehidin,
Gazinin hakkı,
Atanamayan öğretmenin hakkı..
Geçinemeyen emeklinin hakkı...
Geleceğini göremeyen gencin hakkı..
Şiddet gören kadının hakkı.
Çocuğuna bir pantolon alamadığı için çaresizliğe düşen babanın hakkı..
Emeğinin karşılığını alamayan işçinin hakkı..
Siftah yapamadan kepenk kapatan esnafın hakkı...
Ve sesi çıkmadığı için kimsenin görmediği milyonların hakkı..
Bunların hepsi kul hakkıdır.
Ve bu ülkeyi yönetenlerin omuzlarındadır.
Ara sıra
kendimizi sorgulayalım...
Dinimiz,
Bizi daha dürüst yaptı mı?
Daha adil yaptı mı?
Daha merhametli yaptı mı?
Daha paylaşımcı yaptı mı?
Daha vicdanlı yaptı mı?
Haksızlık karşısında susmamayı öğretti mi?
Gücümüz yettiğinde güçsüzü korumayı öğretti mi?
Kendimiz için istediğimizi başkası için de istemeyi öğretti mi?
Eğer bunların cevabı "evet" ise, işte o zaman inancımızla yaşam biçimimiz örtüşüyor demektir.
Hepimiz bir gün bu dünyadan göçüp gideceğiz.
Sahip olduğumuz evler,paralar,arabalar,her şey başkalarının olacak..
Makamlarımız boşalacak.
Koltuklarımıza başkaları oturacak.
Adımız bile zamanla unutulacak.
Ama bir insanın hayatında bıraktığımız izler silinmeyecek..
Bir çocuğun başını okşamak...
Bir öğrencinin umudunu yeniden yeşertmek.
Haksızlığa uğrayanın yanında durmak...
Bir insanın hakkını teslim etmek...
Bir gönlü incitmememek.
Bir yanlışın karşısında susmamak.
Belki de insanın bu dünyada bırakabileceği en büyük mirastır.
Her fani ölümü tadacak,
Ve o gün geldiğinde ne para konuşulacak,
Ne makam...
Ne güç...
Ne de mazeret.
Sadece vicdan konuşacak.
Sonuçta ihtiyacımız olan,üstümüzü örtecek kadar bir toprak parçası
Ben, kendi adıma %90'ı müslüman olan ülkemin,
Dini kendi çıkarları için kullanmayan,başkasının hayatına müdahale etmek için değil, kendi nefsini terbiye etmek için kullanan ,kul hakkını koruyan, özüyle, davranışı bir olan insanlardan oluşan bir toplum olsun istiyorum.
Yazarın Diğer Yazıları
- Tarih Tekerrür Ediyor Ama Biz Hiç Ders Almıyoruz
- Ortak Geleceğimiz: Ayrışma Değil, Birlikte Yaşama İradesi
- Bir Medeniyet Nasıl Yok Edilir?
- Terörsüz Türkiye ve Vicdanın Sınırı
- Hayat, Bitti Sandığımız Yerde Yeniden Başlar
- Çağımızın Hukuk ve Vicdan Testi: Batı Şeria ve Büyüyen İşgal
- OLGUNLUK, "BİLMİYORUM" DİYEBİLMEKTİR
- Sandıktaki Mühür Kimin İradesidir?
