Cesaret Özü Korumaktır
Cesaret, yalnızca bir risk alma duygusu ya da kritik anlarda ortaya çıkan ani bir refleks değildir. Onu sadece dayanıklılık, cüretkârlık ya da gözü karalık gibi kavramlarla tanımlamaya kalkarsak yanılırız.
Cesaret, tehlike, belirsizlik, acı veya kayıp ihtimaline rağmen kişinin doğru bildiği veya inanarak hareket etmesi gereken durumlarda geri adım atmama yeteneğidir.
*Mark Twain*'in de ünlü sözünde belirttiği gibi: "Cesaret, korkunun yokluğu değil; korkuya karşı direnç ve onun üstesinden gelme halidir."
Cesaret, her şeyden önce bir erdemdir. Bütün erdemler gibi bizi biz yapan, insan kılan temel bir değerdir.
Değerli bir şey için duyulan korku, insanı harekete geçirir.
Çocuğunu koruyan bir anne, ailesini kanatları altına alan bir baba ya da vatanını savunan bir asker de korkulara sahiptir.
Ancak onlar, kendilerinden daha değerli olan bir gaye uğruna korkularını yener ve sorumluluk üstlenirler.
Daha iyi olanı korumak ve çoğaltmak için cesaretlerini ortaya koyarlar.
Doğru cesaret, bilgiyle desteklenmiş bir şekilde daima daha iyiyi aramaktır.
Bilgelik ise iyiyi aramak, edindiği bilgileri toplumun yararına uygulamak, doğanın ve evrenin yaşamını anlayarak yaşamaktır.
*Konfüçyüs* zünde belirttiği gibi: "Bilgelik, şefkat ve cesaret insanın evrensel olarak kabul edilen üç ahlaki niteliğidir."
*Churchill* ise bu erdemi şöyle özetler: "Cesaret, ayağa kalkıp konuşabilmektir."
Cesaretli olmak kesinlikle büyük bir risktir ve günümüz koşullarında bu risk her zamankinden daha belirgindir.
Bir ülkenin
genel durumu; ekonomik belirsizliklerle veya toplumsal kutuplaşmalarla şekillendiğinde, cesur bir duruş sergilemek kişiyi doğrudan maddi, manevi veya hukuki yaptırımlarla karşı karşıya bırakabilir.
Ancak; Cesaret zaten tanımı gereği içinde risk ve tehlike barındıran durumlar karşısında ortaya çıkar.
Risk yoksa yapılan eyleme cesaret değil, sıradan bir aktivite denir.
Ülkelerin tarihi en zorlu safhalarında risk alan ve bedel ödeyen insanlarla doludur.
Bu insanlar eyleme geçtiklerinde çoğunluk tarafından "büyük risk almakla" veya "delilikle" suçlanmış, ancak zaman onları daima haklı çıkarmıştır.
*Mustafa Kemal Atatürk*: Hakkında idam fermanı çıkarılmasına, rütbelerinin sökülmesine ve neredeyse hiçbir askerî/maddi gücü olmamasına rağmen bu riski göze almış ve bir ulusu peşinden sürüklemiştir. Onun cesareti; rasyonel bir risk analizinin ötesinde, tarihi değiştiren bir vizyoner cesarettir.
*Nelson Mandela*: Güney Afrika'daki ırkçı Apartheid rejimine karşı durmanın bedeli ölüm ya da ömür boyu hapis olduğu dönemde mücadele ederek hayatının 27 yılını hapiste geçirmiştir. Aldığı bu devasa risk sonunda ülkesindeki ırkçı rejimin yıkılmasını ve siyahilerin insan haklarına kavuşmasını sağlamıştır.
*Galileo* Engizisyon mahkemesini ve kilisenin mutlak güç olduğu Katolik İtalya'sında "Dünya dönüyor" diyerek bilimsel bir gerçeği savunmuştur.
Ev hapsine mahkûm edilmiş, fikirlerini inkâr etmeye zorlanmıştır.
Kısa vadede baskıya uğrasa da onun aldığı bu risk, modern bilimin önünü açmıştır.
Evet, cesaret risktir. Ancak bu riski alanlar olmasaydı insanlık bugün hâlâ karanlık çağların dogmaları ve esareti altında yaşıyor olurdu.
Ne yazık ki günümüzde pek çok insan cesaret göstermek yerine esarete mahkûm olmayı seçiyor; korkularını yenemiyor. Özellikle dünya işleri ve kişisel çıkarların korkusu devreye girdiğinde, insan üç günlük dünyada hırslarının kölesi hâline geliyor.
Gördüğü haksızlıklar karşısında susan, hatta zamanla o haksızlığı savunur hâle gelen bireylere dönüşüyor Kendimiz olmaktan çıkıyor, taviz üstüne taviz veriyoruz.
Tam da bu noktada, babamdan dinlediğim ve kaynağını hatırlayamadığım bir öyküyü paylaşmak isterim:
"Bir horoz her sabah ezan saatinde ötermiş.
Bir gün sahibi gelmiş ve 'Bir daha ezan saatinde ötersen senin tüylerini yolar, kafanı koparırım!' diye tehdit etmiş. Horoz korkmuş ve 'Benden başka horozlar var, nasıl olsa onlar öter; en iyisi ben ötmeyeyim' diyerek sesini kesmiş.
Fakat tehditler bitmemiş. Sahibi bu kez 'Eğer tavuk gibi gıdaklamaz ve onlar gibi yumurtlamazsan seni keserim!' demiş.
Taviz üstüne taviz veren horoz ağlamaya başlamış ve şöyle demiş: 'Keşke o gün ezan saatinde ötseydim de öyle ölseydim...''
Bugün çıkarlarınız ve konfor alanınız için susarsanız; önce davranışlarınızdan, sonra sesinizden, en sonunda da özünüzden olursunuz.
Korku bir tavizdir; oysa cesaret özünü korumaktır, kendin olabilmektir. Başkalarının vereceği tepkilerden korkarak hayatımızı şekillendirirsek kendimiz olmaktan çıkarız.
Korkuların her yanımızı sardığı zamanlarda birleştiren, yükselten ve cesur adımlara ihtiyacımız var.
Kendisi için hiçbir şey beklemeden; ülkesi, toplumu ve insanlık için sorumluluk alan insanlara ihtiyacımız var.
Zor zamanlar, erdemlerimizi harekete geçirmek için birer fırsattır.
Çünkü cesaret, fırtınaya rağmen kendin kalabilme gücüdür.
Bazen cesaret göstermek,bedeli peşin ödenen bir yüke dönüşse de,cesur olmak iyidir.
Peki,siz özünüzden ve doğrularınızdan taviz vermeden cesur adımlar atmaya hazır mısınız?
Yazarın Diğer Yazıları
- Asıl Hesap, Kul Hakkı
- Tarih Tekerrür Ediyor Ama Biz Hiç Ders Almıyoruz
- Ortak Geleceğimiz: Ayrışma Değil, Birlikte Yaşama İradesi
- Bir Medeniyet Nasıl Yok Edilir?
- Terörsüz Türkiye ve Vicdanın Sınırı
- Hayat, Bitti Sandığımız Yerde Yeniden Başlar
- Çağımızın Hukuk ve Vicdan Testi: Batı Şeria ve Büyüyen İşgal
- OLGUNLUK, "BİLMİYORUM" DİYEBİLMEKTİR
