Neye Şaşırdınız?
"Milletin sırtından doyan doyana
Bunu gören yürek nasıl dayana
Yiğit muhtaç olmuş..."
-Aşık Mahzuni Şerif
Bir o yana, bir bu yana savrulan gündemde, şaşırdığımız şey ne?
Bir belediye başkanının milyonluk hesabına mı?
Bir siyasetçinin servetine mi?
Bir başka ismin yolsuzluk iddiasına mı?
Yoksa bunların yıllardır konuşuluyor olmasına rağmen hâlâ şaşırıyor olmamıza mı?
Gündem yine Çarşamba Pazarı.
Ver coşkuyu!
Tezgâhlar açıldı, herkes yerini aldı.
Bir tarafta "Nihayet!" sesleri...
Diğer tarafta "Komplo!" itirazları...
Birileri öfkeli, birileri heyecanlı, birileri çoktan hükmünü vermiş.
Yıllarca Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Melih Gökçek hakkında ortaya atılan iddialar, gazeteci Murat Ağırel'in haberleriyle yeniden gündeme taşındı.
Videolar, belgeler, bilgiler havada uçuşuyor.
Sosyal medya kaynıyor.
Fakat insanın aklına bir soru takılıyor:
Daha önce benzer konularda suç duyuruları yapılmışken, neden şimdi?
Şaşırdığımız şey belki de soruşturmanın açılması değil.
Soruşturmanın bu kez kime dokunduğu.
Çünkü aynı olay bir başka ismin başına geldiğinde "hukuk nihayet işliyor" diyenlerin, kendi taraflarına dokunduğunda "algı operasyonu" demesi artık şaşırtmıyor.
Neyse...
Buradan sonrasının adresi belli.
Yargı.
İddia varsa araştırılsın.
Delil varsa değerlendirilsin.
Suç varsa cezası verilsin.
Kim olursa olsun.
Hangi partiden olursa olsun.
Kime yakın olursa olsun.
Çünkü bu memleketin malına, kamu kaynağına, yetimin hakkına el uzattığı tespit edilen kim varsa bedelini ödemeli.
Kim olduğuna bakılmaksızın.
Eski bir söz vardır:
"Devir döner, devran döner; keser döner, sap döner."
Hadi hayırlısı diyelim.
Ama asıl mesele tam burada bitmiyor.
Çünkü bütün bu gürültünün ortasında insanın sorması gereken daha büyük bir soru var:
Biz neye şaşırıyoruz?
Asıl şaşırılması gereken bazen bir kişinin hesabındaki milyonlar değil; milyonların hesabını yapmak zorunda kalan milyonlarca insanın hayatıdır.
Markete girip 1000 lirayla eliniz boş çıkmanıza şaşırın.
Bin liranın bir zamanlar doldurduğu sepetin bugün neden yarısına bile yetmediğine...
Kasada toplamı görünce sepettekileri yeniden saymanıza...
"Bunu da bırakalım" cümlesinin artık alışveriş dilimizin sıradan bir parçası olmasına şaşırın.
Bir çocuğun okul ihtiyaçları liste halinde önünüze geldiğinde, listenin tamamını almak yerine "Hangisini bu ay alabiliriz?" hesabı yapmaya şaşırın.
Bir çift ayakkabının, bir çantanın, birkaç defterin aile bütçesinde neden mesele hâline geldiğine...
Emeklinin maaş günüyle ayın son günü arasındaki mesafeye şaşırın.
Maaşın hesaba yatmasıyla ihtiyaçların kapıya dayanması arasındaki o kısa ömre...
Üniversite mezunu bir gencin elinde diploması, önünde onlarca başvuru ve hâlâ bekleyen bir gelecek olması şaşırtsın sizi.
Kirayı ödedikten sonra mutfak bütçesini yeniden kurmak zorunda kalan aileye şaşırın.
Bir ülkede insanların daha çok çalışıp daha az alabildiği noktaya gelinmesine şaşırın.
Asıl buna şaşırın.
Çünkü bazı şeylere o kadar alıştık ki artık şaşırmıyoruz.
Pahalılık şaşırtmıyor.
Geçim sıkıntısı şaşırtmıyor.
Alım gücünün erimesi şaşırtmıyor.
Ama bir siyasetçinin serveti gündeme gelince hep birlikte aaaaa bir sasirmalar neden sasiriyorsunuz ki!
Seçtiklerimiz bizim efendimiz değil.
Bize vekâlet edenler.
Çarşamba Pazarı sosyal medyada her gün yeniden kurulabilir.
Tezgâhlar açılır.
Sloganlar yükselir.
Birileri "nihayet" der.
Birileri "komplo" der.
Birileri karşı tezgâha laf atar.
Birileri kendi tezgâhının üzerini örter.
Sonra akşam olur.
Pazar toplanır.
Ama gerçek pazar toplanmaz.
Ertesi sabah yine market vardır.
Yine fiyat etiketi vardır.
Yine kira vardır.
Yine fatura vardır.
Yine okul masrafı vardır.
Yine geçim derdi vardır.
İşte memleketin gerçek gündemi budur.
Çünkü insan neye şaşırmayı bırakırsa, bir süre sonra onu normal kabul eder.
Belki de bugün en büyük tehlike budur:
Yanlışlara alışmak.
Yoksulluğu kader sanmak.
Pahalılığı hayatın doğal hâli kabul etmek.
Arsızlığı "her yerde var" diyerek geçiştirmek.
Yolsuzluğu tarafına göre değerlendirmek.
Ve bütün bunların arasında birbirimizle kavga etmeyi memleket meselesi sanmak...
Oysa ülkenin ihtiyacı daha yüksek sesli taraflar değil;
Daha berrak akıllar,
daha diri vicdanlar,
daha güçlü bir ekonomi
ve herkese aynı mesafede duran bir hukuk.
Gerisi gürültü.
Ve gürültünün ömrü, gündem kadar.
Gündem değişir.
İsimler değişir.
Taraflar değişir.
Ama memleket kalır.
Çocuklar kalır.
O hâlde bir kez daha soralım:
Neye şaşırdın?
Bir başkasının başına gelene mi?
Yoksa hepimizin hayatına dokunana mı?
Belki de artık şaşkınlığımızı doğru yere koymanın zamanı geldi.
Ve bütün bu gürültünün içinde umudu tamamen kaybetmiyoruz tabii.
Çünkü biz halkız.
Asıl olan biziz.
Kurumuş beton çatlaklarından başını uzatan, çocuk saflığında mavi bir gökyüzü var.
Madem gökyüzü hâlâ mavi, umut neden olmasın?
Allah'ım...
Bunca gürültünün içinde aklımızı berrak,
vicdanımızı diri,
ekonomimizi güçlü,
adalet duygumuzu tarafsız,
sorumluluğumuzun farkında,
umudumuzu kaybetmeyecek kadar dirayetli kıl lütfen.
Amin.
Saygılar
