Recm
"Gençliğine mahrum giden Sefer'im,
Ölenecek ben bu derdi çekerim."
Anadolu'nun bağrından kopan bu cümlelerle memleket dertlerine bakıyorum.
Recm, taşlamak anlamında olduğunu bildiğimiz bir kelime. Her ne kadar dinimize sokulmaya çalışılsa da Kur'an'da geçmez.
Ben ise bugün bu kelimeye metaforik bir anlam yüklüyorum.
Cennet vatanımda yaşanan bir recm'e tanıklık ediyorum.
Bir vatandaş olarak, her şeye yetişemediğimi bile bile gündemin peşinden sürükleniyorum. Daha bir köşedeki yangının dumanı dağılmadan başka bir yerden yeni bir duman yükseliyor.
Toplumun laboratuvarı olan medyaya yansıyanlar bile artık üçe, beşe, on parçaya bölünüyor. Aynı ülkeye bakıyoruz ama aynı manzarayı görmüyoruz. Aynı acının önünden geçiyoruz ama aynı yerde durmuyoruz.
Ve ben bazen bütün bunlara bakıp şu cümleyi kuruyorum:
Cennet vatanım ortaya alınmış, recmediliyor sanki.
Bir tarafta terör örgütü liderine "sayın" diyerek meşruiyet arayan bir dil...
Bir tarafta, "Vatan elden gidiyor; şehidimin, gazimin, hakkımın, hukukumun hesabı ne olacak?" diye haykıranlar...
Bir tarafta memleketin ortasında sahne kurulmuş, müzik çalıyor, göbek atılıyor.
Bir tarafta ise bütün bunlara sırtını dönüp,
"Bana ne olan bitenden?" deniliyor.
Taşlar havada.
Ama bu defa recmedilen bir insan değil.
Bir ülkenin hafızası.
Bir milletin vicdanı.
Birbirimize olan güvenimiz.
Gerçekten cennet vatanıma cinnet yükleniyor.
Gündemin büyük kısmı siyasi kazanlarda kaynıyor. Herkes kendi kazanının ateşini harlıyor; memleketin ateşini ise kaçımız hissediyoruz, bilmiyorum.
Ben siyasi kazanların içinde ne kaynadığını her zaman bilemem.
Ama ben Fethi Şahin'i ve Sefter Taş'ı bilirim.
Ben onların nasıl bir ateşin içinde şehit olduğunu bilirim.
Ben tabuta sığmayan kahraman Selçuk Paker'i bilirim.
Ben Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nu bilirim.
Ben ay yıldızlı bayrağı ve vatanın bölünmez bütünlüğünü bilirim.
Ve adını saymaya ömrümün yetmeyeceği yüz binlerce vatan evladını bilirim.
Onların hayatı bir gündem maddesi değildi.
Bir ekran alt yazısı hiç değildi.
Bir siyasi tartışmanın cümle arası da değildi.
Onlar bu toprağın bedeliydi.
İşte bu yüzden bazı kelimeleri duyduğumda yalnızca bugünü değil, geçmişi de işitiyorum.
Bir annenin kapıya bakışını...
Bir babanın suskunluğunu...
Bir tabutun ardından yürüyen ayak seslerini...
Bir bayrağın bir evin balkonuna asılırken taşıdığı tarifsiz ağırlığı...
Sonra dönüp bugüne bakıyorum.
Aynı memleket.
Aynı toprak.
Ama sanki herkes başka bir Türkiye'nin yasını tutuyor.
Recm dediğim de tam olarak bu.
Birbirimize taş atarken, taşların nereye düştüğünü unutuyoruz.
O taş bazen bir siyasi görüşe, bazen bir topluluğa, bazen bir kuruma, bazen bir geçmişe atılıyor sanıyoruz.
Oysa taşın düştüğü yer çoğu zaman memleketimin göğsü.
Ve en acısı...
Bir süre sonra taş atan da taşın altında kalıyor.
Çünkü memleket dediğimiz şey yalnızca sınır çizgilerinden, bayraktan, haritadan ibaret değil.
Memleket biraz da ortak hafızadır.
Ortak acıdır.
Ortak vicdandır.
Aynı şehidin ardından susabilmektir.
Aynı bayrağın altında birbirinin acısını küçümsememektir.
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey belki de yeni bir slogan değil.
Yeni bir kavga hiç değil.
Bir an durmak.
Kim ne dedi?
Kim ne kazandı?
Kim kimin yanında?
Kim kimin karşısında?
Bunların biraz ötesine geçip sormak:
Biz ne hale geldik?
Çünkü ben artık yalnızca memleketin nereye gittiğini merak etmiyorum.
Bir gün dönüp baktığımızda,
bizden geriye ne kalacağını merak ediyorum.
Üç yüz yıl uyusam, belki gündem değişir.
İktidarlar değişir.
Söylemler değişir.
Kelimelerin anlamı bile değişir.
Ama bir şey değişmesin istiyorum:
Bu toprağın hafızası.
Çünkü hafızasını kaybeden bir millet, yalnızca geçmişini değil, yarınını da kaybeder.
Ve ben hâlâ inanıyorum:
Bu memleket taşlanarak değil, ortak akılla ayağa kalkacak.
Yeter ki taşları birbirimize değil; bizi bu hale getiren cehaletin, duyarsızlığın ve hafıza kaybının önüne bırakalım.
Çünkü cennet vatanımın artık yeni taşlara değil;
biraz akla, biraz adalete, çokça vicdana ihtiyacı var.
Peki soruyorum...
Bu taşları birbirimize atmaya devam edersek, yarın savunacağımız bir memleket kalacak mı?
Saygıyla selamlıyorum
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Sedat Türe
Yazar, "taşlayarak öldürme" anlamına gelen recm kelimesini fiziksel bir ceza olmaktan çıkarıp muazzam bir edebi metafora dönüştürmüştür. Toplumsal kutuplaşma, linç kültürü ve ülkenin içten içe yıpratılması süreci, "Cennet vatanım ortaya alınmış, recmediliyor" cümlesiyle somutlaştırılmıştır. Atılan taşların birbirimize değil, "memleketin göğsüne" düştüğü imgesi, metnin edebi ağırlık merkezidir.
