Köşe Yazısı

Polisler ne yapmalı?

Ramazan Akgün
Ramazan Akgün
3 dk Sesli Dinle 0

Türkiye’de güvenlik kuvvetlerinin silah kullanma yetkisi uzun yıllardır hukuk, insan hakları ve kamu güvenliği ekseninde tartışılmaktadır. Ancak bazı olaylar vardır ki sadece bir adli vaka değil, aynı zamanda devletin güvenlik anlayışını ve polisin sahadaki psikolojisini de doğrudan etkiler. Emniyet Müdürü Celal Yılmaz olayı bunlardan biridir.

Dönemin İstanbul İl Emniyet Müdür Yardımcısı olan 1. Sınıf Emniyet Müdürü Celal Yılmaz, trafikte kendisini taciz eden, uzun süre peşini bırakmayan ve sonunda silah çekerek saldıran motosikletli şahsa karşı silah kullanmıştı. Olay polis lojmanlarının güvenlik kapısının önünde motosikletli şahsın ölümüyle sonuçlandı. İlk yargılamada Bakırköy 2. ağır ceza mahkemesi, doğru bir değerlendirme ile beraat kararı verdi. Çünkü il emniyet müdür yardımcısına silah ile saldırılmanın sonucu, emniyet müdürünün kendisini silahlı saldırgana karşı silah ile karşılık vermesiydi. Doğru olan buydu. Eğer bunu kamuoyu ve hukuk suç olarak değerlendirirse, Çorlu’da yaşadığımız 2 polis evladımızın şehitliğiyle sonuçlanan saldırıdaki görüntü hepimizi bu şiddetli derecede sarsar.

Beraat kararı Yargıtay tarafından bozulduktan sonra emniyet müdürü Celal Yılmaz, 11 yıl 8 ay ile mahkûm edildi ve ceza infaz edildi. Oysa bu olay, yalnızca bir kişinin yargılanması meselesi değildi. Bu olay aslında görev başındaki bütün polislerin zihnine kazınan çok ağır bir mesajdı: “Silahlı tehdit altında bile silah kullanırsan yıllarca yargılanabilirsin.”

Burada asıl tartışılması gereken konu şudur: Kendisine silah çekilen bir polis ne yapmalıdır?

Polis, devlet adına görev yapan ve gerektiğinde vatandaşın canını korumak için ölümle karşı karşıya kalan kişidir. Eğer bir saldırgan polis üzerinde açık ve ölümcül tehdit oluşturuyorsa, buna karşılık verilmesi hukuk içinde nefsi müdafaa ve görev gereği zor kullanma yetkisi kapsamında değerlendirilmelidir. Çünkü o anda mesele yalnızca polisin kendi hayatı değil, devlet otoritesinin devamıdır.

Celal Yılmaz olayının toplum vicdanında farklı değerlendirilmesinin nedeni de budur. Birçok insan bu olayı planlı bir suç değil, silahlı tehdit altında verilen ani ve refleksif bir güvenlik karşılığı olarak görmüştür. Böyle bir olayın ağır cezalandırılması ise sadece bir emniyet müdürünü değil, görev yapan bütün polisleri psikolojik olarak etkileyen bir sonuç doğurmuştur.

Bugün Çorlu’da iki polisimizin şehit edilmesiyle sonuçlanan saldırıdan sonra artık bu gerçeği daha açık konuşmak zorundayız. Kavgayı ayırmak için giden polisler, silahlı saldırgan tarafından alçakça hedef alınarak hayatını kaybetti. Şimdi herkesin vicdanına şu soruyu sorması gerekir; Polisler bugün neden birçok olayda tereddüt ediyor?

Çünkü sahadaki polis artık sadece saldırgandan korkmuyor. Olaydan yıllar sonra çıkabilecek mahkeme süreçlerinden, görevden uzaklaştırılmaktan, kamuoyu baskısından ve “acaba ben mi suçlu olurum?” endişesinden de korkuyor.

İşte en büyük güvenlik zaafı burada başlamaktadır.

Devletin polisi hukuk dışına çıkamaz. Ancak devlet, silahlı saldırgan karşısında meşru müdafaa kullanan polisi de yalnız bırakamaz. Eğer polis, kendisine silah çekilen bir anda bile hareket etmekten korkarsa bunun bedelini sadece polis değil toplum öder.

Celal Yılmaz olayının ardından oluşan “silah kullanırsan yalnız kalırsın” algısının, bugün güvenlik güçleri üzerinde ağır bir baskı oluşturduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Çorlu’da kaybettiğimiz iki polis evladımızın ardından artık meseleye sadece bir dava dosyası olarak değil, Türkiye’nin güvenlik refleksi açısından bakmak zorundayız.

Çünkü güvenlik kuvvetleri tereddüt ettiğinde cesaret suçlulara geçer.

Devletin görevi polisi keyfiliğe değil; hukuka uygun kararlı müdahaleye teşvik etmektir. Silahlı saldırgan karşısında geri çekilen değil, milletin canını koruyacak iradeyi gösterebilen bir güvenlik anlayışı toplumun gerçek ihtiyacıdır.

Aksi halde kaybedilen sadece polisler değil, devlet otoritesine olan toplumsal güven olur.

Bu vesile ile hayatını kaybeden polis evlatlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize baş sağlığı diliyorum.

Bu Yazıyı Paylaş