S-400 mü? F-35 mi? Sadece Gerçekler!
Savaş uçağı üretmeye başlamadan önce, filomuzdaki Amerikan uçakları ya hibe ya da uzun süre kullanılmış olan eski uçakların, satın alınması yoluyla elde edilmişti. İlk F-16’ları 1987’de teslim aldık. İlk yerli F-16’mız 1988’de havalandı. Bu tarihlerden itibaren otuz yıl boyunca Ortadoğu’da en güçlü hava kuvvetlerine sahiptik.
F-35 projesine başlangıcından itibaren ortak olmamız F-16 üretiminde gösterdiğimiz başarının sayesindedir. Mesela Yunanistan, İspanya ve Portekiz projeye kabul edilmediler. Türkiye ortak olduğundan, F-35’in teknolojisine ve teknolojik gelişimiyle ilgili bilgilere sahip olacaktı. Ortaklara uygulanan fiyatlardan alım yapacaktı. Altı Türk üreticisi F-35’in yedek parçalarını üreteceklerdi. Bu şirketlerin gösterdiği performansa göre Türk üretici sayısı artabilirdi. Avrupa’ya satılan uçakların bakımları ve modernizasyonları F-16 fabrikamızda yapılacaktı. Parça satışından ve bakımlardan 11 milyar dolar dolayında gelirimiz olacaktı.
Türkiye satın alma görüşmelerini başlattığında, Patriyot en ileri teknolojiye sahip füzesavar sistemiydi. Taraflar iki hususta anlaşamadılar: Fiyat ve teknoloji transferi. Fiyat sorunu çözülebilirdi ama teknoloji sorunu çözülemedi. Bunun üzerine Türkiye Çin ile masaya oturdu. Görüşmeler anlaşma imzalanması aşamasına gelmişken, Türkiye masadan kalktı. Amerikalılarla pazarlıklar yeniden başlasa da sonuç alınamadı. Bugün itibariyle Patriyot sadece ABD’de üretiliyor. Hiçbir ülkeye teknoloji transferi yapılmadı.
Türkiye, Amerikalılarla anlaşamayınca ve Çin alternatifi ortadan kalkınca, Rus uçağının düşürülmesinden hemen sonra Rusya’yla masaya oturdu. Bu nedenle pek çok yorumcu bu tedarikin ve Akkuyu nükleer tesisinin ihalesinin Rusya’ya verilmesinin siyasi kararlar olduğunu, böylece Ruslardan bir nevi özür dilendiğini iddia ederler. Bu tespite katılmıyorum. Özür dilemek için çok şey yapılabilir ama S-400 alınmaz.
İki safhada iki batarya tedarikini karara bağlayan S-400 anlaşması teknoloji transferi içeriyordu. Sadece bir batarya alındı ve teknoloji transfer edilmedi. Türk medyasında ödemelerin yapıldığı, Rus medyasında anlaşma bedelinin çok az kısmının ödendiği yazılıyor. Savunma bakanlığımız teknoloji transferi yapılmadığı için satın alınmasından vazgeçilen ikinci bataryanın bedelinin ödenmediğini ve teknoloji transferi yapılmadığı için anlaşma hükümleri kapsamında ceza kesildiğini açıkladı.
Türkiye Rusya ile görüşmelere başladığında, ABD ve belli başlı NATO ülkeleri tepki gösterdiler. Zira NATO üyesi bir ülkenin Rusya’dan silah alması görülmüş, duyulmuş şey değildi. ABD daha öncede Rusya’dan silah almak isteyen Hindistan, Mısır, Suudi Arabistan, Fas, Cezayir, Katar, Vietnam ve Rum Kesimini diplomatik yollarla ikaz etmişti. Bu ülkelerin bir kısmı vazgeçti satın almadan. Diğerlerinin başına da Türkiye gibi bir iş gelmedi.
Rum Kesimi aldığı S-300’leri kullanamadı. ABD’nin baskılarına dayanamayarak füzeleri Girit’te ABD’ye ait bir depoya koydu. Bu ülkelerin Türkiye’den farkı hiçbirinin NATO üyesi olmamaları.
Ankara kesinlikle CAATSA kapsamına alınarak F-35 projesinden çıkarılmayı beklemiyordu. Amerikalıların işi yaptırım noktasına götürmeyeceği, götürse de sınırlı ve kısa süreli yaptırım uygulayacağı öngörülüyordu. CAATSA öyle bir paket ki F-35 projesinden çıkarıldığımız gibi NATO ülkelerinden en ufak savunma sanayi ihtiyacımızı dahi alamaz hale geldik. Sadece İngiltere diğer devletlerden ayrıştı. Yaptırımları ülkeye değil şirketlere ve şahıslara getirerek, Türkiye’nin yan yolları kullanarak tedarik yapabilmesini sağladı. Savunma sanayinde bulunduğumuz yere gelmemizde İngiltere’nin bu politikasının etkisi göz ardı edilemez.
Ankara İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya kabul edilme sürecinde, CAATSA dışındaki yaptırımların büyük kısmının kaldırılmasını sağladı. CAATSA yaptırımlarından çıkarılmamızın şartı belli: S-400 sorunun çözülmesi. Bu konuda yakın zamana kadar direnç gösterdi Ankara. S-400’lerin Türkiye’de kalmasını sağlayarak CAATSA’ ya geri dönmeyi hedefledi. Oysa bu imkansız. ABD bunu kabul ederse diğer NATO devletlerinin Rusya veya Çin’e yönelmelerini önleyemez.
Son dönemde yaşanan siyaset değişikliğinin en önemli nedeni, savaş konseptinin değişmesi. S-400 ve Patriyot gibi füzesavar sistemleri, sürü halinde gönderilen dronlar ve füzeler karşısında etkili olamıyorlar. Bu sistemler aynı anda 5-10 füze gelebileceği varsayımı üzerine tasarlanmışlar. Oysa son savaşlarda devletler aynı anda aynı sınırlı coğrafyaya, bazen yüzlerce, bazen binden fazla kamikaze dron ve füze gönderebiliyorlar. S-400 ve Patriyotlar bunlardan 5-10 tanesini düşürebiliyor. Gerisi hedeflerine ulaşıyor.
Ayrıca kamikaze dronlar 2-3 000 dolarken, S-400 füzelerinin maliyeti menziline göre 500 bin dolarla 6 milyon dolar arasında. Patriyotlar daha da pahalı. Rusya-Ukrayna ve Körfez savaşlarında, S-400 ve Patriyotların, kısa süre önce geliştirilen, tek kullanımlık kamikaze füzeler ve dronlar karşısında etkili olamadıkları netleşti.
F-35’lerdeki tablo ise bunun tam tersi. Yüzlerce F-35 binlerce sorti yaptı İran’a. Ne S-400’ler ne de S-300’ler devreye girdi. Bir F-35 düşürülebildi sadece ki bu her uçağın başına gelebilir. İsrail’in Lübnan ve Gazze’de yaptığı bombalamalarda da F-35’ler zayiat vermedi. Daha önce HAMAS’ta Hizbullah’ta İsrail uçağı düşürebiliyorlardı. Tatbikatlarda F-35’lerin geliştirildiği ve raporlanan sorunların azaldığı dikkat çekiyor.
Akla ‘’Madem S-400’ler işlevsiz, BAE ve Katar neden talip?’’ sorusu gelecektir. Bunlar hem çok küçük ülkeler hem de topraklarının %97’si ve %95’i çöl. Patriyotlar bu ülkelerde ki yerleşim yerlerinin tamamını kapsamasına rağmen, İran’ın attığı füze ve dronların çok azını düşürebildiler. Katar ve BAE’nin amacı yerleşim yerlerinin tamamını ikinci bir sistemle daha koruma altına almak. Bir sistemin düşürmediği füzeyi, ikincisi düşürür, böylece hasar azalır diye düşünüyorlar.
S-400’leri elden çıkardığımızda CAATSA kapsamından çıkarılacağımız ve depodaki 6 F-35’i teslim alacağımız gözüküyor. Altı uçak hava kuvvetlerimizi eski pozisyonuna getirmez. Ama İsrail’in Türkiye’ye F-35’lerle saldırmasını önler. Zira şu an radar sistemlerimiz hayalet uçak olarak vasıflandırılan F-35’i görmüyorlar.
Altı uçak filomuza dahil olduğunda radarlarımız bu uçaklar vasıtasıyla bütün F-35’leri tanıyabilecekler. Yani İsrail’in uçakları artık bizim için hayalet uçak olmayacak. Haddizatında radarlarımız bütün F-35’leri görebilecek. Düşmanımız olduğundan özellikle İsrail’i örnek olarak verdim. Sistem F-35’e sahip olan ülkelerin ‘’dost ülke’’ olduğu ve birbirlerinin uçaklarını görmelerinin mahsuru olmadığı üzerine kurulmuş. İlaveten tatbikatlarda Kaan’ın karşısında F-35’i konumlandırarak Kaan’ın eksiklerini gidereceğiz.
Kaan motorlarının satın alınması kesinleşti. S-400’ler üçüncü bir ülkeye satıldıktan sonra CAATSA kalkar ve 6 adet F-35’imizi alırız. Ama anlaşmamızın bakiyesi olan 94 adedi almamız zaman alır. Projeye dönmemiz ise ortakların tamamının onayına bağlı. F-35’in maliyetleri yükseldiğinden ve üretim hacmi düştüğünden bununda olacağını düşünüyorum.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Ömer Gül
S 400 verirsek parasını ödediğimiz ve alamadığımız F35 leri vermezlerse ne olur.Ayrica CAATSA'Yİ Kaldıramazlarsa KAAN için lüzumlu olan motorları vermezlerse ne yapacağız... devlet hislerle, duygusallık la yönetilmez akılla yönetilir.En iyi lider önce düşünür sonra karar verir. Önce karar verenin sonrada Kara Kara düşünmesi var tıpkı bu düşünülmeden verilmiş yanlış kararlar gibi... Veselam Rabb'im sonumuzu hayr getire inşallah....
