Öncelikle uzun bir yazıyla karşına çıktığım için özür diliyorum. Ancak bu yazıda yalnızca Yıldıray Çiçek'in son iki yazısında pkk, terör ve "terör seviciliği" üzerinden kurduğu söylemleri değil, aynı zamanda yıllar içerisinde ortaya koyduğu fikrî dönüşümleri, siyasi tutumlarını ve geçmişten bugüne değişen söylemlerini de ele alıyorum. Bu nedenle konunun bütün yönleriyle anlaşılabilmesi için bazı noktaları ayrıntılı biçimde değerlendirmek zorunda kaldım.
Bu nedenle senden biraz sabır rica ediyorum. Yazımı başından sonuna kadar okumanı ve değerlendirmelerini yalnızca birkaç cümleye bakarak değil, ortaya koyduğum bütünlük içerisinde yapmanı arzu ediyorum. Çünkü anlatmaya çalıştığım mesele yalnızca Yıldıray Çiçek'in son iki yazısından ibaret değil; pkk ve terör konusunda kullandığın söylemden, yıllar içerisindeki fikrî tutumlarına kadar uzanan daha geniş bir çelişkiler bütünüdür.
Yıldıray Çiçek,
Seni en az 25 yıldır tanırız. Seni 25 yıldır tanıyan insanlar da az değildir.
"Terörlü Türkiye'de ve Terörsüz Türkiye'de tribün ikiyüzlülüğü" yazını okudum. Açıkçası yazının her kelimesinde, 25 yıl önce neysen bugün de aynı yerde durduğunu görmek beni hiç şaşırtmadı. İnsan bazen yılların insanı değiştirmesini bekliyor; ama belli ki bazıları için çeyrek asır bile düşünce dünyasını bir adım ileri taşımaya yetmiyor.
Aslında sana cevap vermek, benim açımdan Türkçülüğe bile hakaret olurdu. Çünkü insanın karşısındakine cevap verebilmesi için önce ortada üzerinde ciddiyetle tartışılabilecek bir fikir olması gerekir. Yine de "az biraz nasiplen" diye sana birkaç cümle yazacağım.
Üniversite okumadığın için bazı kavramları, bazı siyasi süreçleri ve özellikle tarih ile siyaset arasındaki ilişkiyi anlamakta zorlanıyor olabilirsin. Fakat mesele diploma meselesi de değildir; insan üniversite okumadan da çok şey öğrenebilir, üniversite okuyup hiçbir şey anlamadan da mezun olabilir. Asıl mesele okumak, araştırmak, sorgulamak ve kendi ezberinin dışına çıkabilmektir. Sen hiç değilse bunları dene. Belki bu defa birkaç cümle arasındaki çelişkiyi görebilirsin.
Çünkü bugünkü yazında yaptığın şey, terörle mücadele gibi Türkiye'nin en hassas meselelerinden birini alıp, kendi siyasi hesaplaşmalarına malzeme etmekten başka bir şey değil.
Şehitlerin acısını, pkknın katliamlarını, öcalanın kim olduğunu ve Türkiye'nin terörle mücadelesini kimsenin senden öğrenmeye ihtiyacı yok. Hele ki bunları başkalarını "ikiyüzlülükle" suçlamanın aparatı hâline getirmen hiç kimseyi ikna etmiyor.
Daha da önemlisi, teröriste terörist diyen insanları sorgularken asıl sorgulanması gereken siyasi ilişkileri, ittifakları ve dün söylenenlerle bugün söylenenler arasındaki çelişkileri görmezden geliyorsun.
Sen önce kendi aynana bak Yıldıray.
Çünkü mesele tribünlerde kimin hangi sloganı attığından çok daha büyük.
Mesele, terörle mücadele konusunda kimin ne zaman nerede durduğu, kimin kimlerle siyasi hesaplar yaptığı ve bugün dününü unutturmak için başkasına "ikiyüzlü" etiketi yapıştırdığıdır.
Ve kusura bakma: Şehitlerimizin katillerine "terörist" demeye devam edeceğiz. Terör örgütünün başındaki haine de hak ettiği sıfatı söylemekten geri durmayacağız. Bunu yapmak için senden izin alacak değiliz.
Şimdi gelelim yazındaki büyük çelişkilere...
Bu yazının en büyük problemi, terörle mücadele hassasiyetini kullanarak siyasi hesaplaşmayı "vatanseverlik" ambalajına sokmaya çalışmasıdır.
Kim teröristle masaya oturmuş, kim terör örgütünün siyasi uzantılarıyla yan yana gelmiş, kim hangi dönemde hangi hesabı yapmış; bunların hepsi elbette sorgulanmalıdır. Ama bunun yolu, bugün terörün sona erdirilmesi amacıyla yürütülen bir süreci eleştiren herkesi "terör sevicisi", tribünde slogan atan herkesi de "karanlık hesabın parçası" ilan etmek değildir.
Hele hele "Terörist Meclis'te konuşma mı yapar?" diye slogan atan insanlara "ikiyüzlü" damgası vurmak, terörle mücadele hassasiyetini anlamamak değilse nedir?
pkknın binlerce insanımızın ölümünden sorumlu olduğu gerçeğini değiştirecek hiçbir siyasi pazarlık, hiçbir seçim hesabı, hiçbir ittifak yoktur. öcalana terörist demek için herhangi bir siyasi partinin onayına da ihtiyaç yoktur. Terör örgütünün kurucusu ve binlerce insanın ölümüne yol açan bir örgütün başındaki kişiye "terörist" demek hakaret değil, yaşanmışlığın adını koymaktır.
Şehitlerin kanını döken bir örgütün liderine "terörist" diyemeyeceksek kime diyeceğiz?
Bir insanın eline silah almamış olması, terör örgütünün siyasi, lojistik veya propaganda mekanizmasıyla kurduğu ilişkinin sorgulanamayacağı anlamına gelmez. Aynı şekilde bir siyasi aktörün geçmişte yaptığı ittifaklar da eleştirilebilir. Fakat bu eleştirinin ölçüsü herkes için aynı olmalıdır.
Asıl ikiyüzlülük burada başlıyor.
Dün "demokrasi", "ittifak", "seçim stratejisi" diye meşrulaştırılan ilişkiler bugün başkasına gelince "karanlık hesap" oluyor.
Dün terör örgütünün siyasi uzantısıyla aynı seçim denkleminde bulunmayı normal görenler, bugün tribünde pkkya ve öcalana yönelik tepkiyi görünce "provokasyon" diye yaftalıyorsa, burada sorgulanması gereken tribün değil, siyasi hafızanın çifte standardıdır.
Üstelik bir başka temel yanılgı daha var:
Terörün sona ermesini istemek ile terör örgütünün liderine güvenmek aynı şey değildir.
"Silah bırakın, örgütü feshedin" çağrısını desteklemek, öcalanı aklamak anlamına gelmez.
Terör bitsin demek, teröristi kahraman ilan etmek değildir.
Ama tam tersine, teröriste tepki gösteren insanları "provokatör" veya "ikiyüzlü" ilan etmek de terörle mücadele değildir.
Şehit ailelerinin, gazilerin ve terörün acısını yaşamış insanların öfkesini bir köşe yazısının siyasi tezine uydurmak hiç değildir.
Bir de tribün meselesini "Bu sloganı kim üretti?" seviyesine indirgemek var.
İnsanların pkkya, öcalana ve teröre tepki göstermesini açıklamak için mutlaka "karanlık bir el" aramak, aslında toplumdaki gerçek tepkiyi kabul etmek istememektir. İnsanların hafızası vardır. Şehitlerin isimleri vardır. Yakılan köylerin, bombalanan şehirlerin, katledilen askerlerin, polislerin, öğretmenlerin, çocukların hikâyeleri vardır.
Bu insanların öfkesi bir "organizasyon" keşfedilerek ortadan kaldırılamaz.
Ve kimse kusura bakmasın:
Teröriste terörist demek, terör örgütünün liderine terörist demek, şehitlerin hatırasını savunmak ve pkknın siyasi hedeflerine karşı çıkmak "ikiyüzlülük" değildir.
Bunun adı, teröre karşı durmaktır.
Asıl sorulması gereken şudur:
Terörle mücadele konusunda dün ne söyledin, bugün ne söylüyorsun?
Dün kiminle yan yana durdun, bugün kimi hainlikle suçluyorsun?
Dün siyasi hesap uğruna görmezden geldiğin ilişkileri bugün neden başkasına karşı silah gibi kullanıyorsun?
Eğer gerçekten mesele terörse, ölçü herkes için aynı olsun.
Kim teröristle iş tuttuysa, kim terör örgütünün siyasi uzantısıyla pazarlık yaptıysa, kim terörün propagandasına hizmet ettiyse, kim şehitlerin acısını siyasi hesabına alet ettiyse hepsi aynı biçimde sorgulansın.
Ama teröre karşı çıkan vatandaşın da "ikiyüzlü", "provokatör" veya "karanlık hesabın piyonu" ilan edildiği bir düzen kurulmaya çalışılıyorsa, buna da itiraz ederiz.
Çünkü terörle mücadele adına şehitlerin hafızasını susturmak da kabul edilemez.
Şehitlerimizin katillerine duyulan öfkeyi kimse kendi siyasi senaryosuna göre yeniden tanımlayamaz.
Terör bitecekse bitsin.
Silahlar bırakılacaksa bırakılsın.
Örgüt feshedilecekse feshedilsin.
Ama bunun karşılığında hiç kimse bizden teröristin geçmişini unutmuş gibi davranmamızı, şehitlerin hesabını kapatmamızı veya teröriste başka bir isim vermemizi beklemesin.
Teröriste terörist demekten utanmayız. Şehidimizi de unutmayız. Teröre karşı mücadeleyi de hiçbir siyasi hesabın tekeline bırakmayız.
Bu nedenle açıkça söylüyorum: "Terörist Meclis'te konuşma mı yapar? Orospu çocuğu abdullah öcalan!"
"Ben ne söylüyorum, tamburam ne çalıyor?"
İkinci yazın, aslında ilk yazında kurduğun çelişkiyi ortadan kaldırmak bir yana, daha görünür hâle getiriyor.
Çünkü şimdi bize "Ben öcalana atılan sloganlara kızmadım, senin siyasi ikiyüzlülüğünü sorguladım." diyorsun.
Öyleyse mesele çok basit:
Madem mesele siyasi ilişkiler, ittifaklar ve geçmişteki tutarsızlıklarsa, neden tribünde pkk ve öcalan karşıtı slogan atan insanları hedef alan bir üslupla "tribün ikiyüzlülüğü" üzerinden geniş bir suçlama kuruyorsun?
Madem derdin siyasi aktörlerin geçmişteki tutumlarını sorgulamak, o hâlde ortaya somut isimleri, somut tarihlerdeki açıklamaları, somut ittifakları ve bunların belgelerini koyarsın. Bunları tartışırız.
Ama tribünde pkkya ve öcalana tepki gösteren vatandaşları da aynı siyasi hesabın içine yerleştirip ardından "Ben aslında sloganlara kızmadım." demek, yazının yarattığı doğal tepkiyi sonradan yeniden tarif etmektir.
Sen ne söylediğini biliyor olabilirsin; fakat yazdığın metnin ne anlattığını okuyan insanlar da biliyor.
Asıl mesele burada başlıyor.
Sen, "öcalanı mı savunuyorsun?" diyenlerin çıkacağını önceden hesapladığını söylüyorsun. Demek ki yazının bu şekilde anlaşılabileceğini sen de biliyordun.
Fakat ardından çıkıp, seni eleştiren herkesin "muhalefet medyası", "karaktersiz", "pespaye" olduğunu söyleyerek tartışmayı içerikten kişilere taşıyorsun.
Bu, ortaya koyduğun tezin gücünü artırmaz.
Tam tersine, cevaplaman gereken soruları çoğaltır.
Çünkü asıl soru şudur:
pkknın siyasi uzantılarıyla geçmişte kurulmuş bütün siyasi ilişkiler eleştirilecekse, bu ölçü neden yalnızca senin hedef aldığın siyasi aktörlere uygulanıyor?
Türkiye'nin terörle mücadele tarihinde farklı hükümetlerin, farklı siyasi partilerin ve farklı dönemlerin farklı politikaları olmuştur. Bunların tamamı somut olaylar üzerinden tartışılabilir. Bir dönemdeki siyasi temas ile silahlı terör örgütüyle özdeşleşmek ise aynı şey değildir. Bu ayrımı bilerek veya bilmeyerek ortadan kaldırmak, siyasi tartışmayı sağlıklı olmaktan çıkarır.
Sen ise sürekli aynı şeyi yapıyorsun:
Önce bir siyasi aktörün geçmişteki tutumunu pkk üzerinden mahkûm ediyorsun.
Sonra o siyasi aktörle aynı dönemde herhangi bir şekilde yan yana gelmiş herkesi aynı çerçeveye yerleştiriyorsun.
Ardından bugün terörün sona erdirilmesine yönelik bir süreci desteklemeyen herkesi geçmişteki ilişkileri üzerinden açıklamaya çalışıyorsun.
Fakat burada kritik bir problem var:
Bir siyasi sürecin eleştirilmesi, pkk'yı desteklemek anlamına gelmez.
öcalanın geçmişteki rolünün hatırlatılması, terörün devamını istemek anlamına gelmez.
"Terörsüz Türkiye" hedefinin yöntemlerinin sorgulanması, terörün sürmesini istemek anlamına gelmez.
Ve en önemlisi:
pkkya karşı olmak, yürütülen her siyasi yöntemi sorgusuz sualsiz desteklemek zorunda olmak değildir.
İşte senin yazında görmek istemediğin ayrım tam olarak budur.
Bir insan hem pkk'yı terör örgütü olarak görebilir hem de geçmişte yaşananların unutulmaması gerektiğini savunabilir.
Hem silahların bırakılmasını isteyebilir hem de bunun hangi yöntemle, hangi hukuki çerçevede ve hangi siyasi sonuçlarla gerçekleşeceğini sorgulayabilir.
Hem terörün sona ermesini isteyebilir hem de öcalanın geçmişteki sorumluluğunu tartışabilir.
Bunların birbirine zıt olduğunu iddia etmek, siyasi tartışmayı iki kutuplu bir slogana indirgemektir.
Asıl çelişki nerede?
Sen "Dün ne yaptınız, bugün ne söylüyorsunuz?" diye soruyorsun.
Bu soru elbette sorulabilir.
Fakat aynı soruyu herkes için sormak zorundasın.
"Dün" dediğin dönemlerde bugün savunduğun siyasi aktörlerin hangi açıklamaları yaptığını, hangi politikaları desteklediğini, hangi aktörlerle hangi temaslarda bulunduğunu da aynı titizlikle sorgulamak zorundasın.
Aksi hâlde ortaya ilkesel bir terörle mücadele tutumu değil, seçici bir siyasi hafıza çıkar.
Ve seçici siyasi hafıza üzerinden başkalarına "ikiyüzlü" demek, tartışmayı çözmez.
Senin yazında eksik olan şey tam da budur:
Aynayı yalnızca karşı tarafa değil, herkese tutmak.
pkk ile mücadele konusunda gerçekten ilkesel bir çizgi savunuyorsan, bu çizginin siyasi aidiyete göre değişmemesi gerekir.
Dün pkkya karşı alınan sert tavrı destekleyen de, bugün farklı bir yöntem öneren de aynı ölçüyle değerlendirilmeli.
Dün pkknın siyasi uzantılarıyla temas kuran da, bugün başka bir siyasi aktörle temas kuran da aynı ölçüyle sorgulanmalı.
Dün terörle mücadelede yapılan hatalar da, bugün yapılabilecek hatalar da aynı açıklıkla konuşulmalı.
Çünkü terörle mücadele bir siyasi partinin tapulu malı değildir.
Şehitlerin acısı da herhangi bir siyasi hareketin propaganda malzemesi değildir.
"Ben ne söylüyorum, tamburam ne çalıyor?"
Sen "Ben tribünlerdeki organize hâli sorguluyorum." diyorsun.
Peki, tribünde slogan atan milyonlarca insanın tamamını hangi somut delille aynı siyasi organizasyonun parçası hâline getiriyorsun?
Bir tribünde aynı sloganın atılması, o sloganı atan herkesin aynı siyasi hesabın parçası olduğunu kanıtlamaz.
Bir stadyumda siyasi slogan atılması ile bunun arkasında "karanlık odaklar" bulunduğu iddiası arasında ise ayrıca kurulması gereken ciddi bir delil zinciri vardır.
Bu zinciri kurmadan yapılan yorum, yorum olarak kalır.
Sen ise yorumu kesin hüküm gibi sunuyorsun.
Sonra da seni eleştirenlerin "asıl meseleyi anlamadığını" söylüyorsun.
Hayır.
İnsanlar pekâlâ ne yazdığını anlıyor ve tam da yazdığın şey üzerinden seni eleştiriyor olabilir.
öcalan meselesi
öcalanın pkk'nın kurucusu ve örgütün tarihindeki merkezi aktörlerden biri olduğu gerçeği tartışma konusu değildir.
pkknın gerçekleştirdiği saldırılar, öldürülen askerler, polisler ve siviller de Türkiye'nin toplumsal hafızasının parçasıdır.
Bunları hatırlatmak kimsenin tekelinde değildir.
Fakat bundan şu sonuç çıkmaz:
öcalanın geçmişteki sorumluluğunu hatırlatan herkes, bugün yürütülen herhangi bir siyasi sürece karşıdır.
Aynı şekilde "Terörsüz Türkiye" hedefini destekleyen herkesin, sürecin bütün yöntemlerini ve bütün siyasi sonuçlarını kabul etmesi gerektiği de söylenemez.
Tam tersine, demokratik bir ülkede insanlar tam da bu konuları tartışabilmelidir.
"Terör bitsin" demek başka şeydir.
"Terör bitsin diye hangi yöntem uygulanıyor?" diye sormak başka şeydir.
"Silahlar bırakılsın" demek başka şeydir.
"Bu sürecin hukuki ve siyasi sonuçları ne olacak?" diye sormak başka şeydir.
Bunların arasındaki farkı bilmeden yapılan her tartışma, slogan seviyesinde kalır.
Son söz
Sen "Ben senin maskeni yırtıyorum." diyorsun.
O hâlde maskelerden değil, belgelerden konuşalım.
İsimleri açıkça yazalım.
Tarihleri açıkça yazalım.
Açıklamaları açıkça yazalım.
İttifakları açıkça yazalım.
Kim ne zaman ne söylemişse ortaya koyalım.
Kim pkk'yı desteklemişse, kim terör propagandası yapmışsa, kim terör örgütünün eylemlerini meşrulaştırmışsa hukuk ve siyaset çerçevesinde bunun hesabı sorulsun.
Ama aynı zamanda kim terörle mücadele adına toplumsal öfkeyi siyasi propaganda malzemesine çevirmişse, kim şehitlerin acısını kendi siyasi tezine kalkan yapmışsa, kim kendi geçmişindeki çelişkileri başkasının geçmişini göstererek görünmez kılmaya çalışmışsa o da eleştirilsin.
Çünkü ilke dediğin şey, işine geldiğinde kullandığın bir sopa değildir.
Herkese aynı uygulandığında ilkedir.
Sadece rakibine uygulandığında ise siyasi araçtır.
Senin yazındaki temel sorun da tam olarak burada ortaya çıkıyor.
"Dün ne yaptınız, bugün ne söylüyorsunuz?" diye soruyorsun.
Biz de aynı soruyu sana ve senin savunduğun siyasi çizgiye soruyoruz:
Dün ne söyledin, bugün ne söylüyorsun?
Dün hangi yöntemleri savundun, bugün hangi yöntemleri savunuyorsun?
Dün hangi siyasi ilişkileri normal gördün, bugün hangilerini sorguluyorsun?
Ve en önemlisi, terörle mücadele konusunda belirlediğin ölçüyü neden herkes için aynı uygulamıyorsun?
Bu sorulara cevap vermek yerine "muhalefet medyası", "karaktersiz", "pespaye", "maskeli surat" gibi ifadelerin arkasına saklanmak, soruları ortadan kaldırmaz.
Çünkü mesele kimin daha yüksek sesle bağırdığı değildir.
Mesele kimin daha fazla hakaret ettiği de değildir.
Mesele tutarlılıktır.
pkkya karşı olmak konusunda da tutarlılık.
Şehitlerin hatırasına sahip çıkmak konusunda da tutarlılık.
Siyasi geçmişi sorgulamak konusunda da tutarlılık.
Ve en önemlisi, aynı ölçüyü kendi siyasi mahallene de uygulayabilmek.
Biz terörün bitmesini istiyoruz.
Silahların susmasını istiyoruz.
pkknın feshedilmesini istiyoruz.
Ama bunun gerçekleşmesi, geçmişin unutulmasını veya insanların her siyasi yöntemi sorgulamaktan vazgeçmesini gerektirmez.
Şehitlerin hatırası da unutulmaz.
pkknın geçmişteki saldırıları da unutulmaz.
öcalanın örgütün tarihindeki sorumluluğu da ortadan kalkmaz.
Fakat bütün bunları siyasi rakipleri yaftalamak için kullanılan bir propaganda aracına dönüştürmek de terörle mücadeleyi güçlendirmez.
O yüzden "Ben ne söylüyorum, tamburam ne çalıyor?" diye soruyorsan, cevabı basit:
Sen ne söylediğini anlatıyorsun; biz de yazdıklarının ortaya çıkardığı çelişkileri sorguluyoruz.
Ve bundan rahatsız olman, o çelişkilerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.


