Köşe Yazısı

Türk Devleti Teslim Oldu da Haberimiz mi Yok?

4 dk Sesli Dinle 0

Kadim Türk devlet aklı, güvenliği varlığının yegâne temeli olarak kabul eder. "Su uyur, düşman uyumaz" ikazı, nesillerdir süzülen stratejik bir bilincin yansımasıdır. 1980 öncesinden bugüne süregelenbölücü ve hain kalkışmalar, devletin iradesini hedef alan en kirli saldırılardır.

pkk terör örgütünün uyuşturucudan cinayete, yağmadan devlete başkaldırıya uzanan karanlık suç şebekesi ortadayken, en az 50 yıllık bir birikimle inşa edilmiş, bedelleri şehit kanlarıyla ödenmiş o sağlam güvenlik sistemini bir kalemde çöpe atmak ne demektir?

Emniyet ve jandarma eliyle kurulan 2 bin 763 kritik arama noktasını lağvetmek, milli güvenlik mimarimizde onarılması zor bir gedik açmaktadır. Bu bir "terörsüzlük" hedefi değil, devletin sahayı boşaltarak otoritesini kendi eliyle budaması, terörle mücadelenin ana omurgasını kırmasıdır.

Bu noktalar, yalnızca beton ve metalden ibaret basit yapılar değil, devletin egemenlik mühürleridir. Terörün damarlarını kesen, şüphelilerin hareket alanını daraltan bu mevzilerin "Terörsüz Türkiye" retoriği ile tasfiyesi, devletin caydırıcı gücünden vazgeçmesi manasına gelmektedir.

Duyan da bu kontrol noktalarının huzuru bozduğunu zannedecek! Makasın yönünü şaşıranlar, asıl terörün ve onu besleyen odakların üzerine gitmek yerine, güvenliği tesis eden bariyerleri yıkmaktadır.

Vatandaş trafik cezalarıyla tazyik edilirken, devletin gözü kulağı olan bu stratejik noktaların neden hedef alındığı, büyük bir güvenlik zafiyetidir.

Kontrol noktalarının kaldırılmasıyla şehirlerimizde oluşacak istihbarat zafiyetini ve terörist sızmalarını engelleyecek alternatif bir güvenlik mekanizması kuruldu mu? 

Devletin gözünü bağlayıp düşmanı serbest bırakmaktan başka neye yarayacak bu hamleler?

"Türk'ü Öldürdük, Pişman Değiliz" şeklinde özetlenebilecek bu küstah meydan okuma, tüyleri ürperten bir gerçeği haykırmaktadır. 30 Haziran 2026 tarihli kayıtlara yansıyan görüntülerde; 1991 Bakırköy katliamında, aralarında 2 yaşındaki Merve Gül Bakkal'ın da bulunduğu 12 masum canı vahşice katleden terörist Çetin Arkaş, sanki bir "akil insan" edasıyla kürsüdedir.

Peki soruyoruz: Teröristler teslim oldu mu? Silah bıraktılar mı? Tek bir örgüt üyesi dağdan inip adalete sığındı mı? 

Hayır! 

Ne pişmanlık var, ne tövbe, ne de silah bırakma.

Kapalı kapılar ardında hangi gizli pazarlıklar döndü de Türk milletinin bundan haberi olmadı? 

Devletimiz, elindeki en büyük kozu olan "güvenlikli sahasını" neden bedavaya teslim ediyor?

Kanı kurumamış şehitlerimizin hatırasını hiçe sayan o cani, Mersin meydanında şu sözlerle devlete meydan okumaktadır: "Dönüp dolaşıp pişmanlık yasasına gelecekseniz, dönün de bu meydandaki on binlere bir bakın; bizde hiç pişman olmuş bir hal var mı?"

Bu cüretin temelinde, örgütün yıllardır estirdiği sistematik meydan okuma terörü yatmaktadır. Dönemin BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın, Kızıltepe ziyaretinde bebek katilini ilahlaştıran şu sözleri, bugün yaşanan süreçlerin bir nevi fragmanıdır: "Kürtlerin katili Kenan Evren'in posteri asılıyor da öcalanın posteri niye asılmıyor? Onun posterleri okullarda meydanlarda asılıyor, Kürt halkı önderinin posteri niye asılmasın? Bal gibi asarız. Biz daha önder aponun heykelini dikeceğiz heykelini!"

Örgütün yayın organı ANF'den yayımlanan metinler ise ihanetin zihinsel kodlarının hiç değişmediğini kanıtlamaktadır. "Şehitlerimiz Rêber Apo çizgisine bağlı kalarak mücadeleyi geliştirdiler", "Onların bu duruşunu örnek alıp Hareket ve halk olarak Önderlik çizgisinde yürümeli ve başarılı olmalıyız", "Kürt halkı için Mayıs ayı şehitler ayı, 18 Mayıs da şehitler günüdür" ve "Kürdistan'ın 4 parçasında var olma mücadelesi" ifadeleri, bölücülüğün bir kutsal ritüele dönüştürüldüğünü göstermektedir.

Bu kadar kan, bu kadar gözyaşı varken ve terör örgütü tek bir silahını dahi teslim etmemişken, bu "yumuşama" kime hizmet etmektedir

Geçmişteki "Habur utancının" bir kopyasını mı izliyoruz?

Ne zaman güvenlik önlemleri gevşetilse, pkk şehirlerimizi işgale kalkışmış, siyasi uzantıları aracılığıyla haraç toplamış ve kanlı örgütlenmesini yeniden yapılandırmıştır. Kontrol noktalarını kaldırmak, sahayı teröristin at koşturmasına terk etmektir.

"Pişman değiliz" diyerek her türlü suçu kutsayan bu terör unsurlarının, boşaltılan bu güvenlik alanlarınıyeni bir kalkışma merkezi olarak kullanmasına karşı hangi somut tedbirler alınacaktır?

Hiçbir katil, pişmanlık sergilemeden "barış" elçisi olamaz. Bu karara imza atanlar, milletin vicdanındave tarih önünde hesap vermekten kaçamayacaklardır.

Türk devleti hiçbir terör şebekesine diz çökmez, çökmemelidir; çünkü bu topraklar teslimiyetle değil,kanla vatan yapılmıştır.

Habur sürecindeki acı hatıralara rağmen, "Terörsüz Türkiye" vizyonu altında terör örgütünün siyasi uzantılarıyla kurulan bu ilişkinin kırmızı çizgileri ve yasal sınırları tam olarak nedir? 

Devletin egemenlik haklarından vazgeçişi olarak yorumlanabilecek bu tavizlerin, hukuki ve milli bir zemini var mıdır, yoksa sadece örgütü cesaretlendiren bir zafiyet gösterisi midir?

Cevabı verilmeyen her soru, milletin bağrında yeni bir yara açmakta ve devletin vakarına gölge düşürmektedir.

Bu Yazıyı Paylaş