Ülkücüler, Dostluklar ve Siyaset
Bizim kuşağın dostlukları parti binalarında başlamadı.
Kongre salonlarında da değil.
Bizim arkadaşlıklarımız, Ülkü Ocaklarının dar koridorlarında, soğuk kış akşamlarında içilen çaylarda, afiş yapıştırırken tutulan merdivenlerde, karakol önlerinde sabahlamalarda ve yıllarını mahpushanelere sığdıran zamanlarda kuruldu.
Yani siyasetle değil, dava duygusuyla başladı.
Önce omuz omuza durmayı öğrendik.
Sonra konuşmayı.
Sonra tartışmayı.
Ama en başta şunu öğrendik; aynı istikamete bakıyorsak, gerisi teferruattır.
Aradan yarım asra yakın zaman geçti.
Kimi memur oldu, kimi esnaf, kimi avukat, kimi gazeteci… Kimi aktif siyasetin içinde kaldı, kimi kenara çekildi.
Birçoğumuz farklı partilerde, farklı çizgilerde yürüdü.
Ama ne oldu biliyor musunuz?
Dostluklar kaldı.
Çünkü biz siyaseti araç, kardeşliği esas sayan bir gelenekten geliyorduk.
Siyasi tercihler değişebilirdi. Bu normaldi.
Hayat değişiyor, şartlar değişiyor, insanlar farklı mecralara savrulabiliyor.
Kimse kimseye “neden başka yerde siyaset yapıyorsun” diye düşman kesilmezdi.
Çünkü herkes şunu bilirdi; niyet belliyse, istikamet belliyse, yöntem farklı olabilir.
Ama son yıllarda başka bir şey görüyoruz. Bu artık fikir ayrılığı değil. Bu, ilke değişimi de değil.
Bu daha çok…
Rüzgâr nereden eserse oraya dönmek gibi.
Dün “asla” denilen kapılardan bugün tereddütsüz giriliyor.
Dün ağır sözler söylenen yapılarla ertesi gün hatıra fotoğrafları veriliyor.
İşte sorun burada başlıyor.
***
Her değişim makul değildir.
Beraber yol yürümek zorunluluk değildir.
Kimse kimseye ömür boyu aynı siyasi çatı altında kalmak zorunda değil.
Ama… Bir yol ayrımına gelindiğinde, insan arkasında bıraktıklarına bakıp, en azından kamuoyunu ve dava arkadaşlarını tatmin edecek bir gerekçe sunabilmelidir. Bir izah. Bir tutarlılık. Bir ahlâkî zemin.
Eğer bu yoksa…
Değişim, fikir farklılığı olmaktan çıkar.
Karakter meselesine dönüşür.
Ve en acısı da şudur; siyasi tercihi değil, insanın kendisini sorgulatır.
Ülkücülük sadece siyaset değildir Ülkücülük, bir parti kartı değildir. Bir makam bile değildir; “bir duruş meselesidir, sadakat meselesidir, Vefa meselesidir.”
Biz “emanet” kavramını sadece devletten öğrenmedik. Dostluktan da öğrendik. Sofrada ekmeği bölüştüğün, aynı ideal için bedel ödediğin insanlara karşı da bir emniyet borcun vardır.
Bugün başka bir siyasi tercihte bulunabilirsin. Ama dün omuz omuza yürüdüklerine karşı en azından tutarlı olmak zorundasın.
Çünkü ülkücülükte en büyük sermaye makam değil, güvendir.
Güven kayboldu mu, geriye hiçbir şey kalmaz.
***
Siyaset dostlukları örselememeli, tüketmemeli.
Bugün maalesef şunu görüyoruz; siyaset, dostlukları öğütüyor.
İnsanlar sadece farklı düşündüğü için değil, ilkesiz savrulduğu için birbirinden kopuyor.
Oysa olması gereken tam tersidir.
Siyaset mücadele alanıdır.
Dostluk ise hayat alanı.
Mücadele bitince geriye kalacak olan şey, koltuklar değil; hatıralardır.
Bir gün herkes makamını bırakacak.
Ama insanın arkasında bırakacağı en kıymetli şey, “iyi bir dosttu” cümlesidir. Hiçbir siyasi terfi, bunu satın alamaz.
***
Aynı partide olmak zorunda değiliz.
Aynı listede yürümek zorunda da değiliz.
Ama aynı karakteri taşımak zorundayız.
Çünkü ülkücülük, her şeyden önce şahsiyet işidir.
Yol ayrılabilir.
Fikir ayrılabilir.
Ama omurga eğilmemeli.
Eğildiği yerde siyaset kalır…
Dostluk kalmaz.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- ADNAN AKDAĞ
YÜREĞİN KALEMİN VAR OLSUN KARDEŞİM.
- Ali Osman uçar
Tebrikler yüreğine sağlık dost…
