Vicdanlara duyurmak...
İnsan, duymakla anlamak arasındaki o ince çizgide sınanır. Çünkü kulakla dinlemek kolaydır; ses gelir, biz de duymuş oluruz. Ama vicdanla dinlemek, insanın kendi içindeki hakemle konuşmasıdır. Kulak sesi alır, vicdan anlamı süzer. Kulak gürültüye açıktır, vicdan hakikate.
Bugün toplumun, siyasetin, akademinin, ticaretin ve devlet işlerinin en büyük eksiği de budur: Kulaklarımız dolu, fakat vicdanlarımız boş. Bu boşluk doldurulmadıkça ne kararların ağırlığı, ne sözlerin mesuliyeti ne de vazifenin kutsiyeti anlaşılır.
Siyasetçi kulakla dinlediğinde anketlerin, sosyal medyanın, etrafında dönen dalkavukların sesini işitir.
Ama vicdanıyla dinlediğinde:
Sessiz çoğunluğun fısıltısını,
Hakkı çiğnenmişlerin adalet beklentisini,
Makamın değil, milletin emanet olduğunu duyar.
Vicdanla dinleyen siyasetçi, “Ben ne kazanırım?” değil, “Millet ne kaybeder?” diye düşünür. Çünkü kulağın duyduğu alkış geçicidir; vicdanın duyduğu sorumluluk ise ömürlüktür.
Kulakla dinleyen akademisyen, akademik odalardaki dedikoduları, kariyer yarışlarını, yayın puanlarını takip eder.
Vicdanla dinleyen akademisyen ise:
Gencin umudunu,
Toplumun ihtiyaçlarını,
Bilginin milletin omurgasını kurma görevi olduğunu duyar.
O, makam için değil hakikat için yazar, öğretir. Zira bilimin vicdansız hali sadece kâğıt üzerinde bilimselliktir; toplumda karşılığı yoktur.
Esnaf kulakla dinlerse piyasayı, komşu dükkânın fiyatını ve günü kurtarmayı düşünür.
Vicdanla dinlerse:
“Helal kazanç” ilkesini,
Emanet edilen ölçü ve tartının ahlaki yükümlülüğü
Komşusunun siftahsızlığını duyar.
Esnafın vicdanı bozulduğunda mahalle bozulur; mahalle bozulduğunda toplumun ahlaki çivisi yerinden oynar.
Bugünün genci kulakla dinlerse sosyal medyanın sahte gerçekliğini, haz ve hız çağının her şeyden hızlı tüketilen sloganlarını duyar.
Ama vicdanıyla dinlediğinde:
Kendi geleceğini,
Ülkesinin sorumluluğunu,
Hak edilerek yükselmenin gururunu duyar.
Vicdanla dinleyen genç, günü değil geleceği amaç edinir; söyleneni değil doğruyu seçer.
İş adamı kulakla dinlerse kazancın sesini, fırsatın cazibesini ve piyasadaki rekabet gürültüsünü işitir.
Vicdanla dinlerse:
İnsan emeğinin değerini,
Çalışanın duasını,
Topluma hizmet eden üretimin bereketini duyar.
Çünkü sermaye ancak vicdanla birleştiğinde “servet” olur; vicdansız sermaye ise toplumda sadece gerilim üretir.
Kulakla dinleyen bürokrat, yukarıdan gelen talimatın sert sesini işitir.
Vicdanla dinleyen ise:
Devletin adalet yükünü
Masasının hakkaniyet sorumluluğunu,
Vatandaşın hakkını teslim etmenin devlet ciddiyetindeki yerini duyar.
Bürokratın kulağı talimatla, vicdanı ise devletin ebedî misyonuyla meşguldür.
Bugün memleketin ihtiyacı hızlı konuşanlar, çok duyanlar, herkese laf yetiştirenler değildir.
İhtiyacımız olan:
Az konuşup çok düşünen,
Çok duyup az hükmeden,
Kulak yerine vicdanı açık olan insanlardır.
Vicdanla dinlemek, insanın içindeki hakemle yüzleşmesidir. O yüzleşme olmazsa ne siyaset temiz kalır ne ticaret helal olur ne de devlet nizam bulur.
Unutmayalım; Kulak duyar, vicdan hükmeder.
Kulak gürültüye teslim olur, vicdan hakikate.
