Köşe Yazısı

Amerikan demokrasisi

Alparslan Türkoğlu
Alparslan Türkoğlu
5 dk Sesli Dinle 0

Amerika’nın seçim sistemi son derece saçma, karmaşık ve adaletsizdir. ABD, kurulduğundan beri aynı sistemi uyguluyor. 250 yılda seçim kanununda sadece bir değişiklik yaptılar.
İlk başta partiler sadece başkan adayı gösteriyorlardı. Seçimleri kaybeden ama ikinci gelen başkan adayı, otomatik olarak başkan yardımcısı oluyordu. ABD’nin ikinci başkanı olan Adams’ın yardımcısı, seçimleri kaybeden Jefferson oldu. Jefferson dört yıl boyunca Adams’ı baltaladı. Hizmet etmesini engelledi.
Seçimi kaybeden başkan adayının rakibinin yardımcısı olmasının ülkeye zarar verdiğini yaşayarak tecrübe eden Adams ve Jefferson, seçimlerden önce anlaşarak 235 yıldır yürürlükte olan başkan ile başkan yardımcısının birlikte aday gösterilmeleri, kazanmaları ve kaybetmeleri sistemini getirdiler. Bir sonraki seçimlerde Jefferson Adams’a karşı aday oldu ve seçimleri kazandı. Zira onun yaptıkları yüzünden Adams başarısız olmuştu.
Seçim sisteminde o kadar çok adaletsizlik var ki saymakla bitmez. Seçimleri çok oy alan değil çok delege elde eden kazanıyor. Mesela Hillary Clinton Trump’tan 3 milyon oy fazla almasına rağmen seçimleri kaybetti. Al Gore’ da Bush’tan beş yüz bin fazla oy almıştı.
40 milyondan fazla nüfusu olan Kaliforniya ile yarım milyon nüfusu olan Wyoming’in senatör sayısı aynı, ikişer tane. Yani Kaliforniya’da 20 milyon, Wyoming’te 250 bin vatandaşa bir senatör düşüyor.
Milyondan fazla seçmeni olan başkentin senato da ve mecliste temsilcisi yok. Çünkü Washington nüfusunun yarısı siyahi. Oyların %80-%90’ını Demokratlar alıyor. Cumhuriyetçiler, Demokratların kazanacağı kesin olduğundan, Washington’a senato ve mecliste koltuk tahsis edilmesini kabul etmiyorlar. Washington’un valisi de yok.
Washington yalnız değil. ABD’ye 1898 senesinde katılan Porto Rico, Guam, Virjin Adaları, Samoa ve Mariana adalarında yaşayan vatandaşlarında kongrede temsilcileri yok.
ABD’de eyaletler nüfuslarına göre milletvekili çıkarırlar ve bütçeden pay alırlar. Yakın zamana kadar nüfus hesaplanırken 5 zenci 3 beyaza eşit kabul edilirdi. Mesela bir eyalette 100 bin siyahi yaşıyorsa nüfusa 100 bin değil 60 bin olarak eklenirdi. Hala kuruluş belgelerinde bu sistemi muhafaza eden eyaletler var.
Maille ve postayla oy kullanılması da demokratik değil. Zenginler bu yöntem sayesinde fakirlerin oylarını satın alıyorlar. Oyların %30 kadarı mail ve postayla kullanılıyor.
Seçim bölgeleri belirlenirken siyahilerin milletvekili çıkarabilecek çoğunluğa ulaşamamalarına dikkat edilmiş. Komşu olan ilçeler farklı bölgelere bağlanmış. Komşu olmayan ilçeler aynı seçim bölgesi yapılmış.
Bir başka gariplik, başkan ve vali seçilmenin iki dönemle sınırlanmışken senatör seçilmenin sınırı olmaması. 40 yıl görev yapan senatörler var. Dede-baba-oğul görev yapan onlarca senatör var.
Başkanlığın iki dönemle sınırlandırılması Amerika’nın aleyhine oluyor. Clinton ve Obama aday olabilselerdi, başkan seçilirlerdi. Amerika Trump ve Biden gibi yaşlı ve hasta başkanların eline düşmezdi. Vatandaşların seçme ve seçilme haklarının sınırlandırılması antidemokratik. Başkan başarısızsa zaten halk oy vermez. Başarılıysa ve halk oy veriyorsa neden görevini sürdüremesin? Obama 55, Clinton 54 yaşında emekli oldu.
ABD ‘’liberal demokrasi’’ olarak tanımlanıyor ama aslında lobiler demokrasisi. En güçlü lobiler silah, petrol, gaz, ileri teknoloji, inşaat ve ilaç lobileri. O sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerden oluşan lobiler, destekledikleri adayların seçilmeleri için milyar dolarlar harcıyorlar.
Göreve gelenler, borçlarını ödemek ve tekrar seçilebilmek için halka değil kendilerini destekleyen lobilere hizmet ediyorlar. Afganistan, Irak, Ukrayna ve İran savaşları olmasaydı silah üreticilerinin depoları boşalmazdı. Fabrikalar tam kapasite çalışamazlardı. Silah fiyatları bu kadar yükselmezdi.
Savaşlar silah sektörünün yanında ilaç ve enerji sektörlerinin de karlarını katlamalarını sağlıyor. Sadece bu tespit bile, Türkiye’de hazinenin siyasi partilere aldıkları oy oranına göre para aktarmasının faydalı bir uygulama olduğunu ispat ediyor.
Amerika’da partilerin il, ilçe ve mahalle teşkilatları yoktur. Önseçimlerden evvel ve ihtiyaç olduğunda süreli komiteler kurulur. Amerika’da katılımın seçimler kadar yüksek olduğu önseçimleri, aynı seçimler gibi çok oy alan değil çok delege elde eden kazanır.
Diyelim ki New York’un altmış delegesi var. Önseçimde 6 milyon üye oy kullandı. Bir oy fazla alan 60 delegenin hepsini kazanır. Bir oy eksik alan bir delege bile çıkaramaz. Başkanlık, valilik, senatörlük, milletvekilliği seçimleri ve önseçimleri hep bir oy fazla alanın her şeyi kazanması üzerine inşa edilmiş. Bu sistem Türkiye’de geçerli olsaydı 2023 seçimlerinde İstanbul’daki milletvekilliklerinin hepsini Ak Parti alırdı. CHP, MHP, İyi Parti, DEM, YRP, TİP ve diğer partiler milletvekili çıkaramazdı.
Önseçimlerin ülke sathında geçerli bir sistemi yok. Bazı eyaletlerde sadece parti üyeleri oy kullanabiliyor. Bazısında o eyaletteki vatandaşların hepsinin oy kullanma hakları var. Bazısında üyeler ve başka bir partiye üye olmayan sade vatandaşlar oy kullanabilir. Bazı eyaletlerde vatandaşlar sadece bir partinin önseçimlerinde oy kullanabilir bazısında hem demokrat hem de cumhuriyetçi partinin önseçimine katılabilir.
Bu sistemsizlik yüzünden önseçimler manipüle edilebiliyor. Örneğin son ön seçimlerde cumhuriyetçilerin adayının Trump olacağı belliydi. Trump’ın destekçilerinin bir kısmı Demokrat Partinin ön seçimlerine katılarak Biden’a oy verdiler ki Trump yaşlı ve yıpranmış bir rakiple yarışarak seçimleri kolayca kazansın.
Amerika ile ilgili dile getirilen bir başka doğru olmayan bilgi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin çok iyi işlediğidir. Amerika’da kuvvetler iç içe geçmiştir. Anayasa Mahkemesi (Aynı zamanda Yargıtay) üyelerini Başkan hayatları boyunca görev yapmak üzere atar.  Başkanlar kendileriyle aynı görüşten hakimleri AYM üyesi olarak atarlar. Bunun istisnası yoktur. Hakimler destekledikleri partinin görüşüne göre karar verirler. Bununda istisnası yoktur.
Mesela Al Gore ile Bush’un yarıştığı seçimlerde AYM’de cumhuriyetçi hakimler fazlaydı. Seçimleri Bush kazandı. Demokrat hakimler Al Gore’dan, cumhuriyetçiler Bush’tan yana oy verdi.
‘’AYM’nin, Trump’ın gümrük vergilerini yükseltme kararını iptal ettiği davada cumhuriyetçi hakimlerin bir kısmı Demokratlarla birlikte oy kullandı’’ diyenler olacaktır. Bu doğru. Zira Trump klasik bir cumhuriyetçi değil. Partinin üst tabakası, eski başkanlar, valiler, bakanlar Trump’a karşılar. Onu hiç istemediler. Bu isimlerin bir kısmı seçimlerde rakip partiye oy verdiler ve vatandaşları da demokratları desteklemeye davet ettiler.
Trump önseçimleri ve seçimleri onlara rağmen kazandı. Dolayısıyla eski cumhuriyetçi başkanlar tarafından atanan hakimlerin bir kısmı demokratlarla hareket ediyor. Ama Trump’ın atadıkları Trump’tan yana oy veriyor.
Üst düzey bürokrat ve diplomatların atanmasında senatonun onay vermesinin gerekmesi, yasamanın yürütmeye müdahalesidir. Gerçek bir demokraside seçimleri kazanan başkanın çalışma arkadaşlarını seçebilmesi gerekir. Neticede başarılı veya başarısız olacak olanda hesap verecek olanda odur.

Bu Yazıyı Paylaş