Köşe Yazısı

İsrail seçimleri

Alparslan Türkoğlu
Alparslan Türkoğlu
4 dk Sesli Dinle 0

Seçimler Netanyahu’nun istediği gibi sonuçlandı. “Netanyahu zafer kazandı” diyemesek bile, hedefine ulaştı. Seçimlerden birinci çıkan ittifakın lideri olarak hükümeti kurma görevini alacak. Ya geniş tabanlı sağ bir koalisyon kuracak ya da 90 gün boyunca geçiş dönemi başbakanı olarak görevini sürdürecek. Bu süre zarfında İran’a saldırarak zafer kazanmayı becerebilirse, seçimlere giderek oylarını artıracak.

Analistlerin, muhalefetle Arap partilerinin koalisyon kuracakları tespitine katılmıyorum. Zira muhalefetin başbakan adayı olan eski genelkurmay başkanı Eisenkot HAMAS’ı 18 ayda yok edeceğini vaat etti. Lübnan, Irak, Suriye, İran ve Yemen’de de sertlik yanlısı. Netanyahu’yu 7 Ekim saldırılarını durduramadığı, savaşı kötü yönettiği ve zafer kazanamadığı için eleştiriyor. Bu politikaları Araplarla koalisyon kurarak hayata geçiremez.

Kaldı ki muhalefetin Araplarla kurduğu tek hükümetin ömrü 18 ay olmuştu. Araplara sadece bir tane bakan yardımcılığı verilmesine rağmen bu koalisyondan sonraki seçimlerde Netanyahu oy patlaması yapmıştı.

Bunlara rağmen seçimleri muhalefet önde bitirseydi, İsrail daha makul davranacaktı. Zira Eisenkot seçim kampanyasını, Netanyahu’nun pervasız ve hesapsız hamleleri nedeniyle İsrail’in uluslararası kamuoyu tarafından dışlandığı, en sağlam destekçilerini bile kaybettiği ve ambargolara muhatap olduğu üzerine kurmuştu.

Seçimlerin sürprizi, Arap partilerinin yakaladığı başarı oldu. ‘’İsrail vatandaşı olan ve oy kullanabilen Arapların’’ seçimlere katılım oranı geleneksel olarak düşüktür. Araplar bu seçimlerde rekor kırdılar. Hem katılımdaki yükselme hem de merkez partilere oy veren Araplarında, Arap partilerine yönelmeleri bu sonucu doğurdu.

‘’İsrail Ortadoğu’nun en demokratik ülkesidir’’ sözünü muhakkak duymuşsunuzdur. İsrail bir demokrasi değildir. Olsa olsa bir Yahudi demokrasisidir. Bu nedenle ‘’İsrail vatandaşı olan ve oy kullanabilen’’ ifadesini kullandım.

İsrail’deki Araplar üç ana kategoride değerlendiriliyor. 1948’de, İsrail devletinin kurulduğu topraklarda yaşayan Araplar ki bunlar birinci kategoriyi oluşturuyorlar, otomatik olarak vatandaş oldular. İsrail’in 1948’den sonra işgal ettiği yerler, iki farklı statüde değerlendirilebilir.

İlki İsrail’in Filistin Özerk Yönetimine bağlı olarak kabul ettiği Batı Şeria ve Gazze. İkincisi Tel Aviv’in İsrail toprağı olarak ilan ettiği Kudüs ve Golon tepeleri gibi bölgeler. İsrail toprağı kabul edilen yerlerde yaşayanlar ikinci kategoriyi oluşturuyorlar. Bunların genel seçimlerde oy verme hakları yok. Yerel seçimlerde oy verebiliyorlar. Genel seçimlerde oy vermek dışında 1948 Araplarıyla aynı haklara sahipler.

Gerçek bir demokraside, İsrail toprağı olarak kabul edilen yerlerde yaşayanların, diğer vatandaşlardan farklarının olmaması yani genel seçimlerde oy verme haklarının olması gerekir. Bir örnek vermem gerekirse, Hatay Türkiye’ye sonradan katıldı aynı Kudüs gibi. Aradaki fark, Hatay’ın referandumla yani gönüllü, Kudüs’ün işgal edilerek katılması. Hatay’daki Araplara sadece yerel seçimlerde oy verme hakkı verilmesi demokratik olur muydu?

Gelelim üçüncü kategoriyi oluşturan, Batı Şeria ve Gazze’de yani Filistin Özerk Yönetimine ait topraklarda yaşayan Araplara. Normalde onlarında oy hakkı olması gerekir. Mesela komşumuz olan Irak’ta, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimine ait topraklarda yaşayan Kürtler hem bölge başkanını ve parlamentosunu hem de Irak Başbakanını ve parlamentosu seçerler.

Moldovya’ya bağlı olan Gagavuzlar ve Rusya’daki özerk cumhuriyetlerde yaşayan Türklerde böyledir. Demokrasinin beşiği olan İngiltere’de İskoçlar, Galler ve Kuzey İrlandalılar hem kendi başbakanlarını ve meclislerini seçerler hem de Birleşik Krallığın seçimlerinde İngilizler gibi oy kullanırlar.

Tespit edebildiğim kadarıyla dünyada bu uygulamanın tek istisnası olan Filistin Özerk Bölgesinde yaşayanlar, İsrail devletine bağlı gözüküyorlar ama seçimlerde oy veremiyorlar. Oysa uluslararası hukuka göre İsrail Filistin’in bağımsızlığını tanımadığı sürece Batı Şeria ve Gazze’de yaşayanlara vatandaşlık vermek zorunda.

İsrail bunu yapmıyor zira Arapların hepsi oy kullansa seçimi Arap partileri kazanır. İsrail’in halen 2,1 milyon Arap vatandaşı var. Kudüs ve benzer statüdeki yerlerde yarım milyon, Batı Şeria’da 2,5 milyon ve Gazze’de 2,5 milyon Arap yaşıyor. Dolayısıyla 7,6 milyonu bulan Araplar 7 milyon civarında olan Yahudilerden kalabalıklar. Bu tablo nedeniyle İsrail gerçek bir demokrasi değildir, olsa olsa Yahudi demokrasisidir.

Seçimlerde en çok tartışılan konulardan biri, nüfusları 1,5 milyonu geçen Heradi Yahudilerin durumuydu. Heradiler sadece ibadet etmekle meşguller. Kürtaja ve doğum kontrolüne karşı olduklarından nüfus artış hızları çok yüksek. Her ailenin ortalama yedi, sekiz çocuğu var. Çocuk sayısına göre devletten her ay yardım adı altında çok yüksek maaşlar alıyorlar. Kadınların dahi askerlik yaptığı İsrail’de, inançları gereği askere gitmemeleri ve çalışmadan yüksek gelirler elde etmeleri diğer vatandaşların tepkisini çekiyor.

Netanyahu kendisini var güçleriyle destekleyen Heradilerin ayrıcalıklarını koruyacağını vaat etti. Bu hayatları pahasına savaşan askerleri rahatsız ediyor. Eisenkot hem Heradilerin hem de Arapların askere alınması gerektiğini savundu. Zorla askere alınan insanlar savaşır mı? Savaşsalar bile başarılı olabilirler mi? Heradiler için askerlik yapmak bir Müslüman’ın domuz yemesinden daha kötü bir eylem. Araplar Tel Aviv istiyor diye Gazze’deki, Batı Şeria’daki kardeşlerini öldürürler mi?

Seçimlerde İsrail halkı büyük bir fırsatı heba etti. İsrail İran’da zafer kazansa ve rejimi devirse bile iflah olmaz. Yalnızlaşmaya ve yalnızlaştıkça fukaralaşmaya mahkumlar. İsrail’in Koçu diyebileceğimiz, Dünya Yahudi Kongresinin başkanlığını 20 yıldır yürüten ve 4,7 milyar dolarlık serveti olan Ronald Steven Louder malını, mülkünü sattı ve ABD’ye yerleşti. Louder geçmişte Netanyahu’nun ateşli bir destekçisiydi. Bu sadece bir örnek. Yarım milyon Yahudi terk etti İsrail’i.

Ticaret hacmi azalan, ambargolar altında yaşayan, Amerika’nın ve Avrupa’nın desteğini ve himayesini kaybeden İsrail tükenecektir.

Bu Yazıyı Paylaş