Köşe Yazısı

Savunma sanayi diplomasisi

Alparslan Türkoğlu
Alparslan Türkoğlu
5 dk Sesli Dinle 0

90’lı yıllarda enerji tüketiminin artması ve nakil hatlarının yaygınlaşması üzerine, ayrı ayrı kullandığımız iki kelime, beraber kullanılmaya başlandı: Enerji diplomasisi. Diplomasi, dışişleri bakanlıklarının göreviydi. Ülkelerin enerji politikalarını enerji bakanlıkları yürütürdü. ‘’Enerji diplomasisiyse’’ iki bakanlığın hatta zaman zaman ulaştırma bakanlığının da katılımıyla yürütülen, çok boyutlu ve son derece dinamik bir süreç.

Türkiye enerji diplomasinde başı çeken ülkelerden biri oldu. Zira Ankara, Demirel’in geliştirdiği ve 1976’da devreye alınan Kerkük-Yumurtalık Petrol Nakil Hattı nedeniyle konu hakkında bilgili ve deneyimliydi. Rus gazını Karadeniz’in altından Anadolu’ya getiren Mavi Akım 1990’larda, Türkeş ve Demirel’in ortaya attığı Bakü-Ceyhan 2000’lerde hayata geçirildi.

Ak Parti döneminde Bakü-Ceyhan dışında Türk Akımı, TANAP, TAP, İran–Türkiye ve Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Nakil Hatları inşa edildi. SWAPP yöntemiyle Türkmen gazı İran nakil hattına ve Kazak petrolü Bakü-Ceyhan’a bağlandı. Bunlar dışında bir kısmı halen takip edilen bir kısmı sonuçsuz kalan yirmiden fazla proje geliştirildi.

Hürmüz ve Babülmendep boğazlarının kapatılabildiklerinin tecrübe edilmesi, Körfez’de çıkarılan petrol ve gazın başka güzergahlardan taşınmasını gündeme getirdi. Hazar enerji kaynaklarının önemi arttı. Bu gelişmeler nedeniyle, bilhassa Ortadoğu’da enerji diplomasisi daha da önem kazanacak.

Son yıllarda silah teknolojisinde meydana gelen devrim niteliğindeki yenilikler ve savaşların yaygınlaşması, enerji diplomasisinden sonra savunma sanayi diplomasisinin doğmasına yol açtı. Henüz literatüre girmemiş olsa da devletler bu alanda da diplomasi yürütüyorlar. Savunma sanayi diplomasisi ifadesini belki ilk kez duydunuz, emin olun gelecekte çok duyacaksınız.

Zira savunma sanayi de aynı enerji gibi hayati önemde. Aynı enerji gibi ticari ilişkiyi başlatmak yıllar sürüyor. Yüzlerce sorunu çözmek gerekiyor. Ama ilişki başladıktan sonra, savaş ve işgal gibi olağanüstü durumlar olmazsa, kolay kolay bozulmuyor. Mesela Bakü-Ceyhan 1990’larda ortaya atıldı. 2005’te açıldı. 20 yıldan uzun süredir sorunsuz çalışıyor. Kerkük hattı elli yıl önce açıldı. Savaş ve işgal nedeniyle devre dışı kaldığı dönemler olsa da halen petrol taşıyor. Mavi Akım ve Türk Akımı hatları, Rusya’yla en sorunlu olduğumuz dönemde, bir gün bile kapanmadı.

Savunma sanayinde de ilişkiyi başlatmak zor oluyor, zaman alıyor. Ama ilişki başladıktan sonra yıllarca sürüyor. Türkiye İkinci Dünya Savaşından sonra Batı Blokuna katıldı. 1946 ‘dan S-400’leri aldığımız 2017’ye kadar silahlarımızı ya Batı ülkelerinden temin ettik ya da ürettik. 1946’da eski model silahların hibe edilmesiyle başlayan ilişki, F-16 fabrikası kurarak yüzlerce uçak ürettiğimiz seviyeye yükseldi. F-35 projesine ortak olduk.

Batı ile ters düştüğümüzde, bize bedeli mukabilinde almak istediğimiz Patriyotları vermediler. 30 yıldır uçak üreten F-16 fabrikamızın lisansını uzatmadılar. Patriyotları alamadığımız için S-400 alınca yaptırımlarla karşı karşıya kaldık. F-35 projesinden çıkarıldık. Parasını yatırdığımız uçakları alamadık. Savunma sanayinde devam etmekte olan projelerimizin çoğu kilitlendi. Dile kolay Altay tanklarında tam on yıl kaybettik. Yani ilişkiler bozulduğunda bedeli ağır oluyor.

Kötü komşu insanı mal sahibi yaparmış. Bu gelişme savunma sanayine daha fazla ağırlık vermemizi sağladı. Aşağıda yıllara göre savunma sanayi ihracatımız var. 2026 yılının ilk dokuz ayında imzalanan anlaşma tutarı 20 milyar doları geçti.

. 2020: 2,3 milyar dolar

  • 2021: 3,2 milyar dolar

  • 2022: 4,4 milyar dolar

  • 2023: 5,5 milyar dolar

  • 2024: 7,2 milyar dolar

  • 2025: 10,6 milyar dolar

Küçük rakamları büyütmek kolay, büyük rakamları daha da büyütmek zordur. Bununla beraber savunma sanayinde doğru hamleleri yapabilirsek, yani başarılı diplomasi yürütebilirsek, 2030 yılında 100 milyar doları yakalayabiliriz. Şartlar buna müsait.

Devletler, savaşlar nedeniyle savunmaya ayırdıkları bütçeleri arttırdılar. Ukrayna ve İran savaşları nedeniyle en büyük silah üreticileri olan ABD, AB, Rusya ve Çin’in depoları boşaldı. Bu devletler önce kendi depolarını dolduracaklar. Ukrayna, İsrail, İran ve Husilere silah vermeye devam edecekler. Bunlar olduktan sonra sıra müşterilere gelecek. Körfez devletleri, ABD’ye bel bağlamanın ne kadar yanlış ve riskli olduğunu yaşayarak tecrübe ettiler.

Piyasadaki boşluğu biz doldurabiliriz. Ürünlerimiz kaliteli. Fiyatlarımız uygun. Rakiplerimize göre hızlı üretim yapabildiğimizden yakın teslim tarihleri verebiliyoruz. 3-4 yıl öncesine kadar sadece insansız hava araçlarında iddialıydık. Şimdi gemiler, füzeler, zırhlı araçlar ve insansız deniz araçlarında da belli başlı üreticilerdeniz. Uçaklar ve füzesavarlar dışındaki kategorilerin tamamında iddialıyız.

Handikabımız bugüne kadar tesis edilen ilişkileri aşmanın zor olması. Mekke Anlaşmasını ve Bedir Zaptını imzalamamızın başlıca hedeflerinden birinin, savunma sanayimizin önünü açmak olduğunu düşünüyorum. Mekke anlaşmasının üçüncü maddesi ve Bedir Zaptının aşağı yukarı tamamı savunma sanayiyle ilgili.

Bu anlaşmalarla Suudi Arabistan ve Katar’a olan ihracatımız katlanarak artacak. Şirketlerimiz Körfez şirketleriyle anlaşmalar yaparak ve ortaklıklar kurarak finansman sorunlarını çözecekler. Konjonktür müsaitken hızlı büyüyeceğiz. Yeni pazarlara gireceğiz.

Bedir Zaptına imza koyan Endonezya, 48 adet Kaan almak üzere 10 milyar dolar tutarında anlaşma imzaladı. Kaan’la ilgilenen ülke sayısı ondan fazla. Ama sadece Endonezya, Türkiye’ye güvenerek, henüz deneme aşamasındaki Kaan almak için sipariş verdi.

Pakistan’ın her iki anlaşmada da yer alması sinerji yaratacak. Zira onların zayıf olduğu kategorilerde bir başarılıyız bizim geri kaldığımız segmentlerde Pakistan kuvvetli. Biz Batı, Pakistan Çin teknolojisine sahip. Pakistan’ın nükleer silahları olması tek başına büyük kazanım.

Yakında Almanya’nın Yıldırımhan’a ortak ve müşteri olduğunu duyarsanız şaşırmayın. Zira Almanların karadan atılan uzun menzilli hipersonik füzeleri yok. Geliştirmeleri yıllar alacağından Yıldırımhan’a katılmaya istekliler. Ankara bu ortaklığa, Almanların yüksek teknolojisinden ve finansman olanaklarından faydalanacağımızdan ötürü sıcak bakıyor.

Tayyip Beyin Kore seyahatinin iki öncelikli amacı var. Birincisi geçen yıl anlaşması imzalanmasına rağmen hala adım atılamayan nükleer reaktör işini hareketlendirmek. İkincisi Altay tanklarında tesis edilen ortaklığı geliştirmek. Altay tanklarının motorlarını Kore’den temin ediyoruz. Ordu teslim edilen tankların performansından memnun. Bu nedenle motorların Türkiye’de lisansla üretilmesi, uçak ve zırhlı araç motorlarında da iş birliği yapılması planlanıyor. Savunma sanayi diplomasisine hoş geldiniz…

Bu Yazıyı Paylaş