Köşe Yazısı

Avrupa’nın Gerçek Fikri Ne?

Alparslan Türkoğlu
Alparslan Türkoğlu
4 dk Sesli Dinle 0

Avrupa Komisyonu Başkanı yani AB’nin Başbakanı Ursula von der Leyen son konuşmasında ‘’Avrupa’yı tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk ve Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz’’ dedi. Leyen patavatsız, aklına geleni söyleyen bir siyasetçi değil. Aksine çok dikkatli konuşan, başarılı ve bulunduğu yere dişiyle tırnağıyla mücadele ederek gelmiş biri. Merkel ekolünden. Leyen’in önümüzdeki dönemde Almanya cumhurbaşkanı olacağını tahmin ediyorum.

Elbette tek Avrupa yok. Bütün Avrupalıların hepsi Leyen’le aynı fikirde değil. Hatta Leyen’den farklı düşünenlerin sayısı giderek artıyor. Bu tespitler doğru ama bu beyanatı veren, Avrupa’nın bir numaralı koltuğunda oturuyor. Görmezden geleceğimiz ya da önemsemeyeceğimiz bir siyasetçi değil.

Leyen’in Türk derken Türk devletlerini değil Türkiye’yi kastettiğini düşünüyorum. Zira Leyen otuz yıldır AB’nin doğuya doğru genişlemesi gerektiğini savunuyor. Leyen, doğuya doğru genişlemeyi, Akdeniz bazlı genişlemeyi savunanlarla mücadele ederek, AB’nin resmi politikası haline getirdi. Azerbaycan ve Türkistan cumhuriyetleriyle imzalanan stratejik ortaklık anlaşmalarının mimarı. Yani Leyen Türklerden değil Türkiye’den rahatsız.

Leyen’in bu sözü sarf ederken kısa vadeli-dar kapsamlı ve uzun vadeli-geniş kapsamlı hedefleri olduğunu düşünüyorum. Ankara’dan gelen tepkilerden sonra, AB Komisyonu Sözcülüğünün, Leyen’in beyanatını tevil etmek için yaptığı açıklamada ‘’Türkiye’nin anılması, özellikle Balkanlar’daki jeopolitik ağırlığının, büyüklüğünün ve hedeflerinin bir yansımasıdır. Herhangi bir ülkeyle kıyaslama amacı taşımamaktadır.’’ ifadesini kullanması görüşümü teyit ediyor.

‘’Kısa vadeli ve dar kapsamlı’’ tanımlamasıyla bende Balkanları kastettim. Bosna Hersek, Arnavutluk, Kosova ve Makedonya AB üyeliğine adaylar. Leyen bu devletlerin AB’ye üye yapılmasını Avrupa’nın tamamlanması olarak görüyor. Bu nedenle bahse konu ülkeleri bir an önce üye yapmayı hedefliyor.

Beyanatıyla iki kesime mesaj veriyor. Aday ülkelere ‘’Türkiye ve AB ile aynı yakınlıkta olamazsınız. AB’ye üye olmak istiyorsanız Ankara’ya biraz mesafe koyun’’ diyor. AB ülkelerine ‘’Aday devletlerin üyeliğini engellerseniz Türkiye’nin ekmeğine yağ sürersiniz. Türkiye daha da güçlenir’’ mesajını veriyor.

AB Rusya ve Türkiye’nin bazı üye devletlerle (Macaristan, Romanya, Bulgaristan) ilişkilerinden de son derece rahatsız. Bu üç devlette ve Sırbistan’la Moldovya’da AB ile Rus taraftarları kıran kırana mücadele ediyorlar. Siyasetçiler tutuklanıyor, ağır cezalara mahkum ediliyor, hapsedilemeyenler siyasetten men ediliyor ve seçimler erteleniyor. Bu beş devletle Türkiye’nin de ilişkileri iyi. Dördünde kalabalık Türk azınlıkları var. Macaristan ise zaten Türk devleti. Beyanatın bu devletlerin idarecilerini de muhatap aldığı muhakkak.

‘’Uzun vadeli ve geniş kapsamlı’’ tanımlamasıyla Kafkasya ve Türkistan’ı kasıt ediyorum. Çin Balkanlarda ve Kafkasya’da çok zayıfken, Türkistan’da son derece etkili. Bu coğrafyadaki sekiz devlet henüz AB üyeliğine aday değiller. Ama AB bu ülkelerin üye olmalarını hedefliyor. Bu ülkelerde dünyanın en büyük ekonomisi olan AB’ye üye olmak istiyorlar.

AB’nin Rusya’yı düşman olarak tanımladığı ve Çin’e soğuk baktığı aşikar. Durup dururken bu tavrın dillendirilmesi anlamlı değil. Leyen’in beyanatında asıl vurgulamak istediği, AB’nin bahse konu coğrafyalarda Türkiye’nin güçlü olmasından ve güçlenmesinden rahatsız olduğu. Türkiye başta gümrük birliği olmak üzere çok sayıda Avrupa platformuna üye olduğundan, çevre ülkelerde AB’nin rakibi olarak görülmüyor. Bilakis Kafkasya ve Türkistan’la Avrupa arasında köprü olarak görülüyor. Hanımefendi beyanatıyla bu düşüncenin yanlış olduğunu ilan ediyor. Muhataplarına hem Türkiye hem de AB olmaz diyor.

Leyen’in beyanatı AB’nin genişleme stratejisini ve takip ettiği politikaları değiştirdiğinin göstergesi. Zira AB Balkanlarda Rusya’ya karşı Türkiye ile iş birliği yapıyordu. Bosna Hersek’te, Kosova’da ve Makedonya’da böyle sonuç alınmıştı. Türkiye, Ukrayna savaşında da denge siyaseti gütmekle birlikte, Batıya yakın durdu.

Avrupa Kafkasya ve Türkistan’a Türkiye ile birlikte nüfus etmeye çalışıyordu. Zira ekonomik olarak bir dev olan AB siyasi ve askeri olarak cüce. Bu coğrafyalarda Türkiye olmadan Çin ve Rusya’nın karşısında varlık gösteremezdi. AB’nin 2024 ve 25 senelerinde Türkistan ve Kafkasya ülkeleriyle imzaladığı stratejik ortaklık anlaşmaları ve tesis edilen iş birliğinin AB’den çok Türkiye’ye yaradığının tespit edilmesi bu politika değişikliğini getirdi.

Bu arada İngiltere ile geçen hafta imzaladığımız stratejik ortaklık çerçeve belgesinin, AB’yi rahatsız etmemiş olması imkansız. Bu belge bugüne kadar bir Batı devletiyle imzaladığımız en ileri düzeyde belge. Avrupalılar ‘’Neden Türkiye İngiltere’yi AB’den daha yakın görüyor?’’ ‘’Nerede yanlış yapıyoruz?’’ sorularına cevap arayacaklarına, bu alanlarda siyasetlerini değiştireceklerine Türkiye’ye tavır koyarak zararlarını büyütüyorlar.

Leyen’in beyanatına Avrupa Konseyinin önceki başkanı Charles Michel’in verdiği yanıt, ki kendisi Türkiye dostudur, Avrupalıların bilinç altının dışa vurumu: ‘’Türkiye NATO’nun temel bir müttefiki, kilit bir göç ortağı, bir enerji koridoru, Avrupa’nın sınırında önemli bir savunma aktörü ve ciddi bir bölgesel güçtür.’’

Michel’de Türkiye’yi eşit ortak ve AB üyesi olarak görmüyor. ‘’Türkiye ile eşit ilişki kurmalıyız.’’ demiyor. ‘’Türkiye olmadan yeteri kadar güçlü olamayız. Türkiye askeri olarak güçlü. Göçmenlerin Avrupa’ya yığılmasını engelliyor. Sınırlarımızı koruyor. Türkiye üzerinden enerji temin edeceğiz. Savunmamızı kuvvetlendireceğiz.’’ diyor. Bizde aynı yaklaşım içinde olmalıyız. Al-ver ilişkisi kurmalıyız AB ile. Pragmatik davranmalıyız. ‘’Avrupalı olacağız. Avrupalı olduğumuzu ispat edeceğiz.’’ yaklaşımını benimsememeliyiz. Zira ne yaparsak yapalım içlerine işlemiş olan korkuyu ve düşmanlığı atmaları, objektif olmaları ve bizi Avrupalı kabul etmeleri imkansız.

Avrupalı iki siyasetçinin ve konuyla ilgili müspet ya da menfi konuşan diğer siyasetçilerin beyanatlarının ortak ve sevindirici noktası, Türkiye’yi, en azından bulunduğu bölgede Çin, Rusya ve AB ayarında görmeleri. 

Bu Yazıyı Paylaş