Köşe Yazısı

Bir Toplum Nasıl Vurulur?  İnanç, Ve İstismar

Serpil Güleçyüz
Serpil Güleçyüz
3 dk Sesli Dinle 0

​Sosyal medyada ya da entelektüel tartışmalarda önümüze sık sık düşen, okunduğu an insanı durup düşünmeye zorlayan o sert cümlelerden biridir: 

Başka bir silah işlemezdi zaten, Türk'ü din ile uyutup vurdular.

​Bu cümle, öylesine söylenmiş bir slogandan çok daha fazlasıdır. 

Türkiye'nin son yüzyılına, siyasi kavgalarına, kırılma noktalarına ve toplumsal hafızasına tutulmuş keskin bir aynadır.

Peki, Türkiye koşullarında bu aynaya baktığımızda gerçekten ne görüyoruz? 

Bir toplumsal gerçeği mi, yoksa bitmek bilmeyen kutuplaşmamızın bir başka tezahürünü mü?

​Bu topraklarda bu cümleyi bir laiklik savunucusuna okursanız, derin bir iç çekerek başını sallayacaktır. 

Çünkü onun hafızasında; Soğuk Savaş yıllarının "Yeşil Kuşak" projeleri, rasyonel düşüncenin önüne set çeken hurafeler, ülkenin en parlak beyinlerinin "din elden gidiyor" çığırtkanlığıyla susturulması ve nihayetinde 15 Temmuz gibi yakın tarihin en karanlık cemaatleşme krizleri vardır.

Bu açıdan bakıldığında din; dış güçlerin veya içerideki statüko avcılarının, toplumu sorgulamaktan, hak aramaktan ve bilimin ışığından uzaklaştırmak için kullandığı bir "uysallaştırma aparatı" olarak görülür.

 "Başka silah işlemezdi" denmesi bundandır; çünkü bu milletin vatanseverlik damarı o kadar güçlüdür ki, onu ancak kutsallarıyla kandırarak cephesini şaşırtabilirsiniz.

​Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. 

Aynı cümleyi muhafazakar bir sosyolojiye dinlettiğinizde, orada bir öfke ya da kırgınlık filizlenir. 

Neden mi? 

Çünkü bu kitle için inanç, bir "uyku ilacı" değil, aksine en uyanık olunan anların motivasyonudur. 

Çanakkale'de mermiye siper olan, İstiklal Harbi'nde "bismillah" diyerek ayağa kalkan ve bu ülkenin çimentosunu oluşturan ruhun ta kendisidir.

Onlar için bu cümle, samimi dindarlığı ve milletin kutsallarını küçümseyen, her kötülüğün faturasını inanca kesmeye çalışan o eski, elitist refleksin bir uzantısıdır.

​Aslında silah olan din değildir,dinin "İstismar" edilmesidir.

​Bugün, 21. yüzyılın Türkiye'sinde artık bu sığ kamplaşmayı aşmak zorundayız. 

Gerçekle yüzleşelim: Bu milleti vuran şey inancın kendisi değildir; inancın, şeffaflıktan uzak, insanların bir araya geldiği her mecliste, bir güç ve ticaret metağı haline getirilmesidir.

​Tarih bize defalarca göstermiştir ki, denetlenmeyen, sorgulanmayan ve aklın süzgecinden geçmeyen her kutsal alan, manipülasyona açık bir zafiyet alanına dönüşür.

Din, insanı ahlaken yükseltmek ve vicdanını diri tutmak için vardır; siyasi gelecek kapılarını açmak, liyakatsizliği örtbas etmek ya da kitleleri körü körüne birilerine itaat ettirmek için değil. 

Eğer toplum olarak dini, ahlakın ve adaletin özü olarak değil de sadece bir kimlik koruması ve uyuşma aracı olarak yaşarsak, evet, birileri bizi o kutsalla vurmaya devam eder.

Artık uyanma vakti.

​Sonuç olarak; Türkiye'nin ihtiyacı olan şey inançla kavga etmek değil, inancı kirleten mekanizmaları tasfiye etmektir.

​Bu ülkeyi gerçekten korumak ve o gizli "silahları" işlevsiz kılmak istiyorsak; dogmaları değil eleştirel düşünceyi merkeze alan güçlü bir eğitim sistemini, cemaat ilişkilerini değil liyakati esas alan bir devlet yapısını inşa etmek zorundayız. 

Ancak o zaman ne dindarlık bir tehdit olarak algılanır, ne de din adı altında bu milletin geleceği karartılabilir.

​Uyanmak, inancından vazgeçmek değil; inancını, onu kendi çıkarları için pazarlayanların elinden geri almaktır.

Bu Yazıyı Paylaş