İnadına Kardeşçe Yaşamak
Hangi çiçek diğerine, “Neden sarı açtın?” diye ayıplar?
Hangi kuş, farklı öttüğü için diğerine yasak koyar?
Doğanın muazzam senfonisinde her ses, her renk kendi varlığıyla bütünü tamamlar. Orman, ağaçların farklılığıyla nefes alır; bahçe, çiçeklerinin çeşitliliğiyle güzelleşir.
Farklı kökenler, farklı fikirler, farklı inançlar...
Aynı gökyüzünün altında farklı hikâyeler, farklı yaşanmışlıklar, gelenekler ve farklı hayalleri olan milyonlarca insan... Farklılık bir tehdit değil, hayatın doğal ritmidir.
Aslında sevdiğimiz, üzerine titrediğimiz ülkemiz tam da bu...
Filozof *Voltaire*’e atfedilen şu söz, bu konuda oldukça anlamlıdır:
Söylediklerinize katılmayabilirim ama onları söyleme hakkınızı sonuna kadar savunurum.
Demokratik toplumların özü tam da burada başlar: Kendin gibi olmayanın var olma hakkını kabul etmek.
Bugün dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi bizim ülkemizde de farklılıklar, çoğu zaman kutuplaşmanın malzemesine dönüşebiliyor.
Sorun farklı olmakta değil; farklılığı bir tehdit gibi algılamakta.
Psikolog ve düşünür Erich Fromm insanın en büyük korkularından birinin yalnızlaşmak olduğunu söyler.
Belki de bu yüzden kendimize benzeyeni güvenli, farklı olanı ise riskli görmeye eğilimliyiz.
Ancak olgun toplumlar, korkularını düşman üretmeden yönetebilen toplumlardır.
Birbirimizi anlayabilmenin ilk şartı, herkesi kendimize benzetmeye çalışmaktan vazgeçmektir.
Kabul etmek, onaylamak zorunda olmak değildir.
Aynı düşünmek zorunda da değiliz; ama birbirimizin insanca yaşama hakkını, yaşam alanını, onurunu ve özgürlüğünü koruyabilmeliyiz.
Çünkü nefret, karşısına yine nefret çıktığında küçülmez; tam tersine büyür.
*Martin Luther King Jr. bunu yıllar önce çok net ifade etmişti:
Karanlık karanlığı kovamaz; bunu ancak ışık yapabilir. Nefret nefreti kovamaz; bunu ancak sevgi yapabilir.
Peki; barış, kardeşlik ve sevgiye giden yolda biz nasıl kaybolduk?
Terör ve şiddetin en büyük besini korku ve ayrışmadır.
Teröre, şiddete ve ayrışmaya verilecek en güçlü cevap; birbirimize daha çok benzemek değil, farklılıklarımızla bir arada yaşayabilmeyi öğrenmektir.
Teröre karşı en güçlü yanıt, korkuya teslim olmak değil; inadına kardeşçe yaşamaktır.
Karanlıktan şikâyet edeceğimize bir mum yakmalı, o mumu da "öteki" dediğimiz kardeşimizle el ele tutuşturmalıyız.
Çünkü dünya nefret için çok küçük, sevgi ve kardeşlik için ise sonsuz bir oyun alanıdır.
Aynı gökyüzünün altında, farklı seslerle ama ortak bir vicdanla yaşayabilmek…
Belki de gerçek medeniyet tam da budur.
Nazım 'ın dediği gibi:
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,bir orman gibi kardeşçesine
Yazarın Diğer Yazıları
- Cesaret Özü Korumaktır
- Asıl Hesap, Kul Hakkı
- Tarih Tekerrür Ediyor Ama Biz Hiç Ders Almıyoruz
- Ortak Geleceğimiz: Ayrışma Değil, Birlikte Yaşama İradesi
- Bir Medeniyet Nasıl Yok Edilir?
- Terörsüz Türkiye ve Vicdanın Sınırı
- Hayat, Bitti Sandığımız Yerde Yeniden Başlar
- Çağımızın Hukuk ve Vicdan Testi: Batı Şeria ve Büyüyen İşgal
