İran’ın Mekke İttifakına cevabı
Husilerin Babülmendep Boğazını ablukaya almaları, Türkiye’yi derinden etkileyecek. Zira boğazı kullanan gemilerin büyük çoğunluğu Süveyş Kanalından Akdeniz’e geçiyor. Süveyş’ten Kızıldeniz’e geçen gemilerinde baskın çoğunluğu Babülmendep üzerinden okyanusa bağlanıyor. İskenderun, Mersin, İzmir ve Ceyhan limanları, bu gemilerin bir kısmının ilk veya son durakları. Kısaca Türkiye’nin Uzakdoğu ve Afrika’yla yaptığı ticarette ana güzergahı, Süveyş Kanalı-Kızıldeniz-Babülmendep.
Babülmendep Boğazının kapalı olması ihracatımızın azalmasına ve karlılığımızın düşmesine yol açacak. İthal ürünler pahalanacak. Böylece Hürmüz Boğazının kapatılmasının ekonomimize getirdiği yük katlanacak.
Körfez devletlerinden yüklü hacimde petrol ve gaz almadığımız için, Hürmüz’ün kapatılması ihracatımızı pek etkilememişti. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, enerji fiyatlarındaki artışlar maliyetleri yükseltti. İç piyasada başta akaryakıt olmak üzere her şey pahalandı dolayısıyla halkımızın alım gücü düştü. Maliyetler ve dolayısıyla fiyatlar her yerde, yani rakibimiz olan ülkelerde de arttığından, ihracatımızda ciddi düşüşler olmadı.
Babülmendep ablukası uzun sürerse, iç piyasada fiyatların artmasının yanında ihracatımızda düşecek. Zira sadece Babülmendep Boğazını kullanan ülkelerin maliyetleri artacak. Boğazı kullanmayan ülkelerin maliyetleri artmayacağından, haksız rekabet söz konusu olacak. Dolayısıyla Akdeniz, Karadeniz ve Avrupa ülkeleri ya pazar kaybedecekler ya da daha düşük karlarla çalışmaya razı olacaklar. Uzakdoğu, Afrika ve Amerika ülkeleri ya pazar paylarını yükseltecekler ya da karlılıklarını artıracaklar.
Türkiye’nin kanatları altına aldığı Suriye, Libya, Somali ve Sudan’da ticaretlerini bu boğaz üzerinden yapıyorlar. Henüz ayağa kalkmış ve ekonomilerini toparlamaya yeni başlamış olan bu ülkeler, boğazın kapatılmasını kaldıramazlar. Somali ile irtibatımızı Babülmendep üzerinden sağlıyoruz. Boğazın kapalı kalması bu ülkelerle ilgili planlarımızı akamete uğratır.
İran Hürmüz Boğazını kapatmakta haklıydı. Barış görüşmeleri devam ederken saldırıya uğramıştı. Husiler ise boğazı saldırıya uğradıkları için değil, İran’a destek olmak ve uluslararası ekonomiyi çökertmek için kapattılar.
Süreç şöyle gelişti: Husiler Suudi Arabistan’a füze saldırılarında bulundu. Suudiler Yemen’i bombaladılar. Haşdi Şabi Suudi Arabistan’a yüzlerce füze fırlattı. ABD ve Suudiler Irak’taki Haşdi Şabiye ait hedefleri bombaladılar. Bunlardan sonra Husiler, Babülmendeb’i kapatarak Suudi Arabistan’ı ablukaya aldılar.
Suudiler akıllı bir hamle yaparak boğazı açmak için kurulacak uluslararası askeri güce katılmak üzere elli civarında ülkeye davet gönderdiler. Türkiye’nin boğazın diplomasi yoluyla açılması için elinden geleni yapacağını, ısrarlı girişimlerde bulunacağını, sonuç alınamazsa askeri güce katılacağını düşünüyorum.
Mekke Anlaşması imzalandığında vaziyet buydu. Anlaşmanın ilk muhatabı İsrail’se ikinci muhatabı İran. Üç devlet İran’a ‘’Barış için elimizden geleni yaptık. Ama şartları sürekli değiştirmeniz ve yeni taleplerde bulunmanız nedeniyle sonuç alamadık. Boğazları kafanıza göre kapatamazsınız. Gözünüze kestirdiğiniz ülkeye siz veya müttefikleriniz saldıramazsınız’’ mesajını verdi.
Üç devlet uzun süredir ittifak kurmaya çalışıyorlar. Alelacele hazırlanmış ve imzalanmış bir metin söz konusu değil. Ama anlaşmanın imzalanması bu gelişmeler üzerine öne alındı. İmzaların, saldırıya uğrayan Suudi Arabistan’ın kutsal Mekke şehrinde, cuma günü atılması da mesaj niteliğinde.
İran cumartesi günü yayınladığı bildiriyle Mekke Anlaşmasına cevap verdi. Müttefiklerine yapılan operasyonlar durdurulmadan barış anlaşması olmayacağını deklere etti. Hürmüz’ü açmak için yeni taleplerde bulundu. İranlı siyasetçiler Suudilere hitaben ‘’İmzaladığınız kağıtlar size güvenlik sağlamaz’’ mealinde açıklamalarda bulundular. Tahran sürekli el yükseltiyor. Husiler Tahran onay vermeden adım atmazlar. Dolayısıyla ileri sürülen şartlar yerine getirilmeden Babülmendeb’i açmazlar.
Tahran’ın anlaşmayla koruma altına almak istedikleri müttefikleri: Husiler, Haşdi Şabi ve Hizbullah. Buna göre Lübnan, Irak ve Yemen’deki fiili durum kabullenilecek. Şii Hilali artık dokunulmayacağından varlığını koruyacak hatta güçlenecek. Yani Husiler istedikleri zaman Babülmendeb’i kapatabilecekler.
Kalkınma Yolu, Kerkük ve Basra petrollerinin çıkarılması ve Akdeniz ile Avrupa’ya ulaştırılması gibi, Türkiye ve Irak açısından hayati derecede önemli olan projelerin gerçekleştirilmesi, İran’ın insafına kalacak. Tahran işine geldiğinde Hizbullah üzerinden Lübnan ve Suriye’yi istikrarsızlaştırabilecek.
İran istiyor ki insanlığın boynuna tasma taksın. Bu tasmayı istediği zaman gevşetsin, istediği zaman sıksın. İnsanlarda buna razı olsun. Boğazların kapatılmasına veya şimdi açılsa bile İran istediğinde kapatabilmesine dünya razı olmaz. Irak, Lübnan ve Yemen’i İran’a bırakmayı Ankara, Riyad, Kahire ve İslamabad ulusal çıkarları gereği kabul edemezler. Türkiye, Pakistan ve Arabistan anlaşma imzalayarak ve İran imza tarihinin ertesi günü bildiri yayımlayarak tavırlarını ilan ettiler. Önümüzde sert, zaman zaman çatışmaların ve bombardımanların yaşanacağı bir pazarlık süreci var.
İran bu tavrıyla İsrail’e hizmet ediyor. İsrail’in ‘’Savaş rejim devrilene kadar sürmeli. Mollalarla anlaşma olmaz.’’ tezini doğruluyor. Oysa savaştan önce çok daha kötü bir anlaşmaya hazırdılar. İnanılmayacak kadar iyi bir ateşkes anlaşması imzaladılar. Anlaşma uygulansaydı kısa sürede ekonomik darboğazı aşacaklardı.
Hamleleriyle Amerika’ya, Körfez devletlerine ve global ekonomiye zarar veriyorlar ama kendileri de büyük zarar görüyorlar. Tahran’ın boğazları kapatması, anlaşmak için yüksek geçiş ücretleri istemesi ve uranyumu zenginleştirmekte ısrar etmesi, İran’a karşı çok geniş ve güçlü bir koalisyonun kurulmasıyla sonuçlanacak.
Tahran görüşmelerde Hizbullah’ın siyasi parti olarak daha güçlü olmasını sağlayacak tavizler alabilirdi. Hizbullah zaten iktidara ortak. Kabinede bakanları, parlamentoda milletvekilleri var. Yemende geçmişte olduğu gibi Sünnilerle Zeydilerin iktidarı bölüşeceği bir yapı oluşturulabilirdi. Bu olmuyorsa ülke ikiye bölünebilirdi. Sürüyle partisi, milletvekilleri ve bakanları olan Haşdi Şabiye ilave imkanlar sağlanabilirdi. Ortadoğu’da bölge ülkelerinin güçlendiği ve dış güçlerin silikleştiği bir düzen kurulabilirdi.
Rejimin bu yolu tercih etmeyerek, halkına ihanet etme pahasına, savaşa dönüşecek gerilimleri sürdürmesinin kendi kararı olduğunu sanmıyorum. Bu politika Rusya ve Çin ile müzakere edilerek oluşturulmuştur. Zira İran Çin ve Rusya’dan silah, mühimmat ve temel ihtiyaç maddeleri temin ediyor. Rusya savaşın sürmesini ister. Zira petrol ve gazını yüksek fiyattan satmaya devam edecek. Savaş kesin olarak bittiğinde Rusya’ya uygulanan yaptırımların ağırlaştırılacağının farkında Moskova. Pekin Amerika’nın, Irak ve Afganistan’da da olduğu gibi, batağa saplanmasından memnun. Savaşın uzaması lehine. Zira düşmanları zayıflıyor.
Ankara bütün imkanlarını seferber ederek barışın tesisini sağlamalı. Barış Türkiye’nin, bölgenin, İran’ın, Batının ve dünyanın lehine. İsrail, Çin ve Rusya’nın aleyhine. Barış sağlanamazsa savaşa dahil olmamak için elden gelen yapılmalı. Zira savaşın gerçek kazananları katılmayan devletler olacak.
