Köşe Yazısı

İran rejimi ne yapıyor?

Alparslan Türkoğlu
Alparslan Türkoğlu
4 dk Sesli Dinle 0

Geçen hafta pazartesi gecesi iki Amerikan gemisi, Hürmüz Boğazının Umman’a ait karasularından geçerken İran füzeleriyle vuruldu. Boğaz deyince aklınıza İstanbul veya Çanakkale boğazları gelmesin. İstanbul boğazının genişliği 700 ile 3600, Çanakkale boğazının ise 1250 ile 7400 metre arasında. Hürmüz’ün ise en dar yeri 33000, en geniş yeri 97000 metre. Yani Hürmüz İstanbul’dan 45 ile 30 kat daha geniş.

Gemiler İran’ın karasularından veya uluslararası karasulardan değil Umman’a ait sulardan geçiyor. Yani İran’ın ateş açmasını gerektirecek bir ihlal yok. Kaldı ki İran, ateşkes anlaşmasına göre,gemilerin serbest geçişlerine izin verecekti. Amerika’da ablukayı kaldıracaktı. Anlaşma imzalandıktan sonra ufak tefek ihlaller dışında uygulamada bu minvaldeydi.

Ama Devrim Muhafızları, NATO Zirvesinin başlayacağı günün gecesinde hem de Umman sularından geçen Amerikan gemilerine ateş açıyorlar. Devrim Muhafızları ifadesini özellikle tercih ettim zira bu eylem emirle mi yapıldı yoksa hükümete yapılan bir emri vaki mi, bilmek mümkün değil. 

İran çok avantajlı bir ateşkes anlaşması imzalamışken devrim muhafızları neden bunu yaptılar? Bu sorunun makul ve mantıklı bir cevabı yok. İdeolojik organizasyonlar-örgüt, parti veya devlet olmaları fark etmez- makul davranmazlar. Yöneticiler, ideolojilerin esiri haline gelen akıllarını, kullanmazlar. Daha doğrusu kullanamazlar. Sorunun cevabı ‘’Hürmüz’den geçen gemilerden para almak için’’ olsa da bunun muhatapların hiçbiri tarafından kabul edilmeyeceği ortada. 

Anlaşmayla İran’ın petrol ve gaz ihraç etmesi serbest bırakılmış. Yaptırımlar kalkmış. Yurtdışında dondurulmuş varlıkların etap etap serbest bırakılmasında anlaşılmış. Katar ve BAE bu varlıklara binaen, taraflar zamanlama konusunda anlaşamadıklarından, savaş dursun diye uçaklarla İran’a para göndermişler. Körfez Devletleri 300 milyar dolar tutarında yatırım yapmayı ve/veya kredi açmayı kabul etmişler. 

Bunlara karşı İran, zaten savaştan öncede açık olan Hürmüz’ü trafiğe açmayı kabul etmiş. Nükleer silahlarla ilgili görüşmelerin sürdürülmesinde anlaşılmış. Rejim ayakta kalmış. Füze programının kısıtlanmasıyla ve silahlanmayla ilgili talepler gündemden düşmüş. İsrail’in Lübnan’ı bombalaması engellenmiş.

Üstüne üstlük fakirleşen, işini kaybeden, evi, tarlası, dükkanı, atölyesi ve okulu hasar gören elektriğe, suya, gaza hasret kalan milyonların savaşa değil barışa, kalkınmaya ve refaha ihtiyacı varken ateşkesin sonu olacağı belli olan bir saldırıyı neden yapar İranlılar? 

Eğer İran’ı halklarına önem veren insanlar yönetseydi ya da idarecilerin en azından ideolojik bağnazlıkları olmasaydı bu saldırı olmazdı. Ama siyasal İslamcılığın bir başka versiyonu olan siyasal Şiilik halka önem vermez. Önemli olan dünyayı Mehdinin gelmesine hazırlamaktır. Herkesi Şii yapmaktır. Halkın sıkıntı çekmesi iyidir zira ahirette çektikleri ezanın karşılığında büyük mükafatlar elde ederler. Gençlerin ölmesi de iyidir çünkü şehitler direk cennete giderler. Dünyanın sıkıntılarından ve ağır imtihanlardan kurtulurlar. 

Bu savaşın sorumlusu ABD ve İsrail. Bu tartışılmaz. Barış görüşmeleri sürerken ve anlaşmaya yakınken İran’a saldırdılar.İran halkı nefsi müdafaa yaptı ve zafer kazandı. Ateşkes anlaşması hem bu zaferin hem de kasımda seçimlere girecek olan Trump’ın barış istediğinin ispatı. Yoksa ABD bu kadar taviz vermezdi.

‘’ABD barış istiyorduysa neden saldırdı?’’ sorusu gelecektir akıllara. Netanyahu Trump’ı İran halkının rejimi deviremeye hazır olduğuna, saldırılar başlar başlamaz milyonların sokaklara döküleceğine ve 4-5 gün sürecek bombardımanın rejimin devrilmesine yeteceğine ikna etti. İlaveten İran’ın Hürmüz’ü kapatacağını ve Körfez ülkelerine saldıracağını hiç kimse öngörmedi. 

ABD, hızlı ve kolay bir zafer kazandıktan sonra Venezüella’da yaptığını yaparak İran’ın gaz, petrol ve madenlerine el koyacaktı. Gelin görün ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Savaş uzadı. Maliyetler arttı. Petrol, gaz, gübre ve maden fiyatlarının fırlaması global ekonomiyi alt üst etti. Trump bu gelişmeler üzerine İsrail’e rağmen barışa yönelerek ateşkesi imzaladı. İran’ın saldırıları olmasaydı barışı asla bozmazdı. 

Öyle ki ateşkesten sonra devrim muhafızlarının Kürt örgütlerini ezmesine, arka arkaya operasyonlar düzenlemesine bile, PJAK ve PYD’nin yardım çağrılarına rağmen, ses çıkarmadı. Ama 32 devlet reisiyle bir araya gelmesinden hemen önce Amerikan bayrağı taşıyan gemilere yapılan saldırıyı nasıl görmezden gelsin? 

İran ABD’yi tartmak yani tepkisini ölçmek için bir saldırı düzenleydiyse ki baskın ihtimal budur, savaş kısa süre sonra yatışır. Devrim Muhafızları seçim öncesinde Trump’ın savaşa gidemeyeceğini, seçimleri kaybetme riskini alamayacağını saldırıları sineye çekeceğini ve böylece Hürmüz’de kontrolü sağlayacaklarını düşünmüş olabilirler. Yok Hürmüz’de denetimi sağlamakta kararlıysalar ki bu düşük ihtimaldir, savaş sürer. Ama bu durumda Devrim Muhafızları karşılarında sadece ABD’yi bulmazlar. Dünya onlara karşı birleşir.

Tahran ABD’nin kara harekatı yapamayacağına ve kara harekatı olmadan rejimin devrilmeyeceğine güveniyor. Kara harekatı olmaz ama zaten aldığı hasarın ucu bucağı belli olmayan İran ekonomik olarak çöker. Altyapısı yok olur. Toparlanma ihtimali kalmaz. 3,5 yıl içinde halk ayaklanması mukadder olur.

Bu saldırılar rejimin akıllanmadığını ve ülkeye yıkıma götüren siyasetleri sürdüreceğini gösteriyor. Bir tarafta İsrail karşısında İran, Ortadoğu’ya istikrar gelmesini engelleyecekler. Oysa büyük devletler ve bölgesel güçler Ortadoğu’da emniyetin, istikrarın ve refahın sağlanmasında anlaştılar. Bu mutabakata uymayan Netanyahu’da İran rejimi de eninde sonunda tasfiye edilecektir.

Bu savaş kısa vadede aleyhimize olsa da orta ve uzun vadede lehimize. Körfez ülkeleri bütün yumurtaları Hürmüz sepetine koymanın ne kadar büyük bir yanlış olduğunu her gün biraz daha fazla idrak ediyorlar. İran, ABD ve İsrail’e, dolayısıyla bu devletlerin imzaladığı anlaşmalara güvenilmeyeceğini görüyorlar. Kalkınma yolu ve Körfezi Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak olan enerji projelerini güçlendirecek bu gelişmeler. Körfez devletleri Türkiye’ye yönelecekler.

Bu Yazıyı Paylaş