İsrail ne kazandı ne kaybetti?
Savaşın en büyük kaybedeni İsrail oldu. Zira Tel Aviv’in Orta Doğu tasavvuru çöktü. Hiç savaşmasalardı İran daha fazla taviz vermeye hazırdı. Daha da önemlisi İran, Hürmüz’ü kapatabileceğini netleştirmiş olmayacaktı.
‘’Hürmüz’ü kapatalım’’ fikri Irak savaşından beri radikaller tarafından zaman zaman gündeme getirilir ama itibar görmezdi. Genel kanaat Hürmüz’ün kapatılamayacağı, kapatılsa da bunun ‘’İran’ın dünyayı topyekun karşına alması’’ anlamına geleceğiydi. Hürmüz savaş olmadan kapatılsaydı sonuç bu olurdu. Ama ağır bombardıman altında olan ve devrilme riskiyle karşı karşıya olduğundan kaybedeceği bir şey olmayan rejim, Hürmüz’ü kapattı ve istediği sonuca ulaştı.
7 Ekim saldırılarından beri her şey İsrail’in istediği gibi gidiyordu. Öyle ki insan ‘’Bu saldırıları İsrail mi yaptırdı?’’ veya ‘’İsrail bu saldırılara, mukabele hakkı doğsun diye göz mü yumdu?’’ diye sormadan edemiyor. Bu saldırıdan bir gün önce İran gücünün ve etkisinin zirvesindeydi. 7 Ekim’den sonra her şey değişti. HAMAS Gazze’yi kaybetti. Silahlarını bırakmaya razı oldu. Suriye kaybedildi. Hizbullah, silahlı kanadının Lübnan ordusuna katılmasını ve sivil kanadın siyasi parti olarak devam etmesini kabul etti. Haşdi Şabi Irak ordusuna katılmayı kabul etti. Husiler kontrol ettikleri bölgelerin bir kısmını kaybetti.
Şii Hilalinin erimeye başladığına dolayısıyla sıranın İran’a geldiğine kani olan İsrail, 2025 yılının haziran ayında İran’a saldırdı. İstediği sonucu alamayınca yani saldırılardan sonra halk ayaklanıp rejimi devirmeyince, ABD’yi saldırıya katılmaya zorladı. Sızan konuşmalara göre Amerika’yı nükleer silah kullanmakla tehdit etti. ABD nükleer tesislere sınırlı bir saldırı düzenledi. İran ve uzantılarının misliyle mukabele etmemeleri, Tel Aviv’de zayıf oldukları kanaatini oluşturdu.
Venezüella’da kazanılan kolay başarı, ocak ayında İran’da ülke sathına yayılarak günlerce süren ve zorlukla bastırılan halk ayaklanması, İran rejiminin kolay devrileceği izlenimini doğurdu. 3-4 günlük yoğun bombardımandan sonra halk ayaklanacak, azınlıklara dayanan örgütler orduya saldıracak ve rejim devrilecekti. Böylece ABD İsrail’e dikensiz gül bahçesi bırakarak Pasifiğe yönelecekti.
Ne Hürmüz’ün kapatılmasını bekliyorlardı ne de Körfez devletlerine saldırılmasını ne de İsrail’in yerle bir edilmesini. Beklememeleri normaldi zira haziranda bunlar olmadı. Ama bu sefer beklenmeyen oldu ve müttefikler hiç beklemedikleri ağır bir tabloyla karşı karşıya kaldılar.
Gelelim bundan sonrasına. Gazze’de başlayan sürecin yarım kalacağını düşünmüyorum. Sancılıda olsa HAMAS silahsızlanacaktır. İsrail Gazze’yi ilhak edemeyecek. HAMAS yerine daha geniş coğrafyaya yayılan daha küçük onlarca örgütün kurulduğunu ve İsrail’e kök söktürdüklerini göreceğiz. Zira zulüm bitmeden direniş bitmez.
İsrail Lübnan’daki işgalini sürdüremeyecek. Batı medyasına göre İsrail ordusu Lübnan’da çok kayıp veriyor. Vur-kaç saldırılarına maruz kalıyor. İsrail’in Lübnan’a verdiği kadar olmasa da Hizbullah füzeleri de büyük hasara ve zayiata yol açıyor. Hizbullah yeni durumdan sonra orduya katılmamak için ayak sürüyecektir. İran desteklediği müddetçe Hizbullah, Haşdi Şabi ve Husiler tasfiye edilemez, silahsızlandırılamaz. İsrail İran ve uzantılarıyla yaşamaya alışmak zorunda.
Körfez Savaşı İsrail’in İMES projesini bitirdi. Hindistan’dan Dubai’ye gelecek gemilerin Hürmüz’ü kullanmak zorunda olmaları, bu projeyi yatırım yapılamaz noktaya getiriyor. Bırakın İMES’i Körfez devletleri hatta İran Hürmüz’e alternatif enerji ve mal nakil güzergahları oluşturacaklardır. Hürmüz daha önce kapatılmamıştı. Bu nedenle Körfez ülkeleri Hürmüz’ün alternatiflerini oluşturmadılar. Artık aynı hataya düşmezler.
Önümüzdeki on yılda ondan fazla enerji nakil hattının yapıldığını göreceğiz. Bu hatların biri bile İsrail’de son bulmayacak. Zira İsrail’in Körfez ülkeleri nezdindeki imajı yerle bir oldu. Asla güvenilmeyecek bir devlet olduğu netleşti. Bundan sonra BAE dışındaki Körfez ülkelerinin İsrail’le ilişkileri yasak savmak kabilinden olacak. Yani İMES’le birlikte İbrahim anlaşmaları da işlevini yitirecek. (BAE’nin de çıban başı olmaktan vaz geçeceğini, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’a yakınlaşacağını ve İran’la ilişkilerini geliştireceğini düşünüyorum.)
Irak-Türkiye-Avrupa, Irak-Türkiye-Ceyhan, Suudi Arabistan-Kızıldeniz, Suudi Arabistan-Ürdün Akabe-Kızıldeniz, Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye Tartus ve Hürmüz’ü karadan bypass edecek olan Umman nakil hatları hayata geçirilecektir. Bu hatların devreye alınması, İsrail ve İran dışındaki Ortadoğu devletlerinin ekonomik olarak bütünleşmesi yani İsrail’in ağırlığını kaybetmesi demek.
İsrail’in bir diğer kaybı uluslararası kamuoyundaki mazlum imajının zalim imajıyla değişmesi oldu. Avrupa ve Amerika’da Yahudilere sempati besleyen ahalinin ekseriyeti İsrail’in aleyhine döndü. İsrail saldırgan siyasetini terk etmediği takdirde giderek yalnızlaşacak. Düşünün ABD Başkan Yardımcısı İsrail’i yönetenlere medya vasıtasıyla seslendi: ‘’Size düşman olmayan bir tane devlet başkanı var: Trump. Siz ne yapıyorsunuz? Aklınızı başınıza alın’’ İsrail’in yeni imajını değiştirmesi on yıllar alacak, dolayısıyla maliyeti ağır olacak.
Son otuz ayda eğitimli ve varlıklı altı yüz binden fazla Yahudi Batı ülkelerine göçtü. Bu göç İsrail’in beşeri ve ekonomik olarak zayıflaması demek. İsrail ve Filistin bir bütün olarak değerlendirildiğinde Arapların nüfusu Yahudileri yakaladı. Ülkede yatırımlar durmuş gibi. Şirketler yatırımlarını ülke dışına yönlendiriyor. Yahudiler Avrupa ve Amerika’da gayrimenkul alıyorlar. İş kuruyorlar.
Savaş Demir Kubbe efsanesinin de sonu oldu. İran ve ortaklarının Demir Kubbeyi aşacak formüller bulduğu, füze ve dronlar ürettiği anlaşıldı. İsraillilerin hükümetlerine, güvenlik sistemlerine ve ordularına olan güvenleri sarsıldı. Kara harekatı yapılmamış olmasına rağmen savaşın ortasında Genelkurmay Başkanı ordunun çökmek üzere olduğunu açıkladı. Zorunlu askerlik süresinin uzatılmasına, yedeklerin askere çağırılmasına ve askerlikten muaf tutulan kesimlerin muafiyetlerinin askıya alınmasına rağmen, sorun çözülemedi.
İsrail’in bu açık mağlubiyeti içine sindirmesi zor. Saldırganlığını sürdürmesi daha da zor zira o taktirde ABD’yi ve bölge devletlerinin tamamını karşısına alacak. Muhtemelen 2005-2023 arasında takip ettiği siyasete dönerek pervasızlıktan vazgeçecektir. Yeni dönemde İsrail’in en büyük dezavantajı vekil güçlerinin olmaması olacak. İran’ın vekil güçleri daha etkili olacaklar. Kaldı ki İran’la irtibatı olmayan bir sürü örgütte İsrail düşmanı.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Ahmet KALAYCI
Güzel ve doğru bir değerlendirme olmuş. Gönlünüz, kaleminiz ve ufkunuz açık olsun. Selam ve sevgiyle...
