Merkezlerin güçlendirilmesi
BOP’a göre terörün, iç savaşların, yolsuzlukların, yoksulluğun, savaşların ve göçlerin nedeni diktatörlüklerdi. Başında ister bir diktatör olsun isterse kral, demokratik olmayan yani halka dayanmayan rejimler, memleketlerini iyi yönetmiyorlardı. İktidarda kalmak için kaynakları orduya, polise ve istihbarat kurumuna aktarıyorlardı. Dayandıkları kitleleri (aşiret, mezhep, etnik grup, din veya asker sınıfı) ve rejimi destekleyenleri zenginleştiriyorlardı. Onlara ayrıcalıklar tanıyorlardı. Rejimlerin dini veya laik olması da sonucu değiştirmiyordu. Ehliyet ve liyakat dikkate alınmıyor, rüşvet ve hırsızlık olağanlaşıyordu.
Bütün bunların neticesinde kötü yönetime bağlı olarak fukaralık ve zulüm, halkların kaderi oluyordu. Bu kaderi değiştirmek isteyenler ya terörist oluyordu ya göçmen ya da isyancı. Söz konusu Ortadoğu olduğunda, bu coğrafyadaki rejimler Batı destekli olduğundan diğer sorunlar yanında Amerikan ve Batı karşıtlığına yol açıyordu.
Beyaz Saray bu sorunu çözmek için rejimlerin ve gerekiyorsa sınırların değişmesi gerektiğine karar verdi. Diktatörleri ve kralları devirmek için ayaklanan kitleler desteklenecekti. Bağımsızlık peşindeki halkların devlet sahibi olmalarının önü açılacaktı. Devrimler yapıldıktan ve istiklaller kazanıldıktan sonra demokratik idareler kurulacak, ülkeler iyi yönetileceklerdi. Böylece terör, savaş, iç savaş ve göç gibi sorunlar ortadan kalkacaktı. ABD diktatörlere karşı halkların yanında olacağından, Amerikan karşıtlığı son bulacaktı.
Arap Baharı, BOP’un, sonu hüsranla sonuçlanan saha uygulamasaydı. Amerika Mısır’da emrinden çıkmayan Mübarek rejiminin devrilmesine göz yumdu. Mübarek’in yerine Amerikan düşmanı Müslüman Kardeşler geldi. Libya, Irak, Tunus, Sudan, Somali ve Yemen’de de tablo aynıydı. BOP bunun yanında birçok devletin Çin-Rusya blokuna yönelmesine veya en azından denge gözetmesine yol açtı. İran, Şii nüfusun olduğu memleketlerde doğan boşluğu Şii Hilali inşa ederek doldurdu.
Beyaz Saray öngöremediği sonuçlar doğuran BOP’un yerine birbirini tamamlayan stratejileri uygulamaya başladı. Amaç Ortadoğu’da istikrarı sağlayarak Amerikan hegemonyasını sürdürmekti. Enerji kaynakları ABD’nin egemenliğinde kalmalıydı. Rusya, Çin ve İran’ın nüfus edebileceği bir boşluk bırakılmamalıydı.
Bu çerçevede demokrasi, hürriyet ve bağımsızlık ideallerinden vaz geçilerek Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE, Bahreyn, Katar, Umman, Cezayir, Fas, Filistin ve Ürdün gibi ülkelerde mevcut rejimlerle anlaşıldı. Anlaşılamayan Mısır ve Tunus gibi devletlerde rejim değişikliğine gidildi.
Şii Hilalini zayıflatmak, özellikle 7 Kasım saldırılarından sonra yoğunlaşılan bir başka stratejiydi. Bir başka strateji BAE-Mısır-Suudi Arabistan blokunun desteklenerek bölünmüş, parçalanmış ve iflas etmiş Libya, Suriye, Lübnan, Irak, Yemen ve Sudan gibi devletlerinde kontrol altına alınmasıydı. Zira bu devletler zayıf olduklarından Çin, Rusya ve İran’ın tesirlerine açıktılar. Terör, iç savaş ve göç üretiyorlardı. Ortadoğu’dan Avrupa’ya yönelen göçmenlerin %90’ı parçalanmış devletlerin vatandaşlarıydı.
BAE-Mısır-Suudi bloku başarısız, Türkiye başarılı olunca Ankara ile ilişkiler iyileştirildi. Bu siyaset değişikliğine paralel olarak bahse konu ülkelerde ‘’merkezin güçlendirilmesi’’ diyebileceğimiz bir strateji belirlendi. ABD önceden Suriye’de PYD-SDG’yi destekliyordu. Yeni stratejisi çerçevesinde Şam’ı güçlendiriyor. Böylece Suriye’yi zayıf devlet konumundan yani sorun kaynağı olmaktan kurtarıyor.
Şara iktidara geldikten sonra isyan eden Nusayrilere ve Dürzilere defalarca operasyonlar düzenledi. Beyaz Saray eskiden olsa bunlara izin vermezdi. Oysa yeni stratejisinin gereği olarak bu operasyonları destekledi. Şam’a entegre olmayan PYD-SDG’nin ezilmesine göz yumdu.
ABD Irak’ta Birinci Körfez Savaşından itibaren Barzani ve Talabani gruplarını destekliyordu. Şimdi Bağdat’ı destekliyor. 2017 referandumuna sert tepki verdi Birleşik Devletler. Bölgesel Yönetimin topraklarının %55’ini kaybetmesini sağladı. Petrol ve gaz gelirlerinin Bağdat’a ödenmesini zorunlu hale getirdi. Şimdi milislerin ve peşmergelerin Irak ordusuna katılmasını hedefleyen ‘’tek ordu’’ siyaseti güdüyor. 2017 senesine kadar Kerkük petrolleri Barzanilerindi. Şimdi Bağdat’ın.
Beyaz Saray Libya, Lübnan, Sudan gibi diğer parçalanmış devletlerde de merkezleri güçlendiriyor. Geçen hafta Lübnan Cumhurbaşkanını en üst düzey protokolle karşıladı Trump. İsrail-Lübnan anlaşmasında arabuluculuk etti. Şimdi Tel Aviv’e işgali sonlandırması için baskı yapıyor. Lübnan ordusunu Amerikalı subaylar eğitiyor.
ABD merkezlerini güçlendirdiği ülkelerde inisiyatif almamaya dikkat ediyor. Zira daha önce inisiyatif aldığı Irak, Afganistan ve Libya’da başarısız oldu. Bu nedenle Amerika ayağa kaldırılmaya çalışan memleketlerde Türkiye ile birlikte hareket ediyor. ‘’Neden Türkiye?’’ derseniz, ‘’Başarılı olduğu için’’ derim. Somali ve Libya Türkiye’nin başlıca referansları. Gittiği yere refah, huzur ve istikrar götürüyor Türkiye.
Suudiler yirmi yıldan uzun süredir Yemen’i kontrol altına almaya çalışıyorlar. Bir adım mesafe alabilmiş değiller. BAE’nin müdahale ettiği ülkelerin vaziyeti kötüleşti. İran gittiği her ülkede iç savaş başlattı. Kan ve gözyaşı üretti. Bu konjonktür Türkiye’nin önünü açıyor.
Düşünün Trump Şara ve Selman’la yaptığı toplantıya Erdoğan’ı çevrim içi olarak dahil ediyor. Beyaz Saray’da Şara’yı Hakan Fidan olmadan kabul etmiyor. Tayyip Beyin ricasıyla Suriye’ye yaptırımlar kaldırıldı, önce Şara aranan teröristler listesinden sonra Suriye terörü destekleyen devletler listesinden çıkarıldı. Kerkük petrollerinden Türkiye’ye pay verildi. Körfez’le Irak’ın petrol ve gazını Türkiye ve Suriye üzerinden nakledecek projelerin önü açıldı.
Birleşik Devletler Suriye, Irak, Libya, Sudan ve Somali’de Türkiye ile çalışacak. Afrika’da nüfus ettiği ülkelerde de Türkiye’yi destekleyecek. Trump Lübnan’ı da Türkiye’nin etki sahasına dahil etmekte ısrarlı ama Ankara, Hizbullah orduya katılmadan ve İsrail işgali sonlandırmadan Lübnan’da sorumluluk üstlenmek istemiyor.
Haddizatında İsrail’le Amerika’nın fikir ayrılığı da zayıf devletlerde izlenecek siyasetten kaynaklanıyor. Tel Aviv Ortadoğu’daki devletlerin hepsinin zayıflamasından ve zayıf kalmasından yana. Amerika ve AB, çıkarları gereği istikrar, kalkınma ve emniyetin peşinde. İsrail parçalanmış devletlerin ayağa kaldırılmasına karşıyken bu devletleri Türkiye’nin yönlendirmesine hepten karşı. Kuşatılmakta olduklarını düşünüyor Siyonistler.
Washington ve Tel Aviv Şii Hilalinin tasfiyesinde hem mutabıklar hem de kararlılar. Farkları İsrail’in tek çözümünün silah olması. Amerika’nın silahı son çare olarak görmesi.
