Politikasızlık-Fikirsizlik
Çerçeve yasa 106 yıllık TBMM tarihinde çıkarılan en önemli kanunlardan biri. MHP ve Ak Parti, bu kanunla başlatılan yasama sürecinin sonunda, elli yıldır Türkiye’yi kilitleyen terörün son bulacağı kanaatinde. PKK’lılar silahlarını bir daha ellerine almamak üzere bırakacaklar. Teröre aktarılan kaynaklar verimli alanlara yönlendirilecek. Türkiye daha hızlı kalkınacak, daha müreffeh olacak. Emperyalistler ve düşman devletler kullanışlı bir maşalarını kaybedecekler.
Terörsüz Türkiye sürecini Bahçeli başlattı. Bahçeli süreci başlatmadan bir gün önce MHP seçmenlerine, üyelerine, teşkilat mensuplarına ve üst yöneticilerine sorulsaydı, %1’i bile Terörsüz Türkiye sürecinin Bahçeli tarafından başlatılacağına ihtimal vermezdi. Hiçbiri bu süreci desteklemezdi. ‘’Ak Parti böyle bir süreç başlatırsa, Cumhur İttifakından ayrılırız. Sürece en sert muhalefeti biz yaparız’’ derlerdi.
Bahçeli, partisinin tabanı ve tavanının fikir birliği ettiği hassas bir konuda risk aldı. Sürece, Türkiye’nin istikbali için şart olduğunu düşündüğü adımları atarak liderlik etti. Hem de alternatif milliyetçi partiler varken ve bu partiler sürece karşıyken. MHP sıfırlanabilirdi. Ama bunlar olmadı. MHP’liler Terörsüz Türkiye’yi sahiplendi.
Ak Parti iktidar partisi. Son üç seçimde de oy kaybetti. Oy oranı %49’dan, %34’e düştü. Tayyip Bey son seçimlerde ancak ikinci turda, %2’yi bile bulmayan farkla cumhurbaşkanı olabildi. Yani Ak Partinin oy kaybına tahammülü yok. Oy kaybı iktidardan düşmek demek. Buna rağmen bu süreci başlattı Tayyip Bey. Şehir şehir dolaştı. Partililere, sivil toplum kuruluşlarına ve vatandaşlara süreci anlattı. İkna etti kitleleri.
İyi Parti, Zafer ve Anahtar sürece muhalifler. PKK geriletilmiş hatta mağlup edilmişken teröristlerin ‘’infaz ertelemesi’’ adı altında affedilmesini kabullenemiyorlar. Sürecin ilerleyen aşamalarında üniter yapının sakatlanacağını, Kürtçenin eğitim dili olacağını ve Türk kelimesinin Anayasa’dan çıkarılacağını düşünüyorlar. Süreç başladığından beri Dervişoğlu ve Özdağ şehir şehir geziyor. Sürece muhalefet ediyorlar. Gerekçelerini partililerine ve ahaliye anlatıyorlar.
İki tarafta inandıkları fikrin mücadelesini veriyor. İki tezinde aynı anda doğru olma ihtimali yok. Sürecin sonunda haksız olan oy kaybedecek. Bunu göze alıyor liderler. Aslında liderlik budur. Lider sadece dayandığı kitlenin görüşlerini seslendiren kişi değildir. Lider millet ve memleketin menfaatleri gerektirdiğinde, dayandığı kitleyi dönüştürebilen, ikna edebilen kişidir. Lider ile sözcü arasındaki fark budur.
Allah rahmet eylesin Başbuğumuz Hocalı katliamının üzerinden bir yıl geçmeden Ermenistan cumhurbaşkanıyla görüşmüştü. Vefatından önce Demirel’le birlikte Rusya ile Çeçenler arasında arabuluculuk yapıyordu. O tarihlerde sorulsaydı ülkücülerin %90’ı bu görüşmelere itiraz ederdi. ‘’Savaşalım, Ermenileri yenelim’’ görüşü hakimdi. Lider o kişidir ki gerektiğinde kitlesiyle ters düşer. Onları ikna eder. Bir yerden alır başka bir yere götürür.
Tayyip Bey uzun yıllar Ak Parti tabanından gelen ‘’Ayasofya’yı açalım’’ baskılarına direndi. ‘’Önce Sultanahmet’i doldurun. Avrupa’daki camilerimiz zarar görür. Hıristiyan ülkelerle ilişkilerimiz bozulur’’ görüşlerini seslendirdi. Şartlar olgunlaşınca Ayasofya açıldı.
Bu çerçeveden bakıldığında Tayyip Beye, Devlet Beye, Müsavat Beye ve Ümit Hocaya söylenecek söz yok. İnandıkları yolda kararlılıkla yürüyorlar. Peki ya Özgür ve Ekrem Beyler? Bu kadar önemli ve hayati bir meselede kararsız kalınabilir mi? ‘’Yönetimdekiler evet oyu verecek, milletvekillerini serbest bıraktık’’ denilebilir mi?
Bir taraf ‘’Terör bitecek, ülke şahlanacak.’’ diyor. Diğer taraf ‘’İkinci Sevr’’ diyor. Bu vaziyette nasıl tarafsız kalınır? ‘’Ne şiş yansın ne de kebap’’ denebilir mi? ‘’Bize milliyetçilerinde DEM Partililerinde oyu lazım. İki tarafı da idare edelim.’’ mantığı çalışır mı?
Özgür ve Ekrem Beyin yapması gereken, konuyu masaya yatırmak, en ince ayrıntısına kadar incelemek ve partinin politikasını belirlemekti. Sonra belirlenen politikayı partililerle ve vatandaşlarla paylaşmalıydılar. Doğru olduğuna inandıklarını kararlılıkla savunmalıydılar.
İngiltere Brexit’e gitti. Hiçbir parti kararsız kalmadı. Bölünmedi. En büyüğünden en küçüğüne bütün partiler fikirlerini ve tezlerini halka anlatarak birbirleriyle kıran kırana mücadele ettiler. Başbakan dahil bir sürü parlak politikacının siyasi hayatı bitti.
Milletvekilleri seçildikleri şehrin temayüllerine göre oy vereceklermiş. Teker teker baktım. Aynı kentin vekilleri farklı oy kullanmış. Urfa Milletvekili Tanal hayır oyu vermiş. Urfa halkı çerçeve yasaya karşı olabilir mi?
Bazı yorumcular Ekrem Bey ile Özgür Beyin farklı fikirlerde olduğundan milletvekillerinin bölündüğünü düşünüyorlar. Bu doğru değil. Her iki isme de yakın olanların bir kısmı hayır, diğerleri evet demiş.
Özel ve İmamoğlu’nun asıl sorunları, müktesebatlarının olmaması. Hiçbir fikre yürekten inanmıyorlar. Amaçları iktidara gelmek. Bu hedefe ulaşmak için her şeyi söylemeye ve yapmaya razılar. Gerisi teferruat.
Özgür Bey, Financial Times gazetesinde yayınlanan makalesinde, NATO ülkelerine, ‘’Erdoğan’a güvenmeyin. Sizinle iyi ilişkiler kurar. Siz her şey yolunda diye düşünürken biranda Çin ve Rusya ile anlaşır. Oysa bize güvenebilirsiniz.’’ cümleleriyle seslendi. Bu makalenin yayınlanmasından sadece üç gün sonra, Silivri cezaevinin kapısında, ‘’İmamoğlu yenilmez, yenilemez. Mandela, Castro yenildi mi?’’ diyor.
Castro darbe yaptığında Küba İspanya, Portekiz, Kore ve Türkiye’den ilerideydi. Göç vermiyor, yatırım alıyordu. Gelir dağılımı adil değildi ama kitlelerin gelir düzeyi sürekli artıyordu. Bugün Küba dünyanın en fukara ülkelerinden biri. Küba’dan çok Kübalı Amerika’da yaşıyor. İnsanlar yüzerek, sallarla ve botlarla ülkeyi terk ediyor. Rusya ve Venezüella’nın yardımı olmadan halklarına elektrik veremiyor komünistler. Bu tablonun neresi başarılı?
Bir siyasetçi aynı anda hem NATO hem de Castro taraftarı yani komünist olabilir mi? Tabii ki olamaz. İnanın bu çelişkinin farkında bile değildir. Makaleyi yazan danışman ile konuşma metnini hazırlayan danışman farklı görüşlerden. Özgür Bey önüne konulanı imzalıyor ve okuyor.
Özgür Bey müktesebatı olmadığından, Terörsüz Türkiye’yi sağlıklı değerlendiremiyor. ‘’Ne yaparsak oy kazanırız?’’ saikiyle hareket edilince, ortaya partinin ikiye bölündüğü hem şişin hem de kebabın yandığı görüntüler çıkıyor.
Fikri, planı ve programı olmayanlara ülke teslim edilmez. Bu tutarsızlıkların süreceğini ve Yeni Partinin güç kaybedeceğini düşünüyorum. Kemal Bey halk nezdinde kredisini tüketti. Bu gerçeklikler milliyetçi muhalif partilere alan açıyor. Halkın önüne plan ve programlarıyla çıkmalılar. Kadrolarını zenginleştirmeliler. Seçimlerde fikirler, projeler, planlar ve programlar yarışırsa memleket kazanır.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Alp Demir
Güzel bir yazı elinize sağlık. Bizim insanımız aklı ile değil duyguları ile hareket ediyor. Parti tutmaktan tutun, günlük hayatındaki en küçük bir olayda bile duygularının esiri oluyorlar, ya da iç güdülerinin ve faydacılıklarının esiri. Duyguları ile yaşayan halklar iflah olmaz. Bu orta doğunun ve orta doğu halklarının tarih boyu bir arpa boyu yol gidememesinin de sebebidir. Türkler böyle değildi. Bu coğrafya bizi asimile etti ve karıştığımız genler bizi bozdu. Yoksa Türkler sıcak kanlı ve duyguları ile hareket eden bir ırk değildiler. 16 imparatorluk ve 38 devleti, sözde merhamet ve eziklik duyguları, kardeşlik ucubesi ile kurmamışlardı. Yeni Partiye gelince onlar bir parti değil. Zaten CHP de çok uzun zamandır bir parti değil. İmamoğlu bir hiç. IBB başkanlığına aday olduğu zamanki konuşmalarını dinledik, çoğunluk unuttu gitti. İki tane düzgün Türkçe cümleyi arka arkaya kuramazdı. Baba parası ile alınan diplomayla bu kadar oluyor. Türkiye'nin önemli konuları hakkında tek laf etmezler, çünkü bilmiyorlar. Bilmek de istemiyorlar, onların siyasetteki amacı Türkiye veya millet değil. İktidar da olmak istemiyorlar. Millet vekili dokunulmazlığı altında kendi işlerini kotarmak istiyorlar. Bu ilk günden beri böyleydi zaten, hala da böyledir.
