Siyasi İhanet/Namus
Son günlerde parti değiştirenlerin sayısının artmasıyla birlikte internette "siyaset" ve "namus" kelimeleri en çok konuşulan ve aratılan konuların başında geliyor. Bu iki kavramı aratınca karşıma Yalçın Akdoğan'ın yaklaşık 10 yıl önce Star gazetesinde kaleme aldığı "Siyasi namus!" yazısı çıktı. Yazıyı okuduktan sonra, "Acaba bu siyaset, bu namus neymiş?" diye düşünmekten kendimi alamadım.
Siyasette transfer ahlâkı, parti değiştirmek ile ilke değiştirmek arasındaki ince çizgide her dönem tartışılmaya devam etti ve edilmektedir.
Prof. Dr. Ahmet Arslan Hoca'nın geçmişte dile getirdiği üzere, "demokrasi dönekler rejimdir" ifadesi ilk bakışta sevimsiz bir algı yaratsa da meseleyi biraz daha incelediğimizde, hiçbir gelişim sürecine tabi olmayan insanın zaten düşünmeyen bir canlıdan öte bir vasıf taşıyamayacağı gerçeğiyle yüzleşiriz.
İnsan her aşamada düşünüp taşınarak, eski kalıplarını sorgulayarak olgunlaşır ve yeni kabulleri benimser. Dolayısıyla bireyin politik tercihleri zamanla farklılaşabilir.
Ne var ki eleştirinin odağında, günü kurtarma derdinde olan ve siyaset sahnesinde sıkça rastladığımız ilkesiz şahsiyetler yer aldı ve almaktadır. Bu kişilerin ne temsil ettikleri siyasi çatıya ne de ülkeye bir yararı dokundu; bireysel çıkarlar uğruna davasından vazgeçen, üstlendiği sorumluluğu unutup kitleleri yarı yolda bırakan fırsatçılar her daim karşımıza çıktı.
Dönüşüm doğanın kanunudur, fakat omurgasızlık bambaşka bir boyuttur; fırsatçılık ise bunun da ötesindedir.
Siyasi tarihimiz bu tablonun somut örnekleriyle doludur. Kumpasa maruz kalıp mağduriyeti CHP yönetimi tarafından sahiplenilerek meclise taşınan Mehmet Ali Çelebi, kısa süre sonra yönünü değiştirerek iktidar partisine katıldı. Mehmet Ali Çelebi'nin CHP'den ayrılarak AKP'ye katılırken "pkk-öcalan severlerin hoş görüldüğü denklemlerde olmam düşünülemez" açıklamıştı.
Siyasette yön değiştirmede en çarpıcı hamleyi yapan eski bakanlardan Abdüllatif Şener ise önce kendi hareketini kurmuş, orada tutunamayınca başka çatı altında vekil seçilmiş, son aşamada aday gösterilmeyince partisinden istifa edip çelişkili beyanlarda bulunmuştu.
Ancak mesele sadece bireysel döneklikle sınırlı kalmadı; asıl facia, bu transferlerin kurumsal birer operasyona dönüşmesi oldu.
Yalçın Akdoğan'ın 25 Nisan 2018 Çarşamba günkü Star Gazetesi'ndeki "Siyasi namus!" başlıklı köşe yazısında, milletvekili transferlerini eleştirirken haklı olarak vurguladığı gibi, bu durum sıradan bir olay değildi: "15 vekilin toplu olarak bir partiden başkasına aktarılması ise kişisel ayıbın ötesinde kurumsal bir ayıptır, açık bir siyaset mühendisliği girişimidir."
Akdoğan o gün, partilere verilen oyların iradenin mutlak devri anlamına gelmediğini belirterek şu sert tespiti de yapmıştı: "...iradenin mutlak devri ve istediği gibi kullanılabileceği anlamına gelmez. Partiler arasındaki geçişler işte tam da bu iradeyi zedeleyen bir emanete hıyanet durumudur."
Vagon vagon vekil naklini yerin dibine batıran bu zihniyet, seçmene verilen oyun dilediğiniz an renk değiştirmenize olanak tanıyan bir çek olmadığını, o desteğin görev süresi dolana kadar korunması gereken mukaddes bir emanet olduğunu savunmuştu.
İşin en acı ve ironik tarafı da tam burada başladı ve bugün de aynı şekilde devam etmektedir.
Siyasi dönekliğin en somut ve kabul edilemez örneği; bir belediye başkanının veya milletvekilinin seçildikten başka bir partiye geçmesidir. Bu durum, sandıkta kendilerine inanan ve oy veren yüz binlerin iradesine ve güvenine karşı yapılmış açık bir ihanettir.
Mahmut Arıkan'ın yaptığı haklı isyanıyla ifade ettiği gibi, "Eskiden yaz aylarında takımların kimleri transfer ettiğine bakardık. Bugün AK Parti iktidarının transferlerini konuşuyoruz."
Sadece 2023'ten 2026'ya uzanan süreçte AKP'ye katılan milletvekili sayısı giderek arttı.
2023'te İYİ Parti'den ayrılan İdris Nebi Hatipoğlu ile başlayan süreç; 2024'te Yeniden Refah'tan Suat Pamukçu, İYİ Parti'den Seyithan İzsiz, Ahmet Ersagun Yücel, Dursun Ataş ve Gelecek Partisi'nden Mustafa Nedim Yamalı ile devam etti. 2025'te İYİ Parti'den Kürşad Zorlu, Mehmet Salim Ensarioğlu, Ünal Karaman; Gelecek Partisi'nden ise Serap Yazıcı Özbudun ve Hasan Ekici'ye AKP rozeti takıldı. AKP yeni yıla, 2026'nın ilk günlerine de üç yeni milletvekili transferiyle başladı. CHP'den Hasan Ufuk Çakır ve Nimet Özdemir, DEVA Partisi'nden İrfan Karatutlu, Gelecek Partisi'nden İsa Mesih Şahin ve İYİ Parti'den Ersin Beyaz bu kervana katıldı. 2026'nın ilk grup toplantısında, AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın yeni isimlere rozetini takmasıyla AKP'nin TBMM'deki sandalye sayısı önce 275'e, ardından yapılan yeni katılımlarla 277'ye ulaştı.
Muhalefet listelerinden seçilip sonradan başka partilere ve iktidar saflarına geçen isimler, kurulan ittifakların nasıl kolayca hiçe sayıldığının en net kanıtı oldu.
Bugüne dek AKP'ye geçen seçilmiş başkanlar arasında büyükşehir, il, ilçe ve belde belediye başkanları yer aldı. En dikkat çekici geçişler arasında Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz ile Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl ve Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez bulundu.
Siyasette geçmişte sarf edilen keskin sözler ile sonradan yaşanan ani savrulmalar, yakın tarihin en büyük kırılma noktalarından birini oluşturmaktadır. Süleyman Soylu, DP Genel Başkanlığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan'a karşı yürüttüğü muhalefette "Tüyü bitmemiş yetimin hakkını sormazsam namerdim" ifadelerini kullanmısti
Benzer şekilde, geçmişte MHP yönetiminde yer alan ve MİT tırları tartışmaları sırasında "Vallahi ve billahi o silahlar Türkmenler'e gitmiyordu. Türkmenlere bir çakı bıçağı dahi verilmedi" ve "Şimdi aynı adam çıkıp diyor ki 'Benim kriptolu telefonumu dinlediler.' E baba, sen devletin sana güvenlik işleri için verdiği telefonu oğlunla para transferi için kullanma sen de!" diyen Tuğrul Türkeş'in 2015 yılında AKP'ye geçmesi ülkücü hareket içinde büyük bir sarsıntı yaratmıştır.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin geçmişte meydanlarda sarf ettiği, "Kürdistan'a açık kapı bırakandan Cumhurbaşkanı olmaz... Villalara balya balya dolar yığandan, kamu arazilerini zimmetine geçirenden... Recep Tayyip Erdoğan'dan da Cumhurbaşkanı olmaz" şeklindeki sert çıkışlarına rağmen partisigle birlikte iktidar saflarına yönelmesi siyasi tarihin en zıt dönüşümlerinden biri olarak tartışılmaya devam etmektedir.
Sinan Ogan'ın seçim kampanyası toplantısında "Cennet'i vaat edemeyebiliriz ama Cehennem'in kapılarını kapatacağız!" ifadesini ana sloganı olarak duyurup sonra 2023 seçimleri ikinci turu öncesi tavır değiştirmesi, İYİ Parti'den ayrılan Nebi Hatipoğlu ve İYİ Parti'nin beyin takımından olan Kürşad Zorlu'nun katılım süreçleri de bu tablonun diğer halkalarıdır. Kürşad Zorlu'nun geçmişte "Hocam boşverelim bütün bunları, biz bu AKP'yi nasıl yıkarız, siz bana bunu söyleyin?" şeklindeki yaklaşımının ardından iktidar partisine geçmesi seçmen tabanında derin bir kırılma yaratmışt
Daha birkaç gün öncesine kadar Meclis kürsüsünde iktidar politikalarına karşı son derece sert eleştiriler yönelten, hatta tepkisini masaları yumruklayarak gösteren bir figürün, ani bir manevrayla aynı iktidar partisinin rozetini takması kamuoyunda ve sosyal medyada büyük bir şaşkınlık ve tepkiyle karşılanmıştır. Bu tür geçişler,seçmenin sandıkta verdiği iradenin ve yetkinin şahsi hesaplara nasıl kurban edildiğinin en somut kanıtı olarak tartışılmaya devam etmektedir.
AKP'nin kuruluş yıl dönümü programlarında ve dönemsel süreçlerde yeni milletvekili ve belediye başkanlarının katılımı, sayıları her geçen gün daha da yukarı taşıdı.
Dün muhalefetin yaptığı ittifakları ve transferleri "milli iradeye saldırı" ve "siyaset mühendisliği" olarak yaftalayanlar, bugün iktidar gücünü arkalarına alarak aynı vagonları kendi trenlerine bağlamakta hiçbir beis görmediler.
Halkın iradesini ve oylarını masa başı pazarlıklarla kendi saflarına taşıyan bu anlayış, seçmenin sandıkta gösterdiği sadakati hiçe saydı.
Geçmişte Ecevit'in meclis çoğunluğunu sağlamak için yaptığı hamleler bile bugün yaşanan bu sistematik kirliliğin yanında hafif kaldı.
O halde sormak gerekir; iradenin bükülmesini önlemek, siyasi fırıldaklığı ve bu ikiyüzlü transfer ahlâkını bitirmek için daha ne bekleniyor?
Sandık iradesine ihanet edenlerin cezalandırıldığı, yüz binlerce seçmenin oyuyla alınan yetkinin şahsi menfaatler için harcanmadığı temiz siyaset artık bir tercih değil, kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Yazarın Diğer Yazıları
- pkklılar Şehit mi, Devlet Bey?
- Hangi Erdoğan? Cumhurbaşkanı Erdoğan mı, AKP Genel Başkanı Erdoğan mı?
- Türkiye'de Seçimlere Mehmet Uçum mu Karar Veriyor Olacak?
- Suçlu Sensin Abdulkadir Selvi!
- Türkiye'nin 130 Adet F-35 Lightning II Uçağını Kim Çaldı?
- pkk NÖBETE, pkk UMREYE!
- Cezaevinden Bir Terör Örgütünü 29 Yıl Yönetmek Yoksa AKEPE ve MEHAPE Desteğiyle Zafer mi?
- Siyasi Zina ya da Seçmenin Emanetine İhanet
