Toplumun En Çok Sorduğu Soru: Sonra Ne Olacak?
Son günlerde Türkiye siyasetinin gündemi büyük ölçüde CHP kurultayına ilişkin yargı süreci ve ardından yaşanan gelişmelere kilitlenmiş durumda.
Oysa toplumun gündemi çok daha farklı.
Siyasette son günlerde yaşanan tartışmalar, giderek memleket meselesi olmaktan çıkıp koltukların korunması mücadelesine dönüşüyor.
Devletin bütün imkânlarının, iktidarın devamını sağlamaya ve siyasi otoriteyi güçlendirmeye yöneldiği yönünde toplumda yaygın bir algı oluşuyor.
Ancak sokağa çıktığınızda insanların konuştuğu meseleler bambaşka...
İBB soruşturması kapsamında Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Arar Türker'e yönelik gündeme gelen çıplak üst arama iddiaları...
Aylarca iddianamesi hazırlanmadan tutuklu kalan insanlar...
Her geçen gün biraz daha tartışmalı hâle gelen hukuk sistemi...
Bir imzayla kapatılan üniversiteler...
Kayyum atanan şirketler...
Geçim mücadelesi veren öğretmenler, madenciler ve emekliler...
Ve neredeyse her gün yaşam hakkı elinden alınan kadınlar...
Bütün bunlar toplumun ortak hafızasında derin izler bırakıyor.
Siyaset biliminde devlet kurumlarına duyulan güven, demokrasinin en temel dayanaklarından biri kabul edilir.
*Francis Fukuyama* şöyle der:
"Toplumların refahını belirleyen en önemli unsurlardan biri güven duygusudur."
Bugün Türkiye'de tam da bu güven duygusu giderek aşınıyor.
İnsanlar artık kurumların kendilerini koruyacağına eskisi kadar inanmıyor. Adaletin herkese eşit işleyeceğine dair umutlarını yitiriyor. Çocuklarının ve torunlarının geleceği konusunda ciddi kaygılar taşıyor.
Uzun yıllardır siyaset, *İktidar mı kazanacak, muhalefet mi?* sorusunun etrafında dönüyor.
Oysa vatandaşın sorduğu soru artık değişti.
İnsanlar bugün *Kim kazanacak?* sorusundan çok, *Kazanan ne yapacak?* sorusunun cevabını merak ediyor.
Mevcut iktidarın, yirmi yılı aşkın süredir çözülemeyen ekonomik, hukuki ve toplumsal sorunlar karşısında bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğini bilmek istiyor.
Muhalefetin ise yalnızca eleştiren değil; güven veren, uygulanabilir çözümler sunan ve ülkenin geleceğine ilişkin somut bir vizyon ortaya koymasını bekliyor.
Çünkü insanlar artık sadece sandığa gidip oy vermek istemiyor.
Duyulmak istiyor...
Anlaşılmak istiyor...
Önemsenmek istiyor...
Ve en önemlisi, sorunlarının gerçekten çözüldüğünü görmek istiyor.
Türkiye'de yaşayan Türkler, Kürtler, Çerkesler, Lazlar, Aleviler, Sünniler; kentte ya da kırsalda yaşayanlar, eğitimli ya da eğitimsiz herkes aslında aynı sorunlarla karşı karşıya.
Hayat pahalılığı...
Gelir adaletsizliği...
İşsizlik...
Eğitim kaygısı...
Adalete duyulan güvensizlik...
Liyakat eksikliği...
Kurumsal aşınma...
Artık insanlar kimliği değil, mutfağı konuşuyor.
Etnik kökeninden önce alışveriş filesini düşünüyor.
İnancından önce çocuğunun geleceğini düşünüyor.
Siyasi görüşünden önce insanca yaşayabileceği bir ülkeyi hayal ediyor.
Çünkü toplumları ayakta tutan yalnızca ortak geçmişleri değil, ortak gelecek hayalleridir.
Siyasetin görevi de tam burada başlıyor.
Toplumu ayrıştırmak değil; ortak bir gelecek etrafında buluşturmak...
Korkuları büyütmek değil; umut üretmek...
Ayrıştırmak değil; birleştirmek..
Rakiplerini yenmek değil; vatandaşın sorunlarını çözmek...
*Hannah Arendt* bunu tek cümlede özetler:
"Siyasetin anlamı özgürlüktür."
Özgürlüğün olduğu yerde umut vardır.
Umudun olduğu yerde ise güven yeniden yeşerir.
Bugün milyonlarca insanın zihnindeki tek soru şudur:
*Sonra ne olacak?*
Bu soruya güven veren, umut veren ve gerçekçi bir cevap verebilenler yalnızca seçimleri değil; toplumun vicdanını ve geleceğini de kazanacaktır.
Çünkü artık toplum, yeni kavgalar değil; yeni çözümler duymak istiyor.
Ve belki de siyasetin en çok ihtiyaç duyduğu şey, ezberleri tekrarlamak değil; geleceği birlikte inşa edecek yeni bir dil, yeni bir vizyon ve yeni bir umut ortaya koymaktır.
*Çünkü bu ülkeyi sevmek sadece eleştirmek değil,çözümünde bir parçası olmaktır.
Yazarın Diğer Yazıları
- Asıl Hesap, Kul Hakkı
- Tarih Tekerrür Ediyor Ama Biz Hiç Ders Almıyoruz
- Ortak Geleceğimiz: Ayrışma Değil, Birlikte Yaşama İradesi
- Bir Medeniyet Nasıl Yok Edilir?
- Terörsüz Türkiye ve Vicdanın Sınırı
- Hayat, Bitti Sandığımız Yerde Yeniden Başlar
- Çağımızın Hukuk ve Vicdan Testi: Batı Şeria ve Büyüyen İşgal
- OLGUNLUK, "BİLMİYORUM" DİYEBİLMEKTİR
