Köşe Yazısı

Türk-Arap-Kürt İttifakı

Alparslan Türkoğlu
Alparslan Türkoğlu
4 dk Sesli Dinle 1

Tayyip Beyin son zamanlarda çok sık kullandığı ‘’Türk-Kürt-Arap ittifakı’’ ifadesi içe dönük olarak algılandığından ve tarihe dayandırıldığından çok tepki topladı. Oysa bu söylem içeriyi değil dışarıyı hedefliyor. Gaye Türkiye’nin Arap dünyasındaki ağırlığını arttırmak. Yurtdışındaki Kürtleri Türkiye’yle bütünleştirmek.

Türkiye, Türk devletleriyle ilişkileri öncelikli kabul ettiğinden TDT’ ye dahil olduğu diğer ittifaklardan daha fazla önem veriyor. Türk devletlerinin ilişkileri, eşitler arası ilişkiler hüviyetinde. Türk ülkeleri her alanda iş birliğine ve ilişkileri geliştirmeye hazırlar ama abi-kardeş tarzına kapalılar. Yıllarca Rusya’nın abilik yapmasından yorulduklarından yeni abi istemiyorlar. Abilik üslubuyla davranıldığında tepki gösteriyorlar. Soydaşlık, dindaşlık, aynı tarihi, kültürü ve örfü paylaşmak beraber hareket etmeyi sağlıyor, kolaylaştırıyor ama devletlerden birinin diğerine abilik yapmasını haklı kılmıyor.

Oysa Türkiye’nin Somali, Libya, Sudan ve Suriye ile inşa ettiği ilişkiler abi-kardeş tarzına daha yakın. Bahse konu devletler Ankara el attığında bölünmüş, parçalanmış, iflas etmiş durumdaydılar. Somali, Libya ve Sudan’a kendi iradesiyle ve muhataplarının daveti üzerine müdahale etti Türkiye. Bu devletlerde hakimiyet tesis etti, huzur ve emniyeti sağladı. Kalkınma sürecini başlattı. Ordular kurdu ve/veya mevcut orduları güçlendirdi.

Türkiye başarılı olunca, başta ABD ve İngiltere olmak üzere belli başlı Batılı devletlerin desteğini sağladı. Bu devletler, Çin’e karşı varlık gösteremedikleri Afrika’da, Türkiye’yi desteklemeyi çıkarlarına uygun buldular. Afrika’da sağlanan başarı ABD ve İngiltere’nin Suriye’de önümüzü açmasını sağladı. Ankara’nın desteklediği muhalifler Esad’ı devirdiler, PYD-PKK’yı etkisizleştirdiler. Kurulan sözde özerk, fiiliyatta bağımsız ‘’Rojava devletine’’ son verdiler.

ABD tarihte yapmadığı bir şey yaparak Ankara büyükelçisini Suriye özel temsilcisi olarak atadı. Böylece Suriye politikasını Ankara’yla birlikte oluşturacağını deklare etmiş oldu. Üç devletin ardından Suriye’de de yüksek performans gösterilmesi, ABD’nin Irak’ı da Türkiye’nin portföyüne dahil etmesiyle sonuçlandı. Barrack Başkanın Irak özel temsilcisi olarak atandı. Irak çok zengin kaynaklara sahip olduğundan ve Türkiye ile Irak’ın birbirinden önemli çok sayıda ortak projesi bulunduğundan bu gelişme hayati önemde. Irak’ın petrol ve gaz gelirleri Amerika’da tutulduğundan kaynakları uygun gördüğümüz projelere aktarma imkanımız var.

Somali, Sudan, Libya, Suriye ve Irak’ın ortak özelliği Arap olmaları. İsrail çekildikten sonra Lübnan’ın da bu gruba dahil edildiğini göreceğiz. ‘’Türk-Arap-Kürt İttifakı’’ ifadesindeki ‘’Arap’’ kelimesi bu ülkeleri temsil ediyor. Giderek gelişen ilişkiler ittifaka dayandırılıyor. Araplara ‘’Müttefikiz, aramızda sömüren, sömürülen ilişkisi yok. İki tarafında kazanacağı projeler geliştiriyoruz’’ deniliyor. Bahse konu devletler güçlendikçe abi-kardeş ilişkisini eşitler arası ilişkiye evirmeliyiz. Türkiye zamanla abiden, eşitler arasında birinciye dönüşmeyi becerebilirse ilişkiler daha sağlıklı ve uzun ömürlü olur.

Yeniden yapılandırdıklarımız dışındaki Arap devletleriyle de ilişkilerimiz gayet iyi. Arap aleminin liderleri konumundaki Mısır ve Suudi Arabistan’la R-4 ittifakını kurduk. Katarla uzun yıllardır müttefikiz.

İttifakın Kürt kelimesiyle Türkiye’dekilerle birlikte Irak, Suriye ve İran’daki Kürtler kastediliyor. Türk-Arap-Kürt İttifakı, Terörsüz Türkiye sürecinden ayrı değerlendirilemez. Birbirlerini tamamlayan bu siyasetlerin ortak amacı, Türkiye’ye düşmanlaştırılan Kürtleri diğer Kürtler gibi Türkiye ile bütünleştirmek. Düşmanlıkta ısrar edenleri tasfiye etmek. Böylece üç komşu ülkede stratejik derinlik kazanmak.

Eğer Terörsüz Türkiye süreci başlatılmamış olsaydı Suriye’de PYD-PKK’nın tasfiyesi bu kadar kolay olmazdı. Çok kan dökülürdü. Suriye ordusuyla PYD arasındaki harp, Türkiye ve Irak’a yansırdı. ABD, İsrail-İran savaşı PKK-PJAK’ı Türkiye’ye karşı hareketlendirirdi. İsrail PKK’yı Türkiye’ye karşı kullanırdı. Husilerin ve Hizbullah’ın İsrail’e yaptığını, PKK bize yapardı. Füze ve dron saldırılarına muhatap olurduk. PKK, Kandil dışında Irak’taki mevzilerinin ve kamplarının tamamını boşalttı ki bu kan dökülmeden asla olmazdı. Yani Terörsüz Türkiye başlatılmasaydı Türkiye istikrarsız bir coğrafyadaki istikrarlı ve emniyetli ülke olmazdı. İstikrarsız ve emniyetsiz Ortadoğu’nun bir parçası olurdu.

Türk Devletleri Teşkilatı, R-4, Türk-Arap-Kürt İttifakı, Türkiye Kafkasya Platformu (3+1), Balkan Barış Platformu aynı hedefe hizmet ediyor: Bölgedeki devletlerin arasındaki ilişkileri geliştirerek, refahı artırarak, emniyeti ve istikrarı sağlayarak emperyalistlerin bölgeye müdahalesini önlemek. İsrail ve İran’ın hareket alanını daraltmak. Eğer İran Şii milliyetçiliği yapmaktan geri durabilseydi, Farsların katılması, ittifakı güçlendirirdi.

Türk-Arap-Kürt İttifakını tarihe dayandırmak, Türklerin kazandığı zaferleri müşterek zafermiş gibi göstermek, jeopolitik açıdan gerekli olan bu ittifakın tepki almasına neden oldu. Hiçbir Türk devletinde ve Tanzimat’tan önceki zaferlerde, Araplar pay sahibi değildir. Arapların Türk devletlerinin tebaası olması Türklerin Arapları koruyup kolladığını gösterir. Birlikte devlet kurulduğunu ve zaferlerin birlikte kazanıldığını göstermez. Nitekim Selçuklu, Memluk, Eyyubi, Safevi, Kacar devletlerinde ve Tanzimat’a kadar Osmanlıda Araplar askerlik yapmazdı.

Türklerin, Farsların ve Arapların birlikte kurduğu yegane devlet olan Abbasilerde, halife peygamberimizin ailesinden geldiğinden Arap’tı. Ordu ve komutanlar Türk’tü. Devlet ricali Türk ağırlıklıydı. Şairler, yazarlar ve sanat erbabı Farstı. Üç ulustan da bilim ve din adamları vardı.

Türk zaferlerinde Kürtlerin payının olduğu doğru değildir. Kürtler ne Selçukluya ne de Osmanlıya Tanzimat’a kadar olan dönemde isyan etmediler. Davet edildiklerinde orduya katıldılar. Osmanlıda ana görevleri doğu sınırlarını korumaktı. Bu görevlerini hakkıyla yerine getirdiler. Malazgirt savaşına az sayıda Kürtün katılması Alparslan’ın ordusunun Türk ordusu olduğu gerçeğini değiştirmez.

Vaziyet buyken ‘’Birlikte hareket ettiğimizde büyük zaferler kazandık, fetihler yaptık’’ gibi inandırıcı olmayan bir iddiadan yürüyeceğimize, ilişkilerimizi ‘’Biz komşuyuz. Müslümanız. Tarihimiz ortak. Menfaatlerimiz aynı. Birlikte hareket etmeliyiz. İttifak kurmalıyız’’ anlayışını esas alarak geliştirseydik, Türk-Arap- Kürt İttifakı daha az tepki görür, daha çok desteklenirdi. Yanlışın neresinden dönülse kardır.  

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Alp Demir

    Siyaset, yalan söyleme özgürlüğü olmaktan çıkmak zorundadır. Özellikle de, tarihi çarpıtma özgürlüğüne sahip değiller. Dediğiniz doğrudur, araplar da kürtler de tebaa idiler. Yani Osmanlı'nın koruması altına alınmış halklardı. Eğer Cengiz Han gibi olsaydık, fetih yaptığımız yerlerdeki bütün halkları katletseydik, bu gün ne kürtten ne de araptan konu bile açılmayacaktı. Yapamaz mıydık, yapardık. Yapmamayı tercih ettik, bunun da yan etkileri oldu. Bu iki halkın bunu bilmesi ve idrak etmesi gerekiyor. Özellikle de kürtlerin. Araplar bizim fetih yaptığımız yerlerin dışında da varlıklarını sürdüren çok daha büyük bir halk. Onların tamamı için bunu söyleyemeyiz ama kürt için söyleriz. Yeri geldiğinde hatırlatılması gerekiyor. Fazla merhametten maraz doğuyor. Bütün bu ittifak ve bütünleşme işleri, Türkiye'nin demografik yapısını etkilememelidir. Şu ana kadar fazlası ile etkilemiş durumdadır. Bu durum körfez savaşından beri sürüp gidiyor. Asıl konu budur. Türkiye'ye Irak ve Suriye'den gelmiş olan kürt ve arapların en kısa sürede geldikleri yerlere dönmeleri amaçlanmalıdır. Türkiye Osmanlı değildir, halifelik de değildir. Herkesin başı sıkıştığında kapağı atabileceği, sığınılacak liman konumundan artık çıkmalıdır. Hepsi artık kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmek zorundadır. Kıyamete kadar bunlara abilik yapacak değiliz, nankörlüklerinin de bir sınırı yok. Bunu PKK ve benzeri bin bir şekilde öğrendik. Artık yeter. Bunlar bizim nüfusa kayıtlı evlatlıklarımız değil. Bu millet bin yıldır bunlara bakmaktan yoruldu ve artık yolun sonuna geldik. Kimse artık ne arap ne kürt lafı duymak istemiyor. Gayet açık ve net. Gölge etmesinler başka ihsan istemez.

Bu Yazıyı Paylaş