Türkiye’nin tek alternatifi var: NATO
Dünyada Amerika’ya en karşı olan halkız. Vietnam, Çin, Afganistan ve Irak’tan bile yüksek Amerikan karşıtlığı. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz darbeleri/darbe teşebbüsleri, PKK-PYD ile FETÖ’nün desteklenmesi, BOP ve askerlerimizin başlarına çuval geçirilmesi gibi süreçler göz önüne alındığında, Amerikan karşıtı olmamız son derece normal. NATO deyince akla Amerika geldiğinden ve NATO büyük oranda Amerika demek olduğundan bu karşıtlık NATO’ya da yansıyor.
Oysa NATO dünyadaki tek güçlü güvenlik örgütü. Alternatifi yok. ‘’Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) var’’ demeyin. İki ŞİÖ üyesi, Hindistan ve Pakistan savaştı, örgüt izledi. Savaş Amerika’nın arabuluculuğuyla bitti. Önce İsrail sonra İsrail-ABD, İran’a saldırdı ŞİÖ yine izledi. Silah sattılar İran’a. Dikkat edin hibe ettiler demiyorum, sattılar.
Haddizatında Çin’in askeri ittifak kurmak gibi bir stratejisi yok. Siz istediğiniz kadar ‘’Rusya ve Çin’le ittifak kuralım’’ deyin. Çin’in böyle bir konsepti ve gündemi yok. Pekin ekonomik büyümeyi sürdürmeyi ve askeri olarak güçlenmeyi hedefliyor. Bunun için her fırsatı değerlendiriyor. Savaşa giren müttefikleri Rusya ve İran’a silah sattılar. Petrol ve gazı daha ucuza aldılar. Çinliler Türkiye’ye baktıklarında stratejik ortak görmüyorlar. 50 milyar dolar ticaret hacmi, 45 milyar dolar ticaret fazlası görüyorlar. Hedefleri 50’yi 70, 45’i 65 yapmak.
Rusya Ukrayna’yı yenememiş bir devlet. Ekonomisi ve demografisi çökme sürecinde. Etkili olduğu coğrafyaların hepsinde kan kaybediyor. Kendine faydası yok, Türkiye’ye ne faydası olacak? Türkiye en yakın müttefikleri olan Esad’ı asker bile sokmadan, ÖSO ve Nusra ile devirirken, Çin, İran ve Rusya ne yapabildiler?
NATO’da kararlar oy birliğiyle alındığından veto hakkımız var. Nitekim İsrail ve Rum Kesimi Ankara veto edeceği için NATO’ya giremiyor. Hal böyleyken NATO’dan çıkmanın mantığı yok. Bugün NATO’da çıksak yarın İsrail ve Rum Kesimi NATO’ya girer. Böyle bir dünya Türkiye açısından daha güvenli mi olur daha güvensiz mi?
Bu demek değildir ki başka ittifaklar kurmayalım. Sürekli okurlarım R 4 ittifakını (Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan) kurulmadan önce önerdiğimi ve kurulduktan sonra desteklediğimi bilirler. Sadece İsrail’in açıktan eleştirdiği R 4, NATO’nun alternatifi değil tamamlayıcısı. Nitekim dışişleri bakanları zirvesinin olduğu günlerde Trump’ın özel temsilcisi de Kahire’deydi. Teke tek görüştüğü dört bakanla zirve dışında ayrıca beşli toplantı yaptı. Bu diplomasi dilinde ‘’ABD R4’ü destekliyor’’ demek.
Zirvede alınan kararlar NATO üyeleri arasındaki derin fikir farklılıklarının ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. NATO üyeleri kısa vadede yapılacaklarla ilgili uzlaştılar. Alınacak sonuçlara göre uzlaşma ortadan kalkabilir veya orta ve uzun vadede devam edebilir.
Avrupa ülkeleri ve Kanada ABD’nin baskısına boyun eğmişler ve savunmaya harcadıkları tutarları bütçelerinin %5’ine çıkarmayı kabul etmişlerdi. Zirvede, bir yıl gibi kısa sayılacak bir sürede, %4 rakamını yakaladıklarını gösterdiler. Avrupa ülkeleri ve Kanada ‘’İran bizim savaşımız değil’’ diyorlardı. ‘’İran Hürmüz’ü açık tutmalı ve nükleer silah sahibi olmamalı’’ noktasına gelerek gelecekte İran’la savaşmalarına yol açacak adımı attılar.
ABD Putin’in barışa yanaşmaması, İngiltere ve AB’nin Ukrayna’yı desteklemekte ısrar etmesi ve Ukrayna’nın savaşta başarılı olması gibi nedenlerle Rusya politikasını değiştirdi. Paraların Avrupa’nın kasasından çıkması şartıyla Ukrayna’ya verilen destek artırılacak. Trump, Ukrayna’ya daha önce verilmeyen uzun menzilli füzelerin yanında, Patriyot üretmeleri için lisansta verilebileceğini açıkladı.
İngiltere Rusya’nın ikinci kez bölünerek iyice zayıflaması için, savaşın uzamasını istiyordu. AB ve ABD’de bu noktaya gelmiş gözüküyor. ABD’nin verdiği bir diğer taviz ‘’Birimize saldırana hep beraber, misliyle yanıt veririz’’ felsefesini teyit etmesi oldu. Daha önce ‘’Rusya Avrupa’ya saldırırsa karışmayız’’ diyordu.
Türkiye fikir farklılıklarını da uzlaşmayı da milli menfaatlerine ulaşmak için değerlendirmeli. Tarafların Türkiye’yi yanlarında görmek istemeleri, Türk ordusundan ve savunma sanayinden istifade etmeyi arzulamaları elimizi güçlendiriyor. Bu nedenle NATO’daki durumumuzu ABD ve AB ile, NATO’yla ilgili olmayan Doğu Akdeniz, gümrük birliği anlaşmasının güncellenmesi ve vize gibi anlaşmazlıkların çözümünde kullanmalıyız. Projeler geliştirerek NATO, ABD ve AB ‘den onların da işine gelecek taleplerde bulunmalıyız.
Zirvedeki belli başlı kazanımlarımızdan biri bildirgede ‘’NATO ülkeleri birbirlerine yaptırım uygulamamalı’’ hükmünün yer almasıydı. Bir diğer kazanım, AB üyesi olmayan NATO üyelerine, veto nedeniyle yer alamadığımız Safe ve Horizon programlarının bütçelerinin %35’i kadar program kapsamında satış yapma imkanı tanınmasıydı. Kanada programlara dahil olduğundan ve Amerika kendi silah stoklarını inşa etmeye öncelik vereceğinden 84 milyar Euro’ya denk gelen %35’in büyük kısmını biz kullanabiliriz. Böylece savunma sanayimiz daha hızlı büyür.
ABD ile üç büyük sorunumuzdan biri olan Kaan motorlarının tedariki, kongrede başkanın gönderdiği niyet mektubuna itiraz olmaması üzerine çözüldü. Bu gelişme, Türkiye için üretilen altı adet F-35 uçağının teslimi ve CAATSA kapsamından çıkarılmamızda da sorun yaşanmayacağının daha doğrusu İsrail ve Yunanistan’ın çıkaracağı sorunların aşılacağının göstergesi. Ama bu kazanımlar yeterli değil. Anlaşmamız 100 uçak içindi. Kalan 94 uçağı da en kısa sürede almalıyız. Şartları zorlayarak F-35 projesine üretici-ortak olarak dönmeliyiz.
Türkiye Rusya’dan S-400 satın aldığı için CAATSA kapsamına alındı ve dolayısıyla F-35 projesinden çıkarıldı. Patriyot alamadığımız için daha doğrusu teknoloji transferinde anlaşılamadığı için S-400 aldık. Ukrayna gibi NATO üyesi olmayan ve savaş halindeki bir devlete, Patriyot üretmesi için lisans verilebiliyorsa, otuz yıldan uzun süre F-16 üreten ve savunma sanayinde harikalar yaratan Türkiye’de Patriyot lisansı alabilmeli. İran savaşından önce ABD buna yanaşmazdı. Ama savaş nedeniyle stokları azaldığından ve Amerika’daki üretim sınırlı ve pahalı olduğundan artık sıcak bakabilir.
Ulaşılan uzlaşma NATO’nun dolayısıyla Türkiye’nin hem Rusya’yla hem de İran’la savaşa girme ihtimalini yükseltti. Ukrayna’ya güçlü destek verilmesi, Putin’i savaşı yayarak, Avrupa’ya maliyet ödetmeye itebilir. İran Hürmüz’den geçecek gemileri denetleme konusunda ısrarlı olabilir. Nitekim devrim muhafızları, zirvenin başlamasından önceki gece boğazın Umman tarafından geçmek isteyen iki Amerikan gemisine füze attı.
Rusya veya İran’la girilecek bir savaş Türkiye’ye büyük zarar verir, yıkım getirir. Bu nedenle taraflar arasında mekik diplomasisi uygulayarak savaşların sonlanması bu olmuyorsa yayılmaması için gayret göstermeyiz. Ama hiçbir şartta Rusya veya İran’a karşı savaşa girmemeliyiz. Yani ABD ve AB’nin bize karşı uyguladığı ‘’Nimete ortak olmak, külfet söz konusu olunca yan çizmek’’ stratejisini onlara karşı tatbik etmeliyiz.
