Uzun vadeli bağımlılık yaratma stratejisi
Körfez savaşı; Tahran’ın çok büyük bir kozunun, dar manada Körfez ülkelerinin, geniş manada dünyanın çok büyük bir risk taşıdıklarının farkına varmalarını sağladı. İran açısından ciddi bir koz olan Hürmüz Boğazını gemi trafiğine kapatmak kabiliyeti, dünyanın geri kalanı için ekonomik açıdan yıkım demek. Eğer İran bu kozunun farkında olsaydı Hürmüz’ü çok daha önce, mesela Irak savaşında veya ambargoya muhatap olduğunda kapatırdı. Körfez devletleri petrol ve gazlarını piyasalara ulaştıracak alternatif güzergahlar oluştururdu.
Ateşkes anlaşmasının imzalanması ve Hürmüz’ün seyrüsefere açılması sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyor. Zira Körfez devletleri İran’la hasımlar. Yapacakları yatırımlarla, açacakları kredilerle, tahsis edecekleri geri dönüşsüz fonlarla İran’la ilişkilerini iyileştirseler bile, ekonomilerini kuru güven üzerine inşa edemezler. Hürmüz bundan sonra Körfez ülkelerinin kullandığı güzergahlardan biri olacak, tek güzergah olmayacak. Peki diğer güzergah/güzergahlar hangileri olacak?
İşte bu noktada Türkiye rakiplerinden farklılaşıyor. Zira Körfezden Avrupa’ya kesintisiz yani aktarma olmadan giden tek güzergah (karasal alternatif) Türkiye’den geçiyor. Diğer alternatif güzergahlar ya Akdeniz’de (Ceyhan, Tartus, Beyrut, Hayfa) ya Kızıldeniz’de (Akabe, Yanbu) ya da Umman Denizinde son buluyor.
Karasal alternatifte, Körfezden pompalanan petrol, Doğu Avrupa’ya kadar, aynı nakil hattıyla gidiyor. Diğer alternatiflerde petrol, nakil hatlarıyla limanlara taşınıyor. Limanlardan gemi-tankerlere yüklenerek Avrupa limanlarına sevk ediliyor. Avrupa limanlarından gideceği yere göre ya nakil hatlarıyla ya da tır-tankerle sevk yapılıyor. Karasal alternatifin yatırım tutarı, nakil hattı uzun olduğundan yüksek. Ama operasyon giderleri diğer alternatiflerle mukayese edilmeyecek kadar düşük. Zira aktarma, gemi, tır, sigorta gibi giderler yok.
Aktarmalı alternatiflerde, Umman ve Kızıldeniz’de son bulanların yatırım tutarları, Akdeniz’de son bulanlardan daha düşük zira kısalar. Bununla birlikte gemiler geçiş ücretleri yüksek olan Süveyş’i kullanacaklarından operasyon giderleri yüksek. Akdeniz’de son bulanların yatırım tutarı olarak en avantajlısı, en güneyde olan Hayfa, en dezavantajlısı, en kuzeyde olan Ceyhan. Zira en güneydeki en kısa, en kuzeydeki en uzun hat. Operasyon giderleri çok değişmez ama Suriye diğer alternatiflerden düşük olur.
Aktarmalı alternatiflerde Ceyhan’ın en büyük avantajı emniyetli olması. (Tabii Irak’ta PKK, Haşdi Şabi ve DEAŞ sorunlarının çözülmesi kaydıyla) Suriye, İsrail ve Lübnan hiçbir zaman Türkiye kadar güvenli olamaz. İlaveten Körfez Devletleri İsrail’le böyle bir ilişkiye girmek istemezler.
Karasal alternatif, doğalgazda, petrolden daha da cazip oluyor. Zira doğalgaz aynı nakil hattıyla Körfezden Avrupa’ya gaz formunda ulaştırılıyor. Oysa diğer alternatiflerde doğalgaz limanlarda LNG’ye dönüştürülerek gemilere yükleniyor. Boşaltma yapılan limanlarda LNG’den gaza çevrilerek kullanılacağı yere sevk ediliyor. İki sefer sanayi prosesine tabi olan gazın maliyeti yükseliyor.
Karasal alternatifin aktarmalı alternatiflerden farkı, müşterilerle önceden uzun vadeli anlaşma imzalamanın gerekmesi. Müşterinin gaz ve petrolü kimden hangi fiyattan alacağını ve üreticinin ürünlerini kime kaçtan satacağını bilmesi. Fiyat derken somut fiyattan bahsetmiyorum. Orta ve uzun vadeli enerji anlaşmalarında fiyat olmaz. Endeks olur. Yatırımı üretici yapıyorsa seçilen borsada oluşan fiyatın biraz üstündedir satış fiyatı. Yatırımı müşteri yapıyorsa borsada oluşan fiyatın biraz altındaki fiyata anlaşır taraflar.
Gazınızı ve petrolünüzü limana indiriyorsanız uzun vadeli anlaşma şart değildir, olsa da olur. Olmasa da olur. Petrol ve gaz her zaman borsa fiyatından alıcı bulur. Bu farklılık nedeniyle karasal alternatif için birilerinin inisiyatif alması gerekiyor. Ya Körfez ülkeleri inisiyatif alacaklar ya Avrupa ya da Türkiye. Petrol ve gazlarını gemilerle sevk etmeye alışmış Arapların ya da nakil hatlarının kapasitesinin düşük bir kısmını alacak olan bir Avrupalı devletin (Taşınan petrol ve gaz 15 ülkeye dağıtılacak) bu sürece liderlik etmesi zor. Normalde inisiyatif alması gereken AB, o kadar hantal ki el attığı bir işten sonuç çıkmaz.
Ankara inisiyatif alır ve karasal hatları hayata geçirebilirse hem Körfez hem de Avrupa ülkelerini Türkiye’ye bağımlı kılar. Yapılması gereken, sınırımızdan Almanya’ya kadar olan devletlerle hacimlerin netleştirildiği petrol ve gaz ön alım anlaşmaları yapmak. Sonra ortaya çıkan kapasite dahilinde Türkiye’ye en yakın Körfez ülkesinden başlayarak ön satım anlaşmaları yapmak. Bilahare alıcı ve satıcıları bir araya getirerek kesin anlaşmayı yapmak ve projeyi uluslararası piyasalardan kredilendirmek.
Türkiye ve Azerbaycan daha önce bu inisiyatifi birlikte alarak TANAP ve TAP doğalgaz nakil hatlarını hayata geçirdiler. Daha sonra Türkiye tek başına inisiyatif geliştirerek, ABD’den aldığı LNG’yi Keşan’da kurduğu tesiste gaza çevirerek Bulgaristan, Romanya ve Macaristan’a doğalgaz sevkine başladı. ABD bu modeli örnek alarak Dedeağaç’ta tesis kuruyor. Amacı öncelikle Yunanistan ve Ukrayna’nın ihtiyacını karşılamak.
Türkiye ve Azerbaycan bir millet iki devletler. Bununla birlikte Azerbaycan enerji konusunda Türkiye’ye bağımlı. Petrolünün %90 kadarı, gazının %85’ten fazlası piyasalara Türkiye üzerinden ulaşıyor. Körfez ülkeleriyle bu oranları yakalayamayız ama ne kadar yüksek oranlar elde edersek bize o kadar bağımlı olurlar. Aynı durum Avrupa içinde geçerli. Körfez’de tek başımıza inisiyatif almak durumundayız. Normalde Katar bizimle birlikte inisiyatif almak ister ama buna diğer Körfez ülkeleri sıcak bakmaz. Şevkleri kırılır.
Demirel’in büyük hizmetlerinden olan eski ismiyle Kerkük-Yumurtalık yeni adıyla Kerkük-Ceyhan petrol nakil hattının devreye alınması hızlı olacaktır. Zaten faal olan hat, onarım yapıldıktan sonra tam kapasiteye, yani günde 250-300 bin varilden, 1 milyon 600 bin varile çıkar. Akabinde makul bir yatırımla kapasite 1 milyon 750 bin varile çıkarılabilir. Bu hat son haline geldiğinde Irak, Türkiye’ye bağımlı olacak. Avrupa karasal hattı gerçekleştirilirse, Körfezin kuzeyindeki Kuveyt ve Katar’da aynı noktaya gelirler.
Gazze katliamı sırasında İsrail’e ihracat ve ithalat yapmayı yasaklamamıza rağmen, Azerbaycan’ın Bakü-Ceyhan üzerinden petrol sevk etmesini durdurmamamız, en büyük referansımız. Aksi olsaydı hiçbir alıcı ve satıcı Türkiye’ye güvenmezdi. Türkiye, sadece enerji sektöründe değil, yatırım yaptığı ve risk aldığı Suriye, Somali, Libya ve Sudan gibi devletlerde de uzun vadeli bağımlılık yaratma stratejisi uygulamalı. Modern imparatorluklar sömürü üzerine kurulmuyor. Tarafların hepsinin kar ettiği kazan-kazan prensibi esas alınıyor. Bu prensibin yanında bahse konu ülkeleri uzun vadede Türkiye’ye bağımlı kılacak siyasetler uygulamalıyız.
