Emperyalizm Türklerin yaşadığı coğrafya üzerine projelerini yapmaya 1800’lü yılların ilk yıllarında İngiltere eli ile başlamıştı.

Osmanlının 1517’de evirildiği çağdışı taassubu öne alan, içe kapanık yönetimsel sistemi, birkaç yüzyılda hastalıklı hal almış, metastaz yapmış ve artık 1800’lü yıllarda üzerinde proje uygulamalarına başlanmıştı.

Rusya’nın ve balkan halklarının emperyalizm maşası olarak kullanılması, 1836 İngiliz ticaret anlaşması satın alınan sadrazamlar, vezirler, sonuç olarak Osmanlıyı ameliyat masasında bıraktı.

Milletimiz emperyalist projelere ancak yüzyıl sonra, ittihat ve terakki partisi ile cevap verebilmiş ama yabancı olmayan ittihat terakki hareketi devletin ve kendisinin yıkılmasına mani olamamıştı. Çünkü metastaz vücudun her yerini sarmıştı.

Akabinde milletimiz 20 yıl sonra, emperyalizme Kuvva-i Milliye ( CHP) ile cevap vermiş ve kendi projesi ile ve ittihatçı kadrolarla Mustafa Kemal’in önderliğinde cumhuriyeti kurmuştur ve ülkemiz üzerinde ikinci dünya savaşının sonuna kadar yönetimsel anlamda bir emperyalist projeye müsaade etmemiştir.

Dünya sömürü düzenini 1944’de İngiltere’den devir alan ABD, ülkemiz üzerinde de 80 yıldır projelerine devam etmektedir ve kesin uygulamalarına da devam etmektedir.

Son 80 yılda yazar Erol Mütercimlere göre proje olmayan tek hareket 1965’li yıllardaki TİP ( Türkiye İşçi Partisi ) hareketidir.

Tabii yabancı kaynaklı olmayan siyasal hareketler olmuştur ama ya kuruluşta ya da yolda bir emperyalizmle tanışması olmuştur.

İhtilal, darbe, isyan, siyasi parti siyasi kişi sivil toplum kuruluşları hepsi toplam projenin bir parçası gibi duruyor.

Ülkemizi son 80 yılda yöneten siyasi iktidarların belirleyici unsuru hep ABD olmuştur. Gerek kurulması gerek yıkılması anlamında en çarpıcı örneği, 2001 yılında kriz sonrası ülkemizde başbakan yardımcısı olarak gönderilen Kemal Derviş aslında, Duyun-u Umumiye’nin tahsilâtçılarından farksızdı.

Ülkemizi 19 yıldır yöneten Ak Parti iktidarının proje olduğunu, ancak iktidar olduğunun 10’uncu yılında en yakınlarının itiraflarından öğrendik .( Abdurrahman Dilipak, Ali Bulaç, Erol Mütercimler yazıları).

Tabii ABD’nin uygulamaya koyduğu proje bir gün mutlaka değişiyor, tadilat yapılıyor.

Hep öyle oldu, şimdide sanki o zamanlara geldik.

Şimdiki yeni seçilen ABD başkanı bundan 4 yıl önce daha başkan yardımcısı iken ülkemizdeki dostları ile iktidarı değiştireceklerini açık açık söylemişti.

Bu dostluğu daha ABD seçimlerinin matematiksel olarak netleşmediği bir saatte ana muhalefet partimizin başkanının seçimi kazanacak gibi görünen Joe biden i dünyadaki ilk kutlayanlardan birinin olması, Selahattin Demirtaş önderliğindeki ABD güdümündeki Kürt siyasal davranışının ülkemiz nezlinde manipüle edilmesi ve sürekli gündemde tutulması. Diğer muhalefet partilerinde devşirmelerin karar mekanizmalarında olması sayılabilir.

İktidarı ikame eden ABD tabii ki muhalefeti de ikame ediyor ve kontrolünde tutuyor.

Şimdi Ak Parti için gerileme zamanı. Kullanılmış bir metres gibi kenara atılma zamanı. Ak Parti süreci ertelemeye, kendisi açısından bir çıkış yolu aramaya çalışıyor.( Kendisi için, millet için değil ).

Tabii ki hırçınlaşacak, antiemperyalist söylemler geliştirecek, millete sarılmaya çalışacak fakat çok geçmiş olacak.

Milletimiz ne 1 Mart tezkeresini, ne BOP eşbaşkanlığını ve Yahudi üstün hizmet madalyasını, ne askerimizin başına çuval geçirilmesini, ne Süleymanşah türbesinin kaçırılmasını, ne ABD başkanına özleyiş nağmelerini, ne ABD askerine dua merasimlerini, vesaire unutmayacak.

Peki, Ak Parti gidecek de yerine kim gelecek?

Gene bir proje mi?

Hazırlıklar var ve çok yoğun iyi incelememiz lazım.

Ak Partideki dışta kalan işbirlikçilerin, yeni partiler kurması, onların lakabının “Kraliçenin partisi” olmasını değiştirmiyor. Onlar sihirbazın elindeki melon şapkanın içindeki tavşanlardır. Stepne lastik olarak arabanın bagajındadırlar. Parlatılacakları günü bekliyorlar. Veya haremde beklerken halvete kabul edilmeyi.

Peki İmamoğlu?

Eğer bir proje ise çok hızlı deşifre edilmesi gerekir. Karışık bir kafa yapısına sahip olduğu görülüyor. PKK yöneticileri ile Karadeniz’in milliyetçi insanlarını aynı tencerede düşünebilecek bir absürt düşünce içinde gibi görülüyor. Karadenizli insanlar Kürtlerle tabii ki bir araya gelebilir ama İmamoğlu’nun geldiği yer olan Trabzon’da HDP’nin bir büro bile açamadığını göremiyor galiba.

Yerli olan Kürt halkı ile emperyalizmin maşası olan PKKHDP’yi birbirinden ayıramayıp HDP yöneticilerini kendisine yoldaş seçen bir yapılanma çok kısa bir zamanda deşifre olur.

Antiemperyalist, merkezinde millet olan, milleti için yaşayan, nefes alan, milletinin hakkını savunacak, güvenilir insanlardan oluşan, gerçek anlamda bir yeni siyasal harekete ihtiyaç var.

2023’de devletimizi yönetmek üzere yetkin, yetişmiş, genç, donanımlı bir Türk evladına teslim etmek gibi bir görevimiz olmalı...